Eğitim Sen Genel Kurulu’nda Yatağan İşçileri de Anıldı

Eğitim Sen Genel Merkezi’nin 19 Mayıs 2014’te Ankara’da başlayan 9. Olağan Genel Kurulu’nda konuşan TÖS ve EĞİT-DER eski Genel Başkanı Feyzullah Ertuğrul, Yatağan işçilerinin eylemlerine de değindi.

Eğitim Sen Genel Kurulu’nda Yatağan İşçileri de Anıldı
 Eğitim Sen 9. Olağan Genel Kurulu 19 Mayıs 2014 Pazartesi günü Türkiye Barolar Birliği Salonu’nda başlayan ve 24 Mayıs 2014 Cuma günü sona eren Genel Kurula çok sayıda emek ve demokrasi örgütü, siyasi parti temsilcileri ve uluslararası sendika temsilcileri katıldı. Eğitim Sen 9. Olağan Genel Kurulu’nda bir konuşma yapan Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ve EĞİT-DER eski genel başkanı Feyzullah Ertuğrul Yatağan işçilerinin eylemlerine değindi. Feyzullah Ertuğrul genel kurulda yaptığı konuşmada; “Her Birinizi “İnsan Mimarı” Saydığım Değerli Delege Arkadaşlarım;

Eğitim ve sağlığın bile kâr hırsına kurban edilebildiği çalışma koşullarının içinden geliyorsunuz. Oysa hepiniz bilirsiniz ki sağlık ve eğitim, biri bedensel varlığıyla, ötekisi de düşünsel ve ruhsal varlığıyla insanı bilimin ışığında, doğasınca geliştirmeye adanmış mesleklerdir aslında.

Ama ne yazık ki öğretmen yetiştiren kurumlarımız bile genellikle, eğitim bilimlerinin gerekleri uyarınca işlemiyor, işletilmiyor. Anaokullarından başlayarak, çok daha acıdır ki, bilim yuvası üniversitelerimize değin, nice yöntemlerle bilim dışı, öte dünyaya yönelik ilgilere, bilgilere özendiriliyor, küçücük, gencecik çocuklarımız…

Eğitim mesleğinin özneleri olan sizler, daha niceleriyle birlikte işte böylesine zor, böylesine sıkıntılı koşullarda küçücük, gencecik insanları, öğrencilerinizi; insanca yaşanılır bireysel ve toplumsal yaşamın özneleri olarak yetiştirmeyi başarmakla yükümlüsünüz.

Yine meslekte yaşadığınız bir başka önemli sorun, öğretmen haklarıyla, insan haklarıyla çelişen koşullarda canınızı dişinize takaraktan çalışıyor olmanızdır.

Aslında emek sömürüsünü genel olarak simgeleyen şu kavramları da bu arada anımsamak gerekir:

Çocuk işçilikleri, genç ve yetişkin işsizler, iş güvencesizliği, taşeron işçiliği, sözleşmesiz çalıştırma, sendikasızlaştırma, kiralık işçilik, performans, esnek çalışma, yarım gün, parça başı çalıştırma, ücretsiz fazla çalıştırma süreleri, kemer sıkma politikaları, kapitalizmde bile insanca yaşamın bir ölçüde simgesi olması gereken devleti, bu işlevinden daha da alabildiğine soyutlamalar…

Değerli Arkadaşlarım;

Sizlerin de daha çok başka biçimlerde yaşadığınız emek sömürüsünün bu kavramları, emekçilerin salt Türkiye’de değil, şu ya da bu farkla dünyanın her yerinde yaşadıkları gerçeğin simgeleridir.

35-40 yıl öncesine değin insanlık tarihinde ve emek dünyasında benzeri hiç görülmemiş bu sömürü biçimlerini yaratanlar, artık bilgisayar teknolojileri sayesinde ışık hızıyla işleyen üretim araçlarına sahip patronlardır.

Onlar, küresel dev şirketleriyle dünya çapında emek sömürüsü için bütün ulus-devletleri sömürü aracı olarak kullanabiliyorlar.

Nitekim bizde de Yasama ve Yürütme organları; GATS, MAI, TAHKİM gibi yasa ve anlaşmalarla bu şirketlere yeraltı, yerüstü zenginliklerimizden, iş ve işçi güvenliği, can güvenliği bakımından bile hiçbir kurala bağlı olmaksızın, alabildiğine özgürce yararlanma olanakları sağlamışlar ve sağlamaktadırlar.

