CUMHURİYET 95 YAŞINDA… KUTLU OLSUN

Cumhuriyet, bizim aydınlanmaya yani aklımızı kullanmaya cüret etmeye, özgürlüğe ve özgür bireye, kulluktan kurtulmaya, insan haklarına “merhaba” demenin kilometre taşıydı. Gücünü gökten değil, akıl ve bilimden almanın, Anadolu topraklarında aklını kullanabilen insanların özgür ve bağımsız yaşamasının yollarını açan aydınlık bir pencerenin adıydı. Tarım toplumunun kültüründen, orta çağ değerlerinden sıyrılıp insanlığın hümanist evrensel değerleriyle buluşmanın adıydı. Kadının özgürleşmesinin, bilim ve sanata yolculuğun adıydı. Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası yaratılan büyük bir aydınlanma imecesiydi. Büyük bir eğitim hamlesi, halk çocuklarını okulla, eğitimle, sanatla buluşturmanın adıydı. Anadolu topraklarında kendini var etmiş tüm kültürlerin üzerinden yeni bir ulus yaratmanın heyecanıydı, bir kültür devrimiydi.

Her ülkenin toplumsal gelişim süreçleri kendi dinamiklerine bağlı olarak gelişiyor. Toplumların “din” ilişkileri ve yüklediği anlamlar da farklı. Batı toplumları yaşadıkları Rönesans süreçleri sonunda din ile olan ilişkilerini yeniden düzenlemişler ve din, kişi ile tanrı arasında özel bir ilişki olarak yer almış. Seküler yaşamı ve demokrasiyi temel alarak gelişme süreçlerini başarıyla taçlandırmışlar.

Türkiye’de ise Cumhuriyet, bir devrimdi ve dönüşümü öngörüyordu. 600-700 yıllık bir imparatorluk, tarım toplumunun üzerine kurulmuştu. Tarım toplumu değerleri ile Cumhuriyet değerlerinin örtüşmesi olanaksızdı. Tarım toplumu insanı; biat eder, sorgulamaz, akıl ve bilimden yana değildir, hayır ve şerrin gökten geldiği inancıyla şükreder. Süreç içerisinde aydınlanmanın kurumu okul ile tarım toplumu değerleri çatışır hale gelir. İçinde yaşadığımız yıllarda yaşanan olay budur ve cami ile okul gibi misyonları farklı iki kurum iç içe girmiştir. Pedagoji ve bilime aykırı bu durum yaşadığımız yılların en büyük ironisidir…

Tarihin bu döneminde ülkemizde okul, yani akıl ve bilim; göreceli, geçici bir gerileme ve yenilgi yaşamaktadır. Ama toplumsal diyalektik gelişim; hayatın hep iyiden, güzelden, doğrudan yana aktığını ifade eder. Bu nedenle bu gerileme, mutlaka aşılacaktır. Akıl ve bilimin egemenliğini inanmış, demokrasiden, hukuk devletinden yana olan bu ülkenin demokratik güçleri Cumhuriyetin 95. Yılı kutlamalarına bu bilinçle bakmalıdırlar. Tıpkı enstitülü Başaran’ın “Çamlıbel’de bir gül açsa /Uykuları kaçar/Bolu Beyi’nin/Çünkü kırmızıdır gül/Halkın ve toprağın/Uyanışına benzer” dizelerinde olduğu gibi.
1923-1946 Devrimci Cumhuriyet dönemi. Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Mustafa Necati, Saffet Arıkan, Hasan-Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, Rüştü Uzel ve pek çok adsız kahramanın işle, emekle ve de tutkuyla Cumhuriyet aydınlanmasının çatısını kurdukları dönemin adı. Tabii ki her dönem anti-tezini üretiyor. Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Reşat Şemsettin Sirer, Adnan Menderes, Celal Bayar, Emin Soysal ve pek çok kişi Cumhuriyetin bu aydınlık yolculuğunda anti-tez olarak tarihte yerlerini alıyorlar. İkinci grupta yer alanlar, bireyin özgürlüğü, akıl ve bilimin egemen olduğu demokratik hukuk devleti öngörüsünden çok uzaktılar. Soyut, içi boş sandıksal bir demokrasi kültürü ve araçsallaştırılmış dini söylemlerle yarattıkları Cumhuriyet karşıtlığı bu dönem tartışmalarının en önemli ayrışmasıydı.

Sosyalizm bir aydınlanma düşüncesidir. Sosyalistler de akıl ve bilimi, laik-seküler yaşamı temel alırlar. Tüm bu süreçlerde ülkenin sol siyasi kadroları, yazarlar, şairlerin büyük acılar yaşadığı da açıktır. 1930’lara girerken Nail Çakırhan, Nazım Hikmet ve sonraları Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Muzaffer Şerif, Behice Boran ve pek çok aydın derin acılar yaşamıştır. Cumhuriyet kuruluş sürecinde oluşan bazı derin ordu yapılarının sol karşıtlığı, ülkenin 2018 muhafazakar fotoğrafının oluşmasında önemli parametrelerdir. Buralarda bir özeleştiriye ihtiyaç vardır. 1947 Yücel’in ve Tonguç’un tasfiyesi, Tan gazetesi yakılması, Sabahattin Ali’nin öldürülmesi, Nato yolculuğu ve Köy Enstitülerinin kapatılışı Cumhuriyetin yaşadığı önemli travmalardır. 1950’den sonra iktidara gelen tüm sağ siyasal iktidarlar hiçbir zaman özgürlükçü olmamışlar ve varlıklarını sol-Cumhuriyet karşıtlığı üzerinden yaratmışlardır. 1950 sonrası oluşan tüm anti-demokratik süreçler üzerinde Cumhuriyet eleştirisi yapmak o nedenle doğru değildir. Yine ordunun 1960, 12 Mart, 12 Eylül darbelerinin ülkedeki aydınlanmacı sol kültürün üzerinden buldozerle geçmesinin bu fotoğrafın oluşmasına katkısını inkar etmek mümkün değildir. Solu ezen bir Cumhuriyetçilik anlayışı günümüzü yaratmıştır. Bugün bu düşünsel tartışmayı yaparak yeniden Cumhuriyet demenin yollarını aramak tarihsel bir görevdir. Bugün ülkeyi yönetenlerin bu anlamda mazlum olduklarını ifade eden söylemleri gerçeği yansıtmamaktadır.

29 Ekim 2018, özgürlüğünü ve özerkliğini kaybetmiş suskun, toplumsal vicdan olamayan üniversiteler, eğitim hakkını, laik, demokratik, bilimsel eğitimi dışlayan, dinselleştirilmiş-piyasalaştırılmış bir eğitim, nitelikli öğretmen yetiştirme heyecanını kaybeden eğitim sisteminin yaşamımıza egemen olduğu bir tarihsel döneme işaret ediyor. İleri Demokrasi (!) adıyla demokratik hukuk devletinin, basın özgürlüğünün, yargı bağımsızlığının kaybedildiği böyle bir dönemde Cumhuriyet Bayramını, Cumhuriyetin 95. Yılını kutluyoruz. Cumhuriyet kavramını düşün dünyalarında taşımayan, varlıklarını Cumhuriyet karşıtlığı ile yaratan siyasal iktidarla Cumhuriyet Bayramını kutluyoruz. Tüm bu süreçlerde yeniden demokrasi ile taçlandırılmış bir Cumhuriyeti yaratmak için çalışkan, tabanın nabzını tutan, parti içi demokrasiyi, katılımı ve dayanışmayı yücelten bir muhalefet gereksinimi ile 95. yılı kutluyoruz.

Ülkenin demokratik güçleri işle, emekle, tutkuyla üretilen Cumhuriyeti demokrasiyle, insan haklarıyla, emek hareketiyle buluşturarak geleceğe taşıyacaklardır. Cumhuriyetin 95. yılını bu bilinçle bakarak ortak Cumhuriyet yürüyüşü yaratılmalıdır. Cumhuriyetin 95. yaşı kutlu olsun…

YORUM EKLE

banner47