DİNCİ GERİCİLİĞİN EVRİMLENMESİ VE GERÇEKLER.

 İnsanlık tarihinin toplumsal gelişimi sürekli yazılıyor. 
Gelişimin topluma nüfus etmesinin etkisinin ‘’dokumacılığın’’ teknolojik gelişime girmesi, emeğin önemi, sermayenin yatırıma kaynak yaratması ve tarımsal ürünlerin etkisi, kirmanın yerine dokuma tezgahlarına geçiş ve teknolojik aletlerle iplik elde etmenin hızlanması, kumaş çeşitliliğinin arttırılması ile İngiltere’nin adı sanayi merkezi olduğu yazılsada, doğuda ekonomik gelişmenin daha önce ortaya çıktığı gerçeğini ortadan kaldıramaz.
Toplumsal yaşamın daha önce ortaya çıktığı, değişim aracı olarak paranın ekonomik hayata girdiği ve finansal sistemin kurulduğu gerçeğini de.
‘’Yöneten-yönetilen arasında çatışmanın başlangıcı olarak, doğuda ortaya çıkan ekonomik ve ticari hayat ilk önce yazılmalıdır…’’
‘’Tanrının yeryüzüne nüfus ettiği zamanda, işte o zaman.’’
İnsanlığın gelişmesi, kent yaşamının ortaya çıkması ile başlayan ticari gelişme nereye yazacağız? 
Ticaretin başlaması, ‘’mal ve hizmetin yaygınlaşması aynı zamanda yöneten-yönetilen sistemin kurulması, bürokrasinin ortaya çıkması sınıfsal çatışmasının başlangıcı olarakta yazılmalıdır, değil mi?
‘’Sınıfsal çatışmacılık’’ yönetenin, yönetme etkisinin kırılması ve ekonominin topluma yayılması baskısının aşağıdan yukarıya dayatılması düşüncesini, yani komün’ü ortaya çıkaran etken olarak değerlendirilmesi olarak gerekmiyor mu?
Ortaya çıkan ‘’Yöneten sınıfın geniş toplumsal zemin karşısında azınlığa düşmesi ve kendisini güvene alacak inanç sistemini ortaya atması, dinlerin ortaya çıkması ve BİAT kültürünün gelişmesi olarak değerlendirmemiz gerekmiyor mu?
Ve aynı zamanda AHLAKSAL çöküntünün de toplumsal zeminde geliştirilmesi, savaşlarda yağmacılığın KADIN’a etki etmesi, KADIN’ın altınla birlikte yağma edilmesi, yağmaya uğrayan bölgede nüfus ve etkinin arttırılması, ırk değişiminin yaratılması için KADIN’lara  TECAVÜZ edilmesi, KADIN bedeni ile birlikte ERKEK ÇOCUKLARININ tecavüze uğraması aynı yöntemin bölgeye nüfus etmenin politik oyunları olarak değerlendirilemez mi? 
Dinlerin ve dinleri kullananların TECAVÜZÜ toplumsal tabana yayarak kullanması, aslında dinlerin bir sınıfın ve/veya IRK’ın topluma nüfus etmesi sağlanmak için kullanılan yönetme ve BİAT kültürünün yaratılmasının gerekçesi olarak yazılamaz mı?
‘’İpek dokumacılığın geliştiği Hint yaşamında, ekonomik hayatın canlanması ile ortaya çıkan KAST sisteminin, hem sınıfsal ayrışmanın çıktığı, hem de yöneten-yönetilen sınıf çatışmasının ortaya çıktığı dönem olarak yazamaz mıyız?
Aynı zamanda ‘’Atlantis’te ortaya çıkan dini sistemin, felsefe okullarında toplumsal zemin üzerinde etki yaratılması ve topluma nüfus edecek  KAST (sınıflı yaşam) sisteminin topluma dayatılarak, BİAT sistemini ortaya çıkarmış olmuyor mu?
Doğuda ortaya çıkan ekonomik yaşamın, ekonomiyi elinde tutan KAST sisteminin tepesindekiler ile altındakiler ile yarattığı toplumsal çatışma, iç savaşların sınıfsal savaşların da başlangıcı olarak yazılamaz mı?
İşte bugün önümüze getirilen DİNCİ kuşatmada aynı savaşın izlerini görmekteyiz.
Önümüze getirilen ‘’batılı sanayi toplumları ve DİNCİ gericilik kuşatması, ahlaksal çöküntünün dayatılması, aynı kuşatılmışlık ve sınıfsal savaşın devam ettiğinin göstergesidir.’’
Sınıflı toplumsal kuşatılmışlık aslında ekonomik hayat üzerinde, ekonomiyi eline geçiren zengin sınıf ile ekonomik hayatın paylaşılması mücadelesi veren ÜRETEN (işçi) SINIF’ı arasındaki kavgadır.
BİAT kültürününün dayatılması ve yaratılan KAST sisteminin sürdürülmesi için üzerimizde aynı yöntemlerin kullanıldığını bugünde görmekteyiz.
Sermaye kendi ekonomik yaşamlarının sürmesi için çocuklarımızın ‘’seks objesine dönüştürülmesi, yine kendi evlerinde eylemlerin gerçekleşmesi, üstünün örtülmesinin ekonomik kaynakların kullanılarak devam ettirilmesi, bir defayla bir şey çıkmazcılık ile yarattıkları vakıf, derneklerin korunmasının sağlanması ve bunun ekonomik kaynaklarının yine aynı toplumsal zemine dayanmasına rağmen, yaratılan baskı ortamı ile toplumun sessizliğe gömülmesinin ekonomik şartlarının oluşturulmasını bugün yaş-a-tılıyoruz…..’’
Yine bir dinsel kılıf içindeki kişi tarafından ‘’biz genç erkek çocuklarla yaptığımız olaylara badeleme deriz. Laik sınıf bunu anlamaz. Bizim toplumsal yaşamımıza uygundur’’ diyerek, DİN’in toplumsal yaşamdaki etkilerinin bilimsel olarak ortaya koyan, bilimsel yaşamın toplumsal ayaklarını oluşturan YÖNETİLEN/SINIFSAL düşüncenin TEZLERİNİN doğruluğunu ortaya koymasına rağmen, dışarıdan yapılan manüpülasyon (gündemin değiştirilmesi)ile tartışılmasının ertelenmesinin ekonomik kaynaklarının oluşturulmasının günlerini de….
Sanayileşme sonrası hızla toplumsal bağlarını koparan bir avuç sermaye ile geniş toplumsal zemin arasında sürmekte olan sınıf savaşımını sizlere gösteriyor da, siz hala sınıf atlamak için fırsat mı kolluyorsanız, yanılıyorsunuz.!!!!!
Sizler ‘’ DİNCİLİK adı altında dayatılan ve geleceğinize sirayet eden KOKUŞMUŞ sermaye düzenine karşı, toplumsal AHLAK sistemini’’ kurabilirsiniz.!!!!!
YORUM EKLE