CEVDET POLAT - ALEVİ ÖLÜSÜ İT ÖLÜSÜ…

      İlkokulun küçük ve yazılı tahta sıralarında kalacak sanmıştım üç yanı denizlerle ve dört yanı yedi düvel düşmanlarla sarılı bir ülkede yaşadığımız bilgisi. Lisede ki paranoyak müdürümün her pazartesi günü kışlaya ve Cuma günü cepheye saldığı 12 eylül soslu konuşmalarını dinlemesem de asker de elimiz tetikte geçti.
         Yaratılmak istenen sahiplenme duygusunu ait olma duygusunu coşturmak olunca karar alanların öğretenlerin ve yönetenlerin bir çatışma dili kullanması anlaşılır oluyor. Dünya da herkesin bize düşman olduğunu bildiğimiz de sanki bu ülkeyi daha çok sevecekmişiz gibi geliyor sanırım.
         Dışarı da düşman aramamız yetmemiş olacak ki son günlerde özellikle Kürt hareketinin ortaya çıktığı günden beri daha dar daha lokal alanlarda düşmanlarımız çıktı. Mikrofonu bulan herkes vatan haini, terörist sünnetsiz gavur terimlerini ermeni dölü, zinacı Kızılbaş, domuz yunan vb. terimlerine ekledi.
         Liseden itibaren bunun bir paradigma olduğunu düşünmeye başlamıştım ki bir gün ülkenin orta yerin de elinde taşlarla bıçaklarla yürüyen on binler bir otele sıkıştırdıkları tamamı Alevilerden oluşan aydın yazar ve sanatçıları otelle beraber yaktı. Geride 33 canın yanmasından başka yıllardır bu ülkede belirli bir kesim de var olan alevi kinin öfkesinin üzerine örtülen saklama bezini de yakmıştı.  Dava döneminin adalet bakanın insan yakanlardan yana tavır alması avukatlığını üstlenmesi öyle basit bir meslek gerekliliği ile açıklanabilir olmamalıydı. 3 Temmuz gazetelerinin çoğunda yanan insanların suçlanması da bu adalet bakanının bu kadar kolay taraf olmasını sağlıyordu.
        Kendine benzemeyeni yok sayan aşağılayan değiştiren değişime direneni yok eden(dersim, koçgiri, ermeni tehciri vb.)  uygulamadaki devlet anlayışı dönem dönem et- tırnak ikilemine sıkışmışsa da asli unsurlar tırnakları kesip atmaktan asla tereddüt göstermediler.
        Sanırım geçen yıldı. Başbakan Erdoğan Sivas katliam davasının zaman aşımına uğratılma becerisini soran gazeteciye “ dönem dönem sıvaş a gidiyorum babası cezaevin de olan çocukların dramı canımı yakıyor… buna bir çözüm üretmeliyiz” dedi.. yazarken zorlandığım bu kelimeyi o dedi. Gazeteci sordu mu bilmiyorum insan yakanların ceza alıyor olmasının hangi vicdanı yaraladığını… İşte burada soruyorum;  o kızın babasının yaktığı insanların çocukları babalarının cenazelerine yanık bedenlere sarılamadılar bunun için sızlayan bir vicdanınız var mı sayın başbakan…
         CHP genel başkanı kemal Kılıçdaroğlu olunca miting alanların da Kılıçdaroğlu’nun alevi kimliği üzerinden aşağılamalar yapılıp halka alkışlatılmakla kalmadı, Çorum da “Alevi katliamı vaciptir” diyen ve Alevilerin ensest  ilişki içinde olduğunu söyleyen zırva imam Ebu suud a selam etmekten zerre çekinmediler. Koca seçim dönemi alan alan küfredilen nefret edilen aşağılandığı için çılgınca alkış alan alevi düşmanlığı Gezi parkıyla zirve yapacaktı.
         Ankara da 3 metreden kafasına ateş edilerek öldürülen ETHEM SARISÜLÜK için cemevin de namaz bile kılmaya izin verilmedi. Devlet cemevinin önünü kapatıp evlatlarını uğurlamaya gelenler bibergazı ve tazyikli su ile darp edildi. Tabut yerlerede süründü öyle ya Alevi ölüsü it ölüsü ne  namazı ne duası… Devlet yasalarını uygulayanlar alevi öldürmek serbest deyip katili serbest bırakırken başbakan son madalyayı taktı “ polisimiz destan yazıyor” diyerek. Ve Ethem i vuran polise onun vurulduğu yere asılan koca bir pankartla teşekkür etti i.Melih gökçek.
        Ortadoğu da ABD çıkarlarının ileri karakolu olmayı hedef alan hükümet dünya üzerinde Müslümanları öldürsün diye haçlı ordularını Suriye’ye davet ederken içerdeki halkı da yine bildik öfkeyle ikna etmeye çabaladı. “ Yok, öyle yüzde 7-10 la çoğunluğu yönetmek. Zaten bu Esed alevi bunun katli vaciptir” demekten çekinmedi, sakınmadı. Reyhanlı da göz göre göre öldürülen insanlarımıza bu kini yüzünden kimlik biçip ölüler üzerinden mezhepsel çıkar sağlamanın ucuz pazarlamacılığını yaptı. “  Bu Esed denen Alevi Reyhanlı da Sünni kardeşlerimizi öldürdü” oysa ölenlerin için de aleviler vardı çok da önemli de değildi ama başbakan ya onları ölü saymadı ya insan saymadı ya da alevi olduğu için kıymetli saymadı…
            Kürsülerden küfürleri alkışlayan düşmanlığı bileylenmiş halk nihayet Eskişehir de gül yüzlü İSMAİL ALİ nin cenazesine küfür ederek sahaya inmiştir. Üzerinde evladının montuyla ağlayan annesine küfür ediliyor artık… mutlu musunuz sayın başbakan. Oğlunun posterine dokunarak ağlayan bir babaya hastane penceresinden bir anne küfür ediyor mutlu musunuz sayın başbakan…
       Küçük mahallerimizde kentlerimiz de yoldan geçen ölülerin dinini mezhebini sormadan saygı duruşuna geçip dua okuyan halk artık cenazeye küfür etmeye başladı. Gözünüz aydın sayın başbakan istediğiniz oldu yeni bir öteki yaratıp cephenizi güçlendirdiniz…
       Eskişehir de İSMAİL Ali’nin cenazesin de bulunurken küfür yiyen aşağılanan kızıma bu ülkede Alevilerin canlısının ve ölüsünün değersiz olduğunu ister İSMAİL ALİ ol küfür edilsin ister yıllarca bu halkın türküsünü söyleyen NEŞET ERTAŞ olup Cemevine sokulmamak için ölüne eziyet edilsin. Bu ülkede alevi ölüsü it ölüsü kızım ne musalla taşı ister ne de saygı duruşu… 
YORUM EKLE