“Çocuktur” Deyip de Geçmeyiniz !?

Son yıllarda bilimsel eğitimden, pedegojik anlayışlardan epeyce uzaklaşmış olduğumuz gözleniyor… Halbuki bu ülkeyi kuran atalarımız, çağdaş dünyaya entegre olmak için boşuna mı uğraşmışlar, boşuna mı o devrimleri yapıp, Köy Enstitülerini boşuna mı kurmuşlardı?

Köylerde çalışırken, lise matematik öğretmeni olan benim dayıoğlum Suat Gencel’in bir kızı vardı… Adı ‘Ezgi’ olan ve daha 8 - 9 yaşlarındaki bu zeki çocuğumuz, sorduğu sorularla herkesi bunaltırdı… Bir gün benim bahçeye ailece erik toplamaya gitmiştik… Orada babasına demiş ki; “Baba, bugün okulda ‘Dünya ve Ay’ konusunu işledik… Güneş bize hem ışık ve hem de ısı veriyor, peki neden Ay Dede sadece ışık veriyor?” diye sormuş…

Bizim Suat da, bu yaşa kadar hiç aklına gelmeyen bu konu hakkında kem-küm etmekten başka bir yanıt veremiyor… Ezgi yeterli cevabı alamayınca, tutmuş bir soru daha sormuş; “Bize anlattıkları bütün Peygamberler erkek, neden bir kadın Peygamberimiz yok baba?” demez mi? Terini silen Suat, her zaman yaptığı gibi yine çocuğunu benim başıma salıp; “Kızım, bunları en iyi Sakin amcan bilir, ne olur bunları git de ona sor” demiş…

Erik ağacı altında Ezgi yine benim başımda bitti ve aynı soruları bana da sordu… Bu yaştaki bir çocuğun, yüksekokulları bitirip de öğretmen ve baba olmuş bizlerin bile hiç aklına gelmemişti… İlk şaşkınlıktan sonra; “Çocuk işte!..” deyip de geçiştirmek istedimse de, çocuğun ısrarları üzerine, bu konuda bize ne öğrettilerse anlattım… Yanıtlardan pek tatmin olmamıştı ki, ağız-burun kıvırarak benim yanımdan ayrılıp, yere düşen erikleri toplamaya koyulmuştu… Şimdilerde o güzel ve zeki kızımız Ezgi nerede biliyor musunuz: Başta Çin, Hindistan, AB Ülkeleri olmak üzere, dünyadaki beş bine yakın şirkete mal satan ABD Şirketinin başarılı bir CEO’su…

İlk görev yerimde, okulun tek öğretmeniydim, 5 sınıf bir arada ve 46 öğrencim vardı… “Yaşar” ismindeki, sınıfta kala kala 14 yaşına gelmiş 4. sınıftaki bir öğrencim; hem okulun, hem de mahallenin en şer, en ele-avuca sığmaz çocuğuydu… Her suçundan ötürü önüne gelen onu döve döve, çocuğu ‘dayak beden’ yapmışlar, artık dayaktan da korkmaz olmuştu… Teneffüs sonrası sınıfa girdiğimizde, en az 15 öğrenciden Yaşar hakkında suçlama geliyordu… Bense, sıfır tecrübeyle yeni göreve başlamış, bu sorundan ötürü uyku uyuyamaz olmuştum!…

Bir gün her şeyi göze alıp, gizli oylama ile ‘Okul Başkanı’ seçimi yaptım… Kendi oyu dışında, hiçbir öğrencinin oy vermediği Yaşar’ı, ‘seçim hilesi’ yaparak, Okul Başkanı seçtim… Bütün öğrenciler ‘Kim buna oy verdi?’ diye birbirlerini suçlarken, Yaşar görevine başladı…

Sonra ne oldu biliyor musunuz? Bugüne kadar herkesin dışladığı, horladığı, korkudan dolayı saygı duyduğu Yaşar, birden bire okulun en onurlu görevine gelince; hem psikolojisi, hem kimyası ve hem de fiziği değişti!.. Her gün, her konuda şikâyet edilen Yaşar, artık başkalarını şikâyet eder oldu!.. Komşunun camını kıran, amcasının sabanlarını kesen, dayısının zeytin ağaçlarını doğrayıp, imamın bal kovanlarını dereye yuvarlayan Yaşar, adeta bir iyilik meleği kesilip, herkese her işinde yardım eder olmuştu!.. Bir gün babasının gelip de, boynuma sarılarak, ağlaya ağlaya bana teşekkür edişini asla unutamam!..

Maliye memuru bir arkadaşım anlatmıştı: “Yeni bir İlçeye tayın olmuştum… Hemen bulduğumuz bir kiralık eve taşındık… İlkokul 5. sınıfa giden kızım bir gün geldi de ne dese beğenirsiniz: “Baba, ev kiralarken hiç düşünmüyorsunuz; her sabah kalktığımızda sen dairene, ben de okuluma giderken, Doğu tarafa gidiyoruz… Yeni doğan güneşin yatay ışıkları gözümüze gelip, yol boyunca bizi şaşkına çeviriyor; akşamüzeri de eve dönerken, batmakta olan güneşin yine yatay ışıkları yüzünden yakında kendimize gelemiyoruz!.. Ev kiralarken niye bunlara dikkat etmiyorsunuz?” demiş, iyi mi? Yani şu anlattıklarıma bakınca, ‘Bunlar Çocuktur’ diye küçümsemenin bir anlamı var mı, ha!?

YORUM EKLE

banner47