Bugün 6 Mayıs

 Toplumda etkileşim insanın ihtiyaçlarına göre ve insanın yaşadığı çevreyi etkilemeye başladığı zaman mı? Sorgulamaya başlamıştır kapitalist sistem.?
Yoksa, ‘’doğadaki herşeyi para olarak bir merkeze koymaya başladığı zaman mı?
İnsani değişim, kent yaşamı başladığı zaman ortaya çıkan bir çatışmanın sonucudur.
‘’Marksizim, bilimsel sosyalizm düşüncesi öncesi ortada olan sosyalist düşünceyi’’ redetmiyor.
Öyle ise, ‘’dünyada sınıflı yaşam kent yaşamının ortaya çıkardığı ve değişim aracı olarak paranın ortaya çıkması ile başladığı gerçeğininin de tartışılması gerçeğini ortadan kaldırmıyor.’’
Ülkemizde sosyalist bir devlet kurulması tartışmalarının, Osmanlıda da olduğu gerçeğini de……
Bugün ülkemizde kapitalist dönüşümün, 24 Ocak 1980 ekonomik kararları ve serbest piyasacılık ile uygulanmaya başlandığı konuşalım isterseniz.
‘’Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günde ‘’ batıda ortaya çıkan sanayileşmenin getirdiği ekonomik kalkınma modelini esas aldığı, Osmanlı İmparatorluğunun halk üzerinde sürdürdüğü dinci, baskıcı yönetimin son bulmasından sonra, halkın eğitim ihtiyaçları esas alındığı, kadının insan yerine konulduğu, aydınlanmacı bir tutum alarak işe koyulmuş ve CUMHURİYET’in kazanımlarının tüm topluma yayılmasının olanaklarını sermiştir.
Dünyada ortaya çıkan 1929 ekonomik bunalımı, ‘’yeni kurulan Cumhuriyet’in bu kararını gözden geçirmesini ve kamucu bir ekonomik programda ilerlemesine doğru evrimlenmesini ortadan kaldırmamış.’’
Ve ‘’1930’lu yıllarda kamu kaynakları ve tarımsal ürünler karşılığında Sovyetler Birliği ile sanayi tesislerinin kurulması sağlanarak, kamucu yatırımlara başlanmış.’’
Ekonomik krizleri savaşlar ile açmaya alışmış batılı emperyalistler,(Amerika, İngiltere) II. Dünya savaşında, hem Almanya, hemde Japonya’nın ekonomik kaynaklarını ortadan kaldırarak, emperyalist tekelciliğin gelişmesini sağlıyorlar. Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve İMF eliyle, Dünya’da emperyalist yayılmacılığı Dünya ölçeğine yayarak ‘’tekelci sermayenin egemenlik sınırlarını da’’ genişletmeye başlamışlardır.
1950’li yıllarda ülkemizde DP eliyle etki alanı içine almaya başlamışlar, askeri anlaşmalar eliyle toplumsal alanda etki alanlarını genişleterek ülkemizdeki ekonomik kaynaklarını da el atmaya girişmişlerdir.
1950’li yıllarda ‘’Fettullah Gülen ve yeni oluşturulmaya başlanan sermaye sınıfı  eliyle komünizmle mücadele dernekleri ile işe girişmişler, toplumu dinci, ırkçı kıskaç içine alarak, ülke içinde halkımızı birbirlerine düşman edecek politikanın temellerini atmaya başlamışlardır.’’  
‘’Osmanlının ortadan kaldırılması sonucu ortaya çıkan ve Afrikadan, Asya’ya kadar geniş bir alanı etkileyen Türkiye Cumhuriyeti’nin devrimci kalkışmasını ortadan kaldıracak ve günümüzde de devam eden kapitalist gericiliğin içine halkımız böyle atılmıştır.’’
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günde başlayarak, iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde de barşçı bir politik izlemesi, anti-emparyalist siyasal tutum içinde olması, emperyalist yayılmacılığın önüne bir set olarak görülmeye başlandı.
