Gecenin Sessiz Çığlığı!

Gecenin Sessiz Çığlığı!

Gecenin Sessiz Çığlığı!

Gece sessiz değildir; hatta çığlıkları çalınır kulaklara... Teknesinin direkleri sağlam olmadığı için denizlere açılamayan bir gemicinin hüznünü bulursunuz gecenin en karanlık anında. Yıldızlar görününce dinlemesi daha hoş olur, kayalara savrulan dalgaları. Sesleri daha kuvvetli yayılır, güneşsiz zamanlarda yürek yangınlarının! “Kovulmuşların Evi” diye resmedilen dünyanın tadını, ancak sokak lambaları yanınca çıkarır insan.

Åžehrin en canlı balkonundan akıyor şimdi kâğıda mürekkep! Askının iplerini elbiseler doldurmasa bile, gülebiliyor masanın bir kenarında beni seyreden çay bardağı. Akşam vakti sokağın renklerini belirleyen çocukların şarkılarını söylüyor pencerelerim. Çocuk gibi gülüp oyunlar oynamak istiyor, balkonun titreyen lambası! Kalemimin ucundan çıkan ses, gecenin zifiri karanlığını deliyor.

Gece sessiz değildir!

Bir gencin gözleri dolmuştur şimdi. Yüreğine en hüzzam şarkılar çarpmıştır. Odasından sokağı görebileceği bir köşede, yıldızlar doluyordur ellerine. Yârine, gönderilmemek üzere yazılan ucu yakılmış mektuplar biriktiriyordur. Karanlık sokaklarda umudunu ararken, Necip Fâzıl'ı emziren kaldırımlarda sislenmiştir gözleri. Gece, gencin şarkısını bestelerken semâda, iki dudak arasında bir sigara belirmiştir! Rüzgâr, gence sevdiğinin saçlarını hatırlatmıştır ve şehir, “Zeliha”nın kokusuna teslim olmuştur!

Gece sessiz değildir!

Eskimiş bir kumaşın soluk desenlerini andırıyor, gökyüzünü çepeçevre saran ay parçaları! Ferhat'ın deldiği dağlar konuşur oluyor, caddelerde gezen insanlarla. Bir kuş konuyor, acıdan yas tutan evlerin çatısına. Geceyi tanıtıyor insanlara kuş; öterken ürkek, şiir gibi bir sesle! Bir kuş, bir annenin gözlerinden akan yaşları siliyor; toprağa kızını teslim eden bir annenin gözyaşlarını..! Annenin yüreğindeki acıların koyulaşmasından anlaşılıyor, gecenin matem dolu geçeceği!

Gece sessiz değildir!

Hatta çığlıkları çalınır kulaklara!

Kimi evlerde, uçurtma görme ümidiyle dalınan uykulara rastlanır bu vakitlerde. Çocuklar, yarın oynayacakları oyunları düşüne düşüne uykunun yolunu tutarlar. Bir mâsum yürek, utana sıkıla arkadaşlarının arasında eski püskü bir ayakkabıyla dolaştığını hatırlar. Gece öpülür merhametle yanaklar!

İstanbul'un en canlı olduğu anlara şahitlik eder, saatin ilerlemiş hâli. Beyoğlu'nun sokaklarından tutulur İstanbul'un nabzı. Gece düşünce, Sarayburnu'ndan takip edilir İstanbul'un burcu burcu kokusu! İstanbul gece ile konuşur; sokaklar yıldızlarla.

Gece sessiz değildir!

Gecenin sesini, en çok, sert görünümlü babalar tanır. Eve ekmek götürmek için çektikleri sıkıntıları, soğuk yataklarında bir kez daha hatırlarlar. Kırçıl sakallar süsler, kederden rengi solmuş yüzlerini! Babalar, Cahit Zarifoğlu'nu tanır ve Cahit gibi seslenirler ulaşamadıkları hayallerinin ardından:

“noktanın sonuna kadar

bir sinir bir can yanmasıyla

bir parçamı

bir demir mengeneye

koyup sıkmak istiyorum mu nedir

