CAN YÜCEL VE FAKİR BAYKURT

CAN YÜCEL VE FAKİR BAYKURT

CAN YÜCEL VE FAKİR BAYKURT

“...Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya /Çakmak çakmak gözleri /Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı /Herkes orda sen de ordasın /Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından /Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim /Özgürlüğe mutluluğa doğru /Her işin başında sevgi diyor /Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili /Bi de başını çeviriyorsun ki /Yanında ben varım.” CAN YÜCEL

12 Ağustos 2011;  şair Can Yücel'in 12. ölüm yıldönümüydü.  Özgün, özgür, ilerici ve Türkçe'nin radikal sesi Can Yücel İzmir'de ve Datça'da dostlarının, ailesinin düzenlediği etkinliklerle anıldı. Gönen Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmen, yazar, Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) Başkanı Fakir Baykurt da 11 Ekim 2011 tarihinde pek çok yerde 12. ölüm yıldönümünde anılacak.  Yeni Kuşak Köy Enstitülüler  Derneği (YKKED); Can Yücel ve  Fakir Baykurt'u, iki dost ve arkadaşı, ülkemizin yüz akı iki sosyalisti, aydınını  Ekim başında tüm şubelerinde  birlikte anacak.   Can Yücel ve Fakir Baykurt ülkemizin aydınlık iki ismi. Bu iki güzel insanın Köy Enstitüleri  imecesi dışında vefatlarından kısa bir süre önce ortaklaştırdıkları bir imece daha vardı. Her ikisi de 18 Nisan 1999 genel seçimlerinde ÖDP İzmir milletvekili adaylarıydılar.  Seçimler sonrası Can Yücel'i 12 Ağustos'ta, Fakir Baykurt'u da  aynı yıl içinde 11 Ekimde kaybettik. 1999 seçimleri onların son birlikteliği idi.  Omuz omuza bildiri dağıttılar; Sol ne demek?, Emek-sermaye çelişkisinin anlamı nedir?, Köy Enstitüleri neyi başardı? Demokratik toplum ne demek? gibi  sorularının yanıtlarını seçmenleriyle  paylaştılar.

 Fakir Baykurt vefatından kısa bir süre öncesi yayımladığı “Dost Yüzler” adlı kitabında Can Yücel ile beraber yaşadığı süreci “Can Yücel'le İzmir Günleri” başlığı ile anlatır.  Bu yazı Can Yücel ve Fakir arasındaki ilişkiler sürecini ve dostluklarını ve de o dönemleri anlamamız anlamında önemli bir belgedir. Fakir Baykurt Gönen Köy Enstitüsü sonrası o dönemde  “Yoksullar Üniversitesi” olarak adlandırdıkları Gazi Eğitim Enstitüsü'nde okur. Gazi'de öğrenciyken enstitülü arkadaşlarıyla Hasan-Ali Yücel'in evlerini sık sık ziyaret ederler. Enstitülü öğrenciler için o dönemlerde Yücel ve Tonguç'un evi “babaevi” gibidir.  Çok sıcak, oğullar-kızlar olarak  karşılanırlar, ağırlanırlar. Kısa bir süre sonra Fakir Baykurt  Amerika'dan Türkiye dönüşü Londra'dadır. Fakir Baykurt, Can Yücel ve Tektaş Ağoğlu  British Museum'a yakın bira evlerinden birinin önüne söyleşmektedirler. Can Yücel o  yıllarda   BBC'de çalışmakta ve memlekete  dönmeyi arzulamaktadır. “Bak Tektaş!... Fakir bir yılda dönüyor, artık biz de dönelim, bu işi fazla uzattık!” diyerek Türkiye özlemini dile getirir. O yıllarda Hasan-Ali Yücel özellikle  ülkede yaşanan tatsız politik süreçlerden korumak adına oğlu Can Yücel'in yurt dışında çalışmasını arzulamıştır. Fakir Baykurt  TÖS Başkanı olduğu yıllarda  Can Yücel  Ankara'da Hindistan Sefirliğinde çevirmen olarak çalışır.  Yaşamları Ankara'da kesişir. Can Yücel; Edebiyatçılar Birliği temsilcisi olarak 1969 yılında  TÖS'ün Devrimci Eğitim Åžurası'na delege olarak katılır. Önemli katkılar sağlar. “Türküm, doğruyum, devrimciyim./Yasam, iç ve dış gâvuru dışarı atmak,/Yurdumu tezelden kalkındırmaktır.../Ülküm, işçiye iş,/Köylüye toprak,/Bebeye süt./Yavruya ekmek ve kitap./Gence gelecek sağlamaktır.../Varlığım ulusal kurtuluşumuza ve bağımsızlığımıza armağan, olsun...” dizelerinden oluşan Devrimci Eğitim Åžurası Andını yazar ve şura sonunda tüm salon birlikte okur.  Bir süre sonra 12 Mart Darbesi olur. Araya hapislikler girer. Can Yücel  şiir ve tercümeleri nedeniyle  Adana'da yatarken Fakir Baykurt TÖS Başkanlığı nedeniyle Mamak'ta yatmaktadır. 

