25 Eylül 2017 Pazartesi

Yatağan’da trafik kazası: 7 Azerbaycan uyruklu turist yaralı

Aşiyan Parkı ve Orhan Veli…

12 Eylül 2017, 09:30
Bu makale 57 kez okundu
Aşiyan Parkı ve Orhan Veli…
Sakin KOŞAR

 Bu konuya başlamadan önce, ünlü şairimiz Orhan Veli Kanık’ın Ülkü Dergisi’nde 01 Şubat 1945 yılında yazdığı “İstanbul Türküsü” şiirini bir güzel okumamız gerekiyor…

“İstanbul’da, Boğaziçi’nde/Bir garip Orhan Veli’yim/ Veli’nin oğluyum/ Tarifsiz kederler içinde…/ Urumelihisarı’na oturmuşum/ Oturmuş da bir türkü tutturmuşum;/ “İstanbul’un mermer taşları/ Başıma da konuyor, konuyor aman/ Martı kuşları/ Gözlerimden boşanır hicran yaşları/ Edalım, senin yüzünden bu halim/ İstanbul’un orta yeri sinema/ Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama/ El konuşur, sevişirmiş, bana ne!/ Sevdalım, boynuna vebalim…”/ İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim/ Bir fakir Orhan Veli/ Veli’nin oğlu/ Tarifsiz kederler içindeyim…”
İşte o unutulmaz dizelerin şairi, daha 36 yaşındayken kaybettiğimiz o büyük insan Orhan Veli Kanık’ın; II. Dünya Savaşı bütün şiddetiyle devam ederken, İstanbul-Bebek-Hisarüstü’ndeki Aşiyan Parkı’nda yazdığı bu duygusal şiiri unutulur mu?
Ünlü şairimizin bu şiiri ‘vasiyeti’ kabul edilip, o parka defnedilmiş, daha sonra da bu parka, elinde kitapla bir heykeli yapılmış, başına da martılar kondurulmuştu…
Herhalde basından takip etmişsinizdir; betonlaşmaya doyamayan yeni yönetimler, şimdi bu parkı da kapattılar, güzelim tarihi ağaçları işaretlediler, çevresini sac levhalarla kapatıp, orayı da dümdüz edecekler! Yeri bir türlü doldurulamayan o güzel şairimizi bir kez daha öldürecekler, ranta gözleri böyle doyacak belki, kim bilir? Ah dostlar ahhh; ölümünün üzerinden geçen 67 yıl sonra, şimdi bizler de daimi okuyucuları ve hayranları olarak “tarifsiz kederler içindeyiz!..”
Varlık Dergisi’nde 1939’da yayımlanan “Sabaha Kadar” şiirinde şöyle diyordu büyük üstat Orhan Veli;
“Şu şairler sevgililerden beter/ Nedir bu adamlardan çektiğim/ Olur mu böyle, bütün bir geceyi/ Bir mısranın mahremiyetinde geçirmek!/ Dinle bakalım, işitebilir misin/ Türküsünü damların, bacaların/ Yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını/ Yuvalarına…/ Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını/ Kullanılmış kafiyeleri yollamak için/ Kapıma gelecek çöpçülerle/ Deniz kenarına…/ Şeytan diyor ki: “Aç pencereyi/ Bağır, bağır, bağır; sabaha kadar!..”
Yani, koca İstanbul’da başka yer kalmadı da, bu unutulmaz dizelerin sahibi bir üstadımızın mezarı ve heykelinin bulunduğu o park mı kaldı dümdüz edilecek, ağaçları kesilecek.
Bu akıl dışı planları yapanlar kimlerdir, bilmiyoruz!? Ama şunu çok iyi biliyoruz: Bunların hepsini toplasanız var ya, bu büyük şairimizin; “Ne atom bombası/ Ne Londra Konferansı/ Bir elinde cımbız/ Bir elinde ayna/ Umurunda mı dünya!..” dizelerini yazdığı bir “Cımbızlı Şiir”i kadar bile etmezler!.. Şeytan diyor ki dostlar, aç bütün Belediyelerin anons cihazlarını, yeşili katleden herkese “bağır, bağır, bağır, sabaha kadar!..”
Orada yaşayan yöre halkına büyük görevler düşüyor; bu yıkıma asla müsaade etmeyiniz!.. yıkıldı mı artık oralarda başka park, bahçe, nostalji, sanat, tarih göremezsiniz artık!.. Hadi göreyim sizi….

banner19

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV