8 Mart 1857 8 saatlik işgünü kazanımları ve kadın mücadelesinin günümüzdeki yeri

 8 Mart bir nostalji değildir?
Ve 8 saatlik işgücü kazanımı ile geçiştirilecek bir gün hiç değildir.
Kadın toplumsal yaşamda ‘’güçsüzleştirilerek bir kenara atılacak’’ varlık hiç değildir!
8 Mart, “sanayi devrimi sonrası, sermaye ile birlikte kazanılan CUMHURİYET ve eşit yurttaşlık kazanımlarının ileriye taşınması” tarihidir aynı zamanda…
Bugün “yaşamın her alanında bir saldırı yine sermaye tarafından sürdürülmekte, saldırılar yalnız kadın yaşamını değil, tüm toplumsal yaşamı tehdit ederek” sürdürülmektedir.
Tehdit kadını toplumsal yaşamdan kopararak, “cinsiyetçi, dinci” saldırı ile toplumsal yaşamdan ayrıştırmak istemekte, “bırakın toplumsal hayatı, evinde bile ikinci sınıf bir varlığa dönüştürerek, söz hakkını, çalışma hakkını” elinden alarak bir hapis hayatını kadından önce tüm topluma dayatmaktadır.
Oysa kadın, “erkek egemen toplum yaşamının bir parçası değil, o yaşamı doğurganlığı ile ortaya çıkaran, doğurduğu her bireyin kişiliğinin oluşmasını sağlayarak, toplumsal yaşamın hayat bulmasını sağlayan en önemli parçasıdır.”
Eğer toplumu cinsiyetçi bir parça içine alırsak, ilk önce yer alması gereken varlıktır…
Siyasi iktidarı elinde tutmak isteyen sermayenin, iktidarını korumak için kullandığı toplumsal çatışma kültürünün bir parçası olarak kullandığı yöntemlerin bir parçası olarak görmek bireysel, toplumsal, etniksel ve dinsel ayrışmanın yanında, cinsiyetçi bir yaklaşım için kullanılan ayrıştırıcılık içine yalnız kadınların değil, tüm toplum kesimlerinin karşı çıkması gerekmektedir.
Ülkemizde Cumhuriyetin kurulmasından sonra ve son 66 yıldır sürmekte olan, “toplumu ayrıştırarak, iktidarı ekonomik ve siyasi baskıcı olarak kullananların baskıları daha çok artmakta, kadının toplumsal hayattan kopartılarak, ikinci sınıf ve kul haline getirerek” yaşamımızdan kopartılmak istenmesinin siyasal koşulları dayatılmakta, son 13 yılda bunu daha çok hissetmekteyiz.
Sermayenin istediği, ‘’toplumun dikkatleri başka bir yere çekilirken, hem ekonomik hayatın özelleştirmeler ile, hem de çalışma hayatına yapılan yasal düzenlemeler ile kazanılan hakların ortadan kaldırılmasına yönelik girişimler devam ettirilmektedir.’’
Sermayenin istediği de tam budur.
Toplum, “etnisite, din, cinsiyet” olarak ayrıştırılarak, devam ettirilmekte olan çalışma hayatına yönelik düzenlemeler de sona gelinmekte ve bu saldırılar başkanlık, yeni anayasa ile tamamen zatturap altına sokulmak istenmektedir.”
En küçük hak alma eylemleri bile “polisiye” saldırı ile bastırılmaktadır.
8 Mart 1857 bir günde ortaya çıkan bir gün değildir.
“8 Mart 1857 gününe gelene kadar yıllar süren bir mücadele tarihi ortada durmaktadır.”
Türkiye Cumhuriyeti tarihi de, “Osmanlı İmparatorluğu altında 600 yıl süren bir mücadele tarihi olarak görmek” gerekiyor.
Toplum ve saray arasında süren iktidar mücadelesi tarihi…
“Şeyh Bedrettin’in 1416 yılında ayaklanma başlatması” buna örnektir.
Türkiye Cumhuriyeti, “dinin bir baskı aracı olarak kullanılarak sürdürülen otoriter bir yönetimin ortadan kaldırılarak, toplumsal yaşamın kadın erkek ilişkilerinde eşitlikçi, toplumsal yaşamın ortak bir paydası olarak kadını öne çıkaran, aydınlanmacı olarak gösterilen batılı ülkelerden önce siyasal yaşamda yerini almasının da temellerini atarak, kadını CUMHURİYET ile sosyal yaşamda yerini almasını sağlayan bir sistem olarak ortaya çıkmıştır.”
Kadına saldırı, aslında tüm topluma yapılan bir saldırıdır.
Bugün tüm topluma yapılan saldırıların sermaye tarafından yapıldığını görmemiz için meclis çalışmalarına bakmamız yeterlidir.
Çalışma hayatı ile düzenlemeler yapılırken, “iki yılda emekli olan milletin vekilleri tarafından kadınların 60, erkeklerin 65 yaşında emekli olmalarının yasal düzenlemeleri yapılmıştır.”
“Milletvekillerinin iki yılda emekli olmasının yasal düzenlemeleri yaşlaştırılırken sayın Arınc’ın, 3 gün konuşurlar, 4’üncü gün susarlar sözünü, umarım unutmamışsınızdır.”
Ekonominin kaynağını “toplumun yaptığı harcamalar ile alınan vergilerden oluştuğunu, buna rağmen halkın hem çalışırken, hem de emeklilik haklarının ortadan kaldırılarak oluşan kaynakların paylaşımında çıkan kavgalara dahil edilerek ayrıştırma kültüründen faydalandıklarını görmemek için” aptal olmak gerekiyor değil mi?
Ve aynı milletvekillerinin, “ekmeğe bile %8 KDV uygularken, pırlanta da %0 KDV uygulayarak, eşitsizliğin ayaklarını nasıl oluşturduklarını da.”
Bugün ülkemizde saldırı altında olan yalnız insan yaşamı değildir. Saldırıdan “tüm çevremizin içinde yer aldığı doğamız da” nasibini almaktadır.
Evet “bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günüdür.”
Ama saldırı kadın, erkek, doğa hepimize yapılmaktadır.
Ve bugün “8 saatlik çalışma hakkı yalnız kadınlara değil, taşeron düzenlenmesi ile, sermayenin ekonomik saldırılarının yanında, siyasal saldırmacılığının yasal koşullarının oluşturulduğunun günlerini yaşamaktayız.
Batıda sıkışan kapitalizm, ülkemiz de gericiliği yaygınlaştırarak siyasal varlığını sürdürmekte, ‘’ etnik, dinsel ve cinsiyetçi ayrıştırıcılığın baskıcı siyasal yöntemlerle sürdürülmek istenmesinin nedenlerini, insanlık tarafından neden sorgulanması gerektiğini, kendisine dayatılan siyasal sistemin ortadan kaldırılmasının, siyasal şartları mücadelesinin de…
Dikkatlerimizin “etnik, dinsel, cinsiyetçi ve bölgemizde sürdürülmekte olan savaşlardan ziyade, çalışma hayatımıza yapılmakta olan sınıfsal saldırı ve bunu ortadan kaldıracak siyasal şartları oluşturmaktan da” geçtiğini unutmadan….
YORUM EKLE