1979 Nisan'ında Baykurt ülkede artan terör, şiddet ve can güvensizliği nedeniyle  Almanya'ya gider. Baykurt Almanya'dayken Can Yücel ile  birkaç kez, Köln'de, Duisburg'ta, Düsseldof'ta buluşurlar.  Fakir Baykurt Can Yücel için “Onunla derin boylu arkadaşlığımız olmadı” dedim ama, bir babanın iki oğlu gibi yakındık birbirimize. Görüşmedik mi özlüyor, ayrılıklar uzadı mı yanıyorduk. Bizler Hasan Ali Yücel'in açtığı Köy Enstitülerinde okuduk diye, çekemeyenler; karalamak için “Hasan Ali'nin tohumları” derdi. Piç oluyorduk onlara göre. Giderek anladık, Can onun öz oğluydu, belinden gelmişti. Elbet hem de beyninden. Biz de beyninden, eğitiminden, emeğinden geliyorduk. Kısaca Yücel bizim Eğitim Babamızdı. Can ile herhangi bir biçimde kardeşizdir yani. Ankara'daki eve gittiğimizde hepsi sevinir, helva yapar, sofra kurarlardı.” diyerek  Can Yücel ile olan beraberliklerinin anlamını çizer.

Can Yücel'e  kanser  tanısı konulduğunda Fakir Baykurt  Burhaniye'dedir. Üzülür “Hemen gideyim, birlikte omuz verelim, defedelim kanser serserisini” der içinden.  Acilen Burdur-Akçaköy'e gitmesi gerekir. Dönüşte Honaz'a arkadaşlarına uğrar.  Arkadaşları Baykurt'u  bahçelere götürmek için  ısrar ederler. Baykurt;  “Yahu ben İzmir'e Can'a gideceğim, salın yakamı!”  der. Ertesi gün şeftali bahçesine giderler. Baykurt'un arkadaşları “Can, Can diyorsun, bunlardan götürsene!” derler.  Dört kilo kadar şeftali toplayıp bir kutuya koyarlar ve bir kutu da Can'ın doktorları için toplarlar. Ertesi günü Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Baykurt, Can Yücel, Güler Yücel, Su ve Güzel Yücel hastane odasında yan  yanadırlar.  Baykurt  şeftali kutusunu kenara koyar. Can Yücel; kutuyu açar, bir şeftali alır ve koklar. “Yahu iyi şeftali!” der ve eşi Güler Yücel'e “Soy bakalım, paylaştır şöyle!” der. Can  Yücel bu dönemde sigarayı, içkiyi bırakır, sakalı da kesilir.   Doktorlar ne diyorsa peki der.  Fakir'e göre  “olmuş bir kuzu”'dur Can Yücel.  Baykurt; Can Yücel'e sarılır ve  “Haydi Can yat sağlıcakla! Görüşmek üzere!” diyerek vedalaşırlar. 