1960 27 Mayıs’ında yapılan askeri darbenin içinde barındırdığı, devrim-karşı devrim tartışmaları ve sonrasında ortaya çıkan Türkiye İşçi Partisi’nin mecliste 15 milletvekili ile yer alması, işçi sınıfında ortaya çıkan sınıfsal karakterli DİSK, 1950’li yıllarda başlayan üniversitelerdeki çatışmalı sürecin, 1968’li yıllarda devrim’in sınıfsal karakteri üzerine yapılan tartışmalar sonucu ortaya çıkan ayrışmalar ile parçalanması sağlanarak, 1971 12 Mart’ın önü açılmış ve 1970’li yıllardaki çatışmalı politik sürecin önü açılarak, 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile karşı devrime evrimlenmesi sağlandı.
 ‘’Anti-emperyalist eylemlerin gelişmesinin kırılması için komünizmle mücadele dernekleri ve kontrgerilla kampları kurularak, ulusalcı ve yurtsever çevre ile halkın karşı karşıya getirecek politik eylemlere başlanması, kamu kaynaklarına el konulması için batılı ülkelerle ekonomik ve siyasi ilişkilerin geliştirilmesi, bunun yerel ayaklarının kurulması için Necmetin Erbakan’ın Almanya’dan askeri uçakla getirilerek Milli Nizam Partisinin kurdurulmasının sağlanması, seçimlerde yapılan hileler ile siyasal istikrarsızlığın tüm toplum sathında yayılmasının sağlanması, demokratik eylemlerin, grevlerin, kooperatiflerin, derneklerin ortadan kaldırılarak emperyalist yayılmacılığın siyasal adımları atılıyordu.
İşte böyle koşullarda asıldı, ‘’Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan.!!!!!
Ve Denizlere Amerikan gemilerine karşı protestolarda saldıranlar, asılmaları için iki ellerini kaldıranlar, ‘’Anadolu aydınlanmacılığını’’ böyle boğdular.
Ve bugünlerde yeni Osmanlıcılık peşinde olanların önlerini açtılar.
1970’li yıllarda, ‘’Türk gençliği sağcı-solcu tartışmalarına kurban edilirken, aslında bir ülke teslim alınıyordu.’’
Serbest piyasacılık adı altında ‘’isteyen ürettiği ürünü istediği fiattan satacak diyerek, sahte zenginlikle aldatılan Türkiye halkı ile kooperatifler, üretici birlikleri, sendikalar arasındaki bağ kesilerek, ülke insanımızı yoksulluğa sürükleyen ekonomik politikaların uygulanması, 12 Eylül askeri darbesi ve özal eliyle uygulamaya sokularak, bugün saplandığımız bataklığa doğru sürüklenmemiz sağlandı.’’
Bu bataklık bugün ‘’başkanlıkçılık ve yeni Anayasa’’ adı altında sürdürülmektedir.
Ülkemizde ‘’emperyalist politik oyuncuların kendi aralarında sürdürdükleri güç mücadelesinin politik izleri, hem yerel, hemde ülke siyasetinde bir teslimiyete dönüştürülmüş, kurdukları kirli siyasal oyunlarla halkın da teslim alınmasının siyasal oyunları ile devam ettirildiğini’’ görmekteyiz.
Bugün, ‘’Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un ölüm yıldönümü.’’
Ve bugün daha fazla DENİZ olunmalı….
Deniz olunmalı ki, ‘’bitmeli bu kirli oyun.’’
Onların öldürülmesi ile emperyalistlerin kazanımlarının, politik oyunlarını görüyorsunuzdur umarım.
Ülkemizin ‘’fabrika ayarlarına dönmesini sağlayarak, yeniden tüm halkın eşit olduğu, sınıfsal ayrışmanın ortadan kalktığı, fırsatların bir avuç sermaye sınıfına değil, tüm toplum sathına yayıldığı bir Türkiye’ye dönüşmesini sağlayabiliriz.’’ 
YORUM EKLE