Bunun en güncel örneklerinden biri Soma’daki yeraltı işçilerinin uğradığı, gerçekten insan olabilmiş herkesin yüreğini dağlayan korkunç faciadır. Ötekisiyse “devletin koruması altındaki işyerlerimiz satılmasın” diye aylardır haykıran, kış günlerinde bile Ankara’nın Kurtuluş Parkı’nda geceleyen, kendi iş ve can güvenlikleriyle çalıştıkları yöredeki tüm insanların can güvenliği istemlerinide içeren seslerini sağır sultanlara duyuramayan Yatağan işçilerinin dramıdır.

Arkadaşlarım;

Bütün bunlar salt ulusal değil, aynı zamanda küresel bir gerçeklik olduğu içindir ki sendikamız EĞİTİM SEN ve Konfederasyonumuz KESK yönetimlerine; şimdi de sizlerin huzurunda KÜRESEL SENDİKACILIK KURULTAYI öneriyorum.

Sevgili Arkadaşlarım;

Bu önerimin bir başka dayanağı olarak bir gazete haberini de bilgilerinize sunuyorum:

Ekonomi Bakanlığı’ndan yapılan bir derlemeden aktarılan bu habere göre ülkemizdeki sermaye şirketleriyle de ortaklaşan 5 bin 500 küresel şirket de içinde olmak üzere 32 bin 604 tane uluslararası ya da küresel şirket,  Türkiye’de “faaliyettedir”.(SOL Gazetesi, 12 Mart 2013).

Değerli Kardeşlerim;

Sözlerimi bitirirken özellikle vurgulamak isterim ki toplusözleşme ve grev haklarıyla donanmış bir sendika; eğitim işkolunda eğitim ve öğretmen sorunlarının çözümü için de sendikal savaşımların olmazsa olmazıdır ve aslında sendika, toplusözleşme ve grev haklarının kullanım aracıdır en temelde; bu yaşamsal işleviyle sendikal hakların üç bileşeninden biridir. Bir başka önemli şey de tıpkı sendika hakkı gibi grev hakkı da asıl toplusözleşme hakkı için vardır.

Kapitalist ülkelere özgü bu bilimsel gerçekliğe karşın Türkiye’de kamu emekçilerinin, 1965 tarihli sendika yasasından bu yana, öyleyse 49 yıldan bu yana tıpkı grev hakkı gibi toplusözleşme hakkını da kullanamamış ve halen de kullanamıyor olmaları, Türkiye’nin ayıplarından biri değil midir? Şunu da eklemeliyim ki yürürlükteki yasada var olan “toplusözleşme hakkı”nı gerçekten öyle bir hak saymadığımdan böyle konuşuyorum.

Sevgili Arkadaşlarım;

Bunun yanı sıra, yine bu bağlamda yaşadığınız bir başka utanılası gerçek daha vardır ki o da şudur:

Anayasa’nın 90. maddesine ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Türkiye’yi bağlayan sözleşmelerine göre, kamu emekçilerinin hem toplusözleşme ve hem de grev haklarını kullanmalarının önünde hiçbir engel yoktur.

Sevgili Kardeşlerim;

Hiç unutmamalıyız ki sizler, yasal olan-olmayan nice engelleri geçmişte aşabilmiş özgürlükçü örgütlerimiz; TÖDMF, köy enstitülü öğretmenlerin bölge dernekleri, TÖS, İLK-SEN, DÖD, TÖB-DER, EĞİT-DER, EĞİTİM-İŞ, EĞİT-SEN geleneğini simgeliyorsunuz günümüzde. Onun içindir ki sendika, toplusözleşme ve grev haklarını içeren sendikal hakları tastamam kullanabilmenin hukuksal, eylemsel yollarında geri döndürülemez savaşımlar vereceksiniz. Meslek yaşamınızla ilgili bütün sorunlarınızın çözümü için sendikamız EĞİTİM SEN’le, konfederasyonumuz KESK’le yürüteceğiniz savaşımlar sırasında bu sorunların siyasetle sanki hiçbir ilişkisi yokmuş gibi sizlere de siyasal alandan birileri, “İşte meydan; çık oradan, gel karşıma siyaset yapacaksan” diyebilecektir.

Ama özgürlükçü öğretmen örgütçülüğünün geleneğini simgeleyen sizler, hiç kuşkum yoktur ki coşkuyla donanmış bilincinizle buna karşın yolunuza devam edeceksiniz, etmelisiniz.

Saygıdeğer Kardeşlerim, Can Dostlarım;

İşte bu duygu ve düşüncelerle emeğin Türkiye’yi de kapsayan küresel çapta sınıfsalcı ama aynı zamanda insancı savaşımlarının yolunda, sizlere; başarı dileklerimle, en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum” dedi.

Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2014, 18:29
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner69

banner68