ÖDP; Can Yücel ve Fakir Baykurt'u İzmir'den milletvekili adayı gösterince her ikisi de çok sevinir. Baykurt “ ...asıl Can ile neşe dolu günlerimiz olacak diye sevindim. Gerçekten bu iyi bir fırsattı. Hem işimize baktık, hem söyleştik sık sık. O birinci bölgenin başında, ben ikinci bölgenin başında. Benim varıp işe başladığımda o Datça'dan İzmir'e gelmemişti. Telefonda sesi bir acayip uğultuluydu. Seçim bürosu açılışları, ilçelerde, beldelerde konuşmalar oluyor. Kiminde onu da temsil ediyorum. Hasta diye adı çıktı ya, bulunmayışı sorun yaratmıyor. Gerçekte yenmişti hastalığı. İlk karşılaşmamızda atıldık birbirimizin kucağına. “Yahu Can, şiirin gücüne bak, yendin hastalığı!” diye bağırdım. Bir süre birbirimize sarılı kaldık. Çözülünce dilini ağzında yuvarlayarak, “Åžiirin gücü değil Fakir, şeftalilerin gücü!” dedi. Kahkahaları sanki o kanser olmamış da, ben olmuşum gibi atıyor.”  diye anlatır. O süreçte bir gün İstanbul'a gitmek için iki arkadaş İzmir Havaalanı'nda buluşurlar.  Can Yücel; uçakta  içinde peynir olan küçük ekmeği Fakir Baykurt'a verir. Can Yücel ise bu arada  takma dişlerini çıkardığı için çikolatalı pastayı çaya banıp atıştırmaktadır.  Baykurt;  “Taktır rahat edersin!” der. Can Yücel'in yanıtı hazırdır: “Fakir boşa uğraşma taktırmam! Bir antiemperyalist olarak vücuduma yabancı madde sokmuyorum!” İşte bu kadar.” diyerek Can Yücel'ce yanıtını verir.

Seçim süreci devam ederken Can Yücel'in  Dokuz Eylül Hastanesi'nde yeni bir sağlık denetimden geçmesi gerekir. Fakir Baykurt Can Yücel'in denetime gittiği gün mahallelerde, kahve toplantılarındadır.  Ertesi gün Karşıyaka'da Öğretmenevi'nin en üst katındaki salonda bir Köy Enstitüleri açık oturumunda  üç yakın dost Engin Tonguç, Can Yücel ve Fakir Baykurt konuşmacıdırlar. Can Yücel öğretmenevinin alt katlarına takılır. Elinde kağıtlarını ve şarabını koyduğu  torba  vardır.  İlk söz Fakir Baykurt'adır.  Fakir Baykurt sonrasını “Can'a geçti söz. Gene o nacak gibi ses, çın etti kafamın içinde bir yer; önceki gibi inmiyor nacak. Konuşmasını bitirip kulağıma eğildi: “Åžiirin de, şeftalinin de yararı olmadı. Çok güveniyordun ama sağ yana sıçramış bizimki!” Hobbalaa! Al bir kaya, nerene dayarsa daya! Engin de yaptı konuşmasını ama içim yanmayı sürdürüyor. Dinleyici sorularını yanıtlayacağız. Tonguç'la ilgili bir anı istediler Can'dan. “Hakkı Tonguç'la arkadaştık. O kadar sıkışık işin arasında beni alır gezdirir, daha çok da konuşturur dinlerdi. Atatürk Orman Çiftliği'ne gider bira içerdik. Orta sonda mı, lise birde mi neyim. Çekerdik kafaları. Canımdı o benim... Aklım sürekli insanın kafasının içindeki kıvrımlara gidiyor. Can'ı anlamaya çalışıyorum. Ama kolay mı anlamak? Can kardeşini bile anlayamıyorsun, böyle ne acayip dünya!” şeklinde anlatır.

Can Yücel ve Fakir Baykurt seçim sonuçlarından çok umutlanırlar. Sonuçları görünce  bozulurlar, üzülürler.  Can Yücel  “Yüzde dört” Fakir Baykurt ise  “yüzde yedi, sekizlerde” oy beklerler. Baykurt Can Yücel için son olarak “Kanserin sağ yana sıçramasından yıkılmıştı. Sonuçları yorumlamasını isteyen bir gazeteciye; “Kendi düşen köyler, kentler ağlamaz!” diye yanıt verdi; Can bu! Seslenmek istiyorum ona: “Caan, ver şu kanserin yarısını bana! Yarısını olur mu, hepsini ver! Caan işitiyor musun?” diyerek yazısını tamamlar.

İyi ve güzel günlere yaşamlarını adamış Can Yücel ve Fakir Baykurt'un anılarına saygıyla...
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner69

banner68