Cumhuriyet’in tartışılması ve başkanlık sistemi.

Türkiye cumhuriyet’inin kurulması, olağan üstü bir döneme rastlar.
 sanayileşme sonrası enerji bir talep olarak değil, ihtiyaç olarak ön plana yerleşiyor. Bakü ve musul petrollerinin keşfiyle birlikte, son demlerini yaşamakta olan osmanlı imparatorluğunun da ortadan kaldırılması sanayi ülkeleri tarafından ele alınmaya başlanır.
Sanayi ülkeleri arasındaki ekonomik rekabet, bölge üzerinde hakimiyeti de zorlaştırmaktadır. Bir de rusya’da sosyalist devrimin ortaya çıkması, anadolu üzerinde yeni bir siyasal sürecin başarılmasını ön plana getirir.
Anadoludaki siyasal devrimin önüne geçilmesi.
Anadoluda, ‘’osmanlı imparatorluğunun ortadan kaldırılması ile ortaya çıkan siyasal boşluk, anadolu halklarının siyasal tercihlerini sosyalist bir devrime yöneltmek üzereyken, atatürk’ün siyasal tercihini batıcı bir ekonomik devrimden yana yapması ile türkiye cumhuriyet’i siyasi tercihini batıda yerleşmiş olan siyasi tercihlere yöneltmiş, bu tercih sosyalist rusya’nın türkiye devrimi için ekonomik, silah ve cephane yardımları yapmasına da engel teşkil etmemiştir.’’
1945 sonrası batının ‘’türkiye cumhuriyeti içine siyasi ve ekonomik olarak yerleşmesine de.’’
1950 yılından sonra ‘’ülkemizde çok partili siyasal yapı, bir sandık demokrsisi olarak topluma sunulmaya başlanmış, siyaset tamamen emperyalist ülkelerin ekonomik çıkarları doğrultusunda şekillendirilmeye başlanmıştır.’’
Bunun için 3 askeri darbe yapmaktan çekinmemişler, siyasetin de bir cephe siyasetine dönüştürmek için her türlü manüpilasyona dönüştürmüşlerdir.
Artık olay türkiye cumhuriyet’inin tasfiyesine doğru gitmektedir.
Türkiye cumhuriyetinin tasfiye sürecine sokulması 12 eylül 1980 amerikancı darbe sonrası hızlandırılmış, toplum hızla bir yoksulluk sürecine sokularak, dinci sekülerizmin haki olmasının siyasal oyunları gündeme getirilmiştir.
Günümüzde ‘’siyasi yapı tarafından baskı altına alınmasını önlemek için denetim yetkisi olan cumhurbaşkanı, toplumsal yapının tasfiyesine yönelik bir eylemlilik içine girerek, siyasetin toplum üzerinde kurduğu ekonomik faşizmin meşrulaştırılmasına yönelerek, toplumsal denetim misyonunu ortadan kalkmasına yönelik bir eylem içine girmektedir.’’
‘’anayasa’nın bekleme odasına alındığını’’ söyleyerek, görev suçu işlemektedir.
‘’kaymakamlara mevzuatları görmeyin diyerek’’ anayasa suçuna devam etmektedir.
Siyasetin görevi, ‘’halkın refah seviysinin korunmasını ve hatta yükseltilecek ekonomik programları uygulamaktır.’’
Ülkemizde, ‘’12 eylül 1980 askeri darbesinden sonra kurulan bütün siyasi yapılar, halkın ekonomik olarak yoksulluğa sokacak programları uygulayarak günümüzde uygulanan siyasetin önünü açmışlardır.’’
Uygulanan ekonomik programlar, yine batılı emperyalist ülkeler tarafından önümüze konulan ve uygulanan ekonomik programlardır.
Amerikalı emperyalistler, ‘’biz emperyalizm sonrası bir siyasi uygulamalar içine’’ girdik derken, ‘’halklar yeniden despotik bir siyasi uygulamalar içine sokularak, vahşi kapitalist uygulama içine sokulmak istenmekte ve emperyalistler bunu yeni siyasi model olarak pazarlamaktan çekinmemektedir.’’
Ülkemizin emperyalistlerin yeni rol modeli olarak öne sürüldüğünü görmekteyiz.
Ülkemizdeki siyasal faşizmin geldiği noktada batıdan yeterli seslerin çıkmaması veya çok cılız birkaç duyarlı sesten başka sesin duyulmaması, rol modeli olarak getirildiğimiz yerin ayak seslerini duymaktayız.
Türkiye cumhuriyeti tasfiye edilirken emperyalizmin politik tercihi bugün ülkemizde başkanlık tartışmasını tüm siyasi ve ekonomik çöküşe rağmen halkın önüne getirmekten çekinmeyenlerdir. Bu yeni imparatorluk çağına girişte, emperyalizmin siyasal oyun sahası olarak geldiğimiz yeri göstermektedir.
Burada ‘’türkiye halklarının tercihi öne doğru gelmektedir.’’ türk halkları tarihten bugüne kurultayların toplanarak, hakanlarını seçerek günümüze gelmiş ve bu türkiye cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra da devam etmektedir.
Bütün gerçekler ortadayken emperyalistlerin oyun sahasında yeni bir geri dönüşü tasvir eden başkanlık kandırmacası, anayasal değişiklikle önümüze getirileceği görünmektedir.
Burada türkiye halkı olarak sizler, ‘’türkiye cumhuriyet’inin tasfiyesi anlamında akp ile dirsek temas içine girerek tasfiyenin hızlanmasından yana mı? Tavır alacaksınız? Yoksa, 1923 yılında kurulan türkiye cumhuriyet’inin toplumsal eşitlik, ekonomik eşitlik, eğitimde eşitlik, aydınlanma, toprak reformu, toplumsal refah için kamusal kalkınma, eğitimde dincileşmenin önüne geçilmesi vb. Yapının devamından yana mı?’’
Kapitalist sistem toplumları zaturap altına almak için sanayileşme sonrası ‘’almanya, italya, ispanya, japonya’’ gibi ülkelerde kullandığı siyasal faşizmi, toplumumuz önüne dinselleştirerek getirerek, bölgemizde etkin bir rol oynamak ve yönetmeye devam ettirmek istiyor.
Bunun siyasal uygulamaları bugün ülkemizde uygulanmaktadır.
Oysa toplumumuzun beklentisi ‘’halkın ekonomik ve siyasi uygulamalar altında ezilmesi değil, toplumsal eşitliğin kurulduğu, bireyin eşit, özgür, katılımcı bir demokrasinin uygulandığı bir ülkeye dönüşmektir.  
YORUM EKLE