12 EYLÜL VE BİR İSTANBUL HATIRASI...

12 EYLÜL VE BİR İSTANBUL HATIRASI...

12 EYLÜL VE BİR İSTANBUL HATIRASI...

'Yinede Åžahlanıyor Aman.! ' Åžahlanıp kalktım yatağımdan...! Yan tarafımdaki yatağın üzerinde bir küçük radyo, her sabah 'Türküler Geçidi' programını sunardı... Bu sabah marşlar, kahramanlık türküleri artarda geliyordu, acaba neden?

Uykulu gözlerle kalkıp, doğruldum... Yan taraftaki sokaktan sürekli arabalar geçerdi, gürültüyle.. Korna sesleri birbirine karışırdı.. Ama bu sabah tek bir araba bile geçmiyordu, garip bir sessizlik vardı... Acaba neden?

Üsküdar Kız Lisesi'nin bir sınıfı yatakhaneye dönüştürülmüş, benimle birlikte yirmi kadar öğretmen burada yatıp kalkıyordu... Yurt dışına gönderilecek öğretmenlerdik, Almanca Kursu için İstanbul'da bulunuyorduk... Kurs yerimiz Kule Dibi'nde, Alman Kültür Merkezi'ndeydi... Her sabah kalkar, buradan Üsküdar İskelesi'ne iner, oradan vapurla Eminönü'ne geçer, Galata Köprüsü üzerinden Karaköy'e, oradan da kurs yerine ulaşırdık... Öğleye kadar süren kurstan sonra geriye, aynı yoldan dönerdik... Okulda kurs harcırahımızdan kesilecek biçimde tabldot çıkar, kahvaltı dahil, yemeğimizi okulda yerdik... Ama ben 'tek bir gün bile' okulda yemek yemedim... Sabah kahvaltısını yolumuzun üzerindeki bir çorbacıda, öğle yemeğini Eminönü'nde 'balık ekmekçide', akşamları da Fıstık Ağacı durağının karşısındaki 'Yunusun Yerinde' yerdim..!

Bütün koğuş uyanmıştı... Eller, yüzler yıkanmış, soran gözlerle birbirimize bakar olmuştuk... Bu sırada badanalı camlardan sokağı gözleyen bir arkadaş yüksek sesle bağırdı:

'-Arkadaşlar, sokakta asker dolu! ' Ben de dahil hepimiz pencerelere koştuk... İçerisi görünmesin diye kireçle badana yapılmış camlara yapıştırdık gözümüzü! Doğruydu... Tam teçhizatlı askerler gidip geliyordu sokakta! Acaba neden?

Derken radyoda bir anons:

'Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığından Yüce Türk Milletine duyuru: İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur...! '

Demek 'neden' buydu! Yani 'İHTİLAL OLMUÅžTU! '

O sabah aç kaldık... Kimse sokağa çıkamadığı için, okula aşçı falan gelmemişti... Kimse neyin nerde olduğunu bilmiyordu, bilse de kapılar, kiler, yemekhane kilitliydi...

Öğleye doğru açlık, susuzluk had safhaya gelmişti... Birimiz durumu bir yerlere bildirmeliydik.. Ama 'o' kim olacaktı? Yatakhanede 'alçak' sesle konuşuyorduk.. Biliyorduk ki, pencerenin ötesinde askerler geziyordu! Sokağa kim çıkacak, kim askerle konuşacak bir türlü karar verilemiyordu... Galiba en fazla ben konuştuğum için, herkes bana bakıyordu! Anlamıştım... Sanırım içlerinden; 'bize konuşacağına, çık askerlere konuş' diyorlardı!

Avluya doğru çıktım... Demir kapıya yöneldim.. Kolunu tuttuğumda korkmadığımı garip bir şekilde hissettim... Bu his; 'idam sehpalarına gidenlerinde' korkmadığını düşündürdü, bir müddet sonra!

Kapının kolunu çevirsem bile açılmıyordu? Anladım ki kapı kilitliydi.. Karşıdan merakla bakanlara doğru yürüdüm... Birkaçı fısıltıyla: 'Korktu, açamadı gördün mü? ' diyordu sanki... Kararlı adımlarla yürüdüm...:

'- Kapı kilitli... Pencereyi açıp, oradan konuşacağım...' Sürü ardıma takıldı... Yatakhaneye döndük... Sokağı gören bir pencereye yaklaştım.. Bekledim.. Bir asker yakınıma gelsin, öyle açayım diye geçirdim aklımdan... Geriye doğru baktım, herkes 'alt ranzalara' istiflenmiş, seslerini, soluklarını kesmişlerdi! Garip bir durumdu bu... Hiç unutamayacağım... Bir sürüydük, ürkmüştük sanki!

Derken iki asker pencerenin altına doğru geldiler.. Kolu sertçe çevirip açtım! Alt ranzadan güç alarak yükseldim, başımı dışarı çıkardım... Aynı anda tüfeklerin mekanizmaları çalıştı! Namlular başıma doğru çevrildi!

'-Kıpırdama, kaldır ellerin! ' Soğukça bir ter boşandı, o kadar! Ve de anında;

'- Ellerimi kaldıramam, çünkü buraya zor çıktım, tutunduğum yeri bırakırsam, aşağıya düşerim! Bizler öğretmeniz, burada mahsur kaldık! Lütfen bizimle konuşun, yetkilinizi bulun, haber verin! '

Eller tetikte, birbirlerine baktılar... Birisi diğerine:

'-Sen kal, sakın gözünü üstünden ayırma... En küçük harekette çek tetiği, acıma! Ben komutana haber vereyim! '

Göz göze ne kadar süre kaldık bilmiyorum askerle... Ama karın bölgemde bir sancının, pencerenin iç kısmındaki keskin yerin verdiği acının giderek şiddetlendiğini, kendimi aşağıya bırakmamak için epeyce uğraştığımı iyi biliyorum! Tam askere 'biraz aşağıya inebilir miyim' diyecektim ki, giden asker yanında bir başka askerle dönüp geldi... Elinde telsiz olan asker, art arda başladı sormaya! :

'-Adın ne? Niçin buradasınız? Kaç kişi var içerde? Ne zamandan beri içerdesiniz? ' Ben de peş peşe cevaplarımı sıraladım ve;

'- Aşağıya, içeriye inmem lazım, pencere kenarına dayanmaktan kaburgalarım kırılacak nerdeyse! ' Asker yüzüme baktı, baktı... Sanırım acımı anladı ve...:

'-İnebilirsin! Ama sakın oradan ayrılayım deme! Bütün sorumluluk sana aittir, Mehmet Oğlu, Mustafa Bay! '

İndim... Baktım, bizim arkadaşlar daha da büzüşüp, bir araya gelmişler... Acımı unuttum... Gülmek geldi içimden, tuttum kendimi ama... Sanırım yüzüme yayılan o gülümseme hali, benden gözlerini ayıramayan arkadaşların üzerinde 'sinirlerin gevşemesine' yol açtı ki, 'ağızlarını kapayarak' gülme krizi tutanların sesleri yayıldı hafiften içeride... Ve ardından ağzını kapayan çıktı, yatakhane boşaldı, tuvaletlerde, salonun köşelerinde 'fısıltılı gülüşmeler' devam etti!

Öğle sonuna doğru avlu kapısı açıldı... Beş altı asker ile telsizli olan girdiler içeri... Yüksek sesle beni çağırdılar... Çıktım, yanlarına... Subay gibi olan konuşmaya başladı:

'- İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü bilgilerini doğruladı. Onlar aşçınıza ulaşmaya çalışacaklar... Ama ne zaman ulaşırlar, ne zaman buraya gelir, bizlere teslim edilir, bilemem! Åžimdi, benimle geleceksin... Bir bakkal dükkanını açtıracağım, yeteri kadar yiyecek alacaksın, bununla idare edeceksiniz yarına kadar! ' Hemen itiraz ettim...:

'- 20 kişinin yiyeceğini ben nasıl taşırım? Birkaç arkadaş daha gelsin... Üstelik parasını kim, nasıl verecek? Bunları konuşmamız gerek...'

Öyle de yapıldı... Arkadaşlar avluya çıktı.. Askerler bir köşede 'eller tetikte', bizimkiler bir köşede... İçlerinden 3 arkadaş daha benimle geldiler, bir bakkaldan ekmek, zeytin, peynir, helva vs. alıp, döndük okula...

Sokağa çıkma yasağı cumartesi günü 'kısmen' kaldırıldı... Okulda 'bütünleme sınavları' için bulunan kızlar peydahladı birden...! Demek ki onlar bir başka bölümdeymiş ve birbirimizden haberimiz bile olmamış! ? Aynı bahçenin içinde dolaşırken, içlerinden biri gelip, 'voleybol oynamak isteyenler varsa gelsinler' deyince, ben de dahil birkaç arkadaş voleybol sahasına doğru yöneldik... Öğle yemeğine kadar oynadık, yorulduk... Onlar yemek için ayrı bir bölüme, biz kendi yerimize çekildik...

İkindi sonuna kadar uyumuştum... Gidip 'soğuk suyla! ' duş aldım, tıraş oldum, dışarı çıktım... Avlunun tam karşısında bir incir ağacı, dibinde de bir bank vardı... Oturdum, serin bir İstanbul havasını sigaramla çekmeye başladım... O sırada, öğleden önce voleybol oynadığımız kızlardan biri çıkageldi... Selam verdi, oturdu... Yavaştan 'nerelisin, yurt dışında nereye gideceksin, hangi derslerden ikmale kaldın' gibi sorularla muhabbete başladık... Epeyce konuştuk... Akşam yemeğinden sonra tekrar burada buluşmak üzere ayrıldık...

Akşam yemeğini yer yemez gelmiş, banka oturmuştu... Avluya çıktığımda yanında başkaları da vardı... Ben ilerleyince kalkıp geldi... Dolaşarak konuşmaya başladık... Zonguldaklı idi... Sınavları bitmişti, yarın memlekete dönecekti... Artık lise ya bitecekti, yada veremediği dersler varsa, bir başka sınav döneminde gelecekti... Åžansız bir şekilde 'ailesi dağılmıştı...' Bu nedenle buraya, liseye yatılı okumak için gelmişti... Ablası ve eniştesiyle kalıyordu.. Ama hiçte memnun değildi...! Devamı Yarın...

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner69

banner68