Devlet görevlilerinin, halka karşı sorumlulukları nedir?

Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri Anayasa`nın 104. Maddesi’nde belirtilmiştir.
Bu yetkiler, Türk milleti adına yapılacak görevleri ifade eder.
Yürütme ve yasama karşısında halkın hukuki, ekonomik haklarını yerine getirerek ‘’güçler ayrılığında, toplumun haklarının yürütme (siyasal iktidar) tarafından çiğnenmemesi için’’ sorumluluk üstlenmiştir.
Görev ve yetkilerinde yazılı olan, ‘’Cumhurbaşkanı Devletin başıdır’’ ifadesi, ‘’görev ve yetkilerini halk adına yerine getirir’’ şeklinde okunmalıdır.
Devlet, ‘’toprak ve halkı’’ ifade eder.
Öyleyse, ‘’Cumhurbaşkanının siyasi bir görevi yoktur.
Ekonomik sistemi toplum nezdinde kullanan siyasi iktidarın karşısında, toplumun hak ve menfaatleri korunması için temsiliyet görevini yerine getirir.’’
Bu amaçla siyaset yapamaz.
I.Dünya savaşından sonra ortaya çıkan ve Osmanlı İmparatorluğunun dağıtılması ile başlayan süreç, Türkiye Cumhuriyetini ortaya çıkaran özgül koşullar ile günümüzde topluma dayatılan adına, yeni ‘’Osmanlıcılık’’ denilen siyasal süreç birbirinden farklıdır.
Cumhuriyet’in kuruluş döneminde kurucu irade Mustafa Kemal Atatürk’ün kullandığı yetkiler, bu anlamda değerlendirilmelidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün aynı zamanda C.H.P’sinin genel başkanı olması, toplumsal eğitimin düşük olduğu kurulmakta olan yeni sistemin kurucu irade tarafından yine toplum adına kullanılması, bu anlamda devrim kanunlarının hayata geçirilmesi, yeni sistemin toplumsal ayaklarının oluşturulması için aydınlatma görevini üstlenen, bunu ifade eden, görev ve yetkilerini kullanırken Cumhuriyet’in ekonomik kalkınma, siyasal geleceğinin yönlerini gösteren, bir görev olarak kullanıldığını görüyoruz.
Bugün topluma dayatılan siyasal uygulamalar ise, ‘’Cumhuriyet’in kazanımlarını ortadan kaldırılacak siyasallaşmış bir başkanlık sistemine eklenmek istenen yeni Anayasa ile hesap vermeden uzaklaşan, toplumsal ekonomik refahın ayrıcalıklı bireylere terk edildiği, toplumun dinsel bir yönetim içine sokularak birey özgürlüklerden uzaklaşan, biatçı toplumsal yapının dayatıldığı yeni siyasal sistemin dayatıldığı, eğitimin, sağlığın devletin sorumluluğundan alınarak piyasa koşullarına terk edildiği, toplumun ekonomik kalkınmadan aldığı kazanımlarının elinden alındığı, üretimden uzaklaşan bir toplum profilinin siyasi iktidara terk edilerek tüketici konumuna getirildiği, her şeyin piyasalaştığı yeni ekonomik modelin ekonomik kalkınma olarak topluma sunulduğu, Cumhuriyet’in kazanımlarından yok sayıldığı, yeni bir siyasi yönetimin Cumhurbaşkanının aktif bir rol içine girerek topluma dayatıldığı, siyasal sistemin istendiğini’’ görüyoruz.
Bu bir geriye gidiştir.
‘’Cumhurbaşkanı’nın, toplumu geriye gidişi götürecek siyasal uygulamalar içinde bulunacak görev yetkiler içine giremez.’’
Cumhurbaşkanı ‘’siyaset eğer böyle bir girişim içine girerse, siyaset üzerinde yine toplum adına görev ve yetkilerini kullanacağı ’’ Anayasa’nın 104. Maddesinde yazmaktadır.’’
Cumhurbaşkanı, ‘’kurulu olan Türkiye Cumhuriyeti’ini ortadan kaldıracak siyasi oluşumları siyasi düşüncesi ne olursa olsun, dayatacak siyasi anlayış içinde de olamaz.’’
Anayasa değişikliğini halk oylamasına götürmek istediği zaman, yine toplumun hak ve menfaatlerini gözeterek bunu yapar.
Bugün ‘’Cumhurbaşkanının siyasallaşmış, toplumsal dönüşümü kendi düşüncelerini topluma dayatan, bu isteklerinin gerçekleşmesi için siyasal kutuplaşmalardan, toplumun dini duygularının ayrıştırılması olarak kullanmaktan, toplumsal etnik ayrışmayı kullanmaktan, komşu ülkelerle siyasal kutuplaşmalar içine girerek bunlardan siyasal menfaatler sağlamaktan, siyasal kutuplaşmaların yarattığı ve toplumu etkileyen ekonomik kayıpların ortaya çıkmasını sağlayan girişimlerin’’ içine girdiğini görmekteyiz.
Adına ne dersek diyelim, toplumsal ayrışmadan medet uman siyasal gelişmeler, Türkiye Cumhuriye’ini ortadan kaldıracak siyasal gelişmeler olarak önümüze çıkmaktadır.
Etrafımızdaki ülkelere yapılan ‘’emperyalist siyasi ve askeri operasyonlarda bunun sonuçlarını hem görmekte, hemde acı bir şekilde yaşamaktayız.’’
Dünyadaki emperyalist ülkeler, ‘’emperyalizm sonrası yeni bir sisteme geçtik’’ diyerek, hem kendi ülkelerinde, hemde bizim gibi ülkelerde ekonomik çıkarları için yeni siyasal oyunlar oynamakta, bizleri bu oyunların içine çekerek, sömürgecilik ağlarını genişletmek Dünya halklarına baskıcı faşist siyasal uygulamalar içine sokarak sömürgecilik sistemlerini devam ettirmek istemektedirler.’’
Mustafa Kemal Atatürk, ‘’Cumhuriyet’in kurulma aşamasında kuruluş felsefesinin ilkelerini, 1789 Fransanın Cumhuriyetçi, aydınlanmacı, özgürlükçü, eşitlikçi ve kardeşlikçi’’ ruhundan alarak, ‘’Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun temellerini atmıştır.’’
Ve buna, ‘’Yurt’ta sulh, Cihanda sulh’’ diye ekleyerek, savaşların olmadığı, insanların hak ve menfaatlerinin ortsk kullanıldığı bir ülke ve dünya özlemini de eklemiştir.
Cumhuriyetin kazanımları geriye götürülemeyecek kadar ortada durmaktadır.
Bu anlamda görev ve yetki üstlenmiş, sorumlulukları toplum olan görev ve yetkilerini toplum adına kullanan, siyasetin üzerinde toplumsal anlamda sorumluluğu bulunan Cumhurbaşkanının ivedilikle siyasal sorumluluktan ziyade, Devlete olan sorumluluğunu yerine getirmesi gerekmektedir.
 Bugün ‘’siyasi iktidar ve Cumhurbaşkanı mutabakatı ile başkanlık ve yeni Anayasa adı altında toplum bir abluka içine sokulduğu’’ gözlemlenmektedir.
“Cumhubaşkanının görev ve yetkilerinde toplumun yeniden bir siyasal dönüşüm içine sokulması değil, toplumsal kazanımların korunması, komşu ülkelerle bozulmuş olan ekonomik ve siyasal ilişkilerin tekrar kurulmasını sağlayacak adımların atılması için siyasi iktidar üzerinde girişimlerde bulunarak’’ yerine getirmelidir.
Yoksa ‘’emperyalist proje Türkiye Cumhuriyetine de vurmak üzeredir.’’
Anayasa’nın ifade çeşitliliği ‘’görev ve yetkilerin toplumun aleyhine kullanılacağını ortaya çıkarmaz.’’
Sorumluluk ‘’TC Devletine, halka karşı olduğu unutulmamalıdır.’’
Bu anlamda siyasallaşan bir devlet görevi olamaz.
Devlet görevlilerinin Anayasal sorumluluğu, Devlet’e(halka) karşı bir sorumluluk olduğunu unutmadan. 
YORUM EKLE