AMOK KOÅžUCUSU

AMOK KOÅžUCUSU

AMOK KOÅžUCUSU
Amok, Malay dilinde “kör öfke” ile hareket eden anlamına bir sözcük. Dünyaya yayılmasında Stefan Zweig'in 'Der Amokläufer'(1922) kitabının önemli bir payı olmalı.
Amok koşucusu, bir gün, bir nedenle koşmaya başlarmış. O an, kendisini tanıyanların 'amok amok' seklindeki çağrılarına kulak asmadan önüne gelen ne varsa kırıp dökermiş. Bu bir hedefe kilitlenme hali.
Geçen hafta sonu Bodrum'da, Bodrum Belediyesi ve Bodrum Kültür Sanat Topluluğu (BKST) tarafından “Yerel Kültür Politikaları” konulu bir panel düzenlendi. Panelin konuşmacıları İstanbul Bilgi Üniversitesi,nden Serhan Ada, Bilkent Üniversitesi,nden Mehmet Kalpaklı ve ÇEKÜL Vakfı,ndan Ece Müftüoğlu Narcy, Kültür ve Turizm Bakanlı,ğından Nurettin Serhad Akcan'dı.
Panelin ilk konuşmacısı Sayın Serhan Ada, genellikle saptamalarla sınırlı konuşmasında “Kültür Bakanlığı son on yıldır kültür politikasını yazdığından bunu başarabilirsek dünyada bunu yazan 30'uncu ülke olacağımızdan, komşula-rımızdan Azerbaycan ve Ermenistan'ın kültür politikalarını yazdığından söz etti.”
Tarihsel kökleri böylesine eskiye dayanan bir ulusun ve devletin kültür politikasının ol-maması mümkün mü, değil el-bette. Bizim de varmış ama sözlüymüş. Doğrusu yadırgatıcı bir durum.
Serhan Ada'nın  üzerinde durduğu “kültüre  erişim ve kültürü paylaşım hakları” da çok önemliydi; ama bize göre  en önemli alan “yerelin kendi değerlerine sahip çıkma” hakkı ya da gerekliliğiydi. 
Başta Bodrum olmak üzere bölgemiz insanının, son yıllarda, yerel değerlere sahip çıkma konusunda, önemli birikimler edindiği herkesin malumu. Ancak amaca ulaşmada, başarılı olduğumuzu kim söyleyebilir?
Panelin ikinci konuşmacısı  Sayın Mehmet Kalpaklı “Günümüzde  yükselen değerin  kültür  olduğundan, AB'nin onca ekonomik krize rağmen kültür turizminde önümüzdeki yıllarda %4 büyüme öngördüğünden, ekonomiyle desteklenmeyen kültür politikalarının başarısız olacağından  söz etti. 
Ona göre de halkın katılımcılığı zorunluydu. Üniversiteler de bunun paydaşı olmalıydı.
Bu saptamalara ilişkin olarak bir çok değerli dinleyici söz aldı. Dilde özensizlikten ,uzman görüşlerine başvurulmamasın-dan, keyfi kararlardan  söz ettiler. Elbette bunlar da yakınma ağırlıklı saptamaydı.
Panelin ikinci bölümünde Sayın Ece Müftüoğlu Narcy, sürdürülebilir yerel kültür politikalarının ne ve nasıl olmasının anahtarları diyebileceğimiz bir sunum yaptı. Bizce, o sunumu, yerel kültür politikalarıyla ilgilenen herkesin Çekül Vakfı'ndan istemesi ve incelemesi  gerekir. 
Panelin son konuşmacısı Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisi Sayın Serhat Akcan “Kültür ve Turizm Koruma bölgelerinden, kültür ve turizm odaklı planlamalardan ve bunun dayanaklarından söz ederken  yağmalanan sahillerimiz, hallaç pamuğu gibi atılan dağlarımız, antik kentlerimiz, zehir soluyan insanlarımız beynimde ayaklanıverdiler. 
Kanunlarda her şey güzeldi; ama uygulamalar öyle miydi? 
İşte o an bir Amok koşucusu olmuştum. Yaptığımın görgü kurallarını, konuşma adabını bilmekle ilişkisi yoktu. Konuşmacının sözünü kestim:
“Bu dinleyicilerin hepsi bu anlatılanların hepsini çok iyi biliyor. Burada olmaları da bu sorunlara sahip çıkmalarından-dır. Yasaları yapan da biz deği-liz, onları delen de. Güvercinlik Çomca koyundaki otele izin veren, denizle kara yolu arasına set ören, 4000 teknenin ekmek kapılarından biri olan Kise Bükü'nü pazarlayan, Yatağan  ovasına, Ören'e termik santralleri diken, Eskihisar'ı,  Gibye'yi kömür uğruna talan eden ben değilim. Bir yandan yerel kültür politikalarının doğal ve sosyal çevreden bağımsız yapılamayacağından, havza planlamalarından söz ediyor, bir yanda da talana izin veriyorsunuz...”
Bu tam bir amok koşusuydu. Söylediklerimde ne kadar haklı olursam olayım, muhatabım  bakanlığın o bürokratı değil, Ankara'da devlet gücünü ele geçirip  bu toprakları birilerine  ballı börek olarak sunanlardı. 
Eve döndüm. Uzun süre kendime gelemedim. “Evet, haklıydım. Bana yaşama sevincinin en her türünü tattıran, yaşatan bu topraklarda torunlarımın torunları da mutluluklarla yaşasın istiyordum. Bu toprakların değerlerini kıskançlıkla korumak hem hakkım hem görevimdi.  Benim bu topraklardan başka gidebilecek bir yurdum yoktu; buralara toprakların değerlerini talan ederek cep doldurmaya gelenleri sevmiyordum; ama bir konuşmacının konuşmasını bölerek mi yapmalıydım bunu?
Dedim ya ben o an bir amok koşucusuydum. Ya bu coğrafyanın değerlerini talan edenler, bu talanlara çanak tutanlar neydi, neciydi? 
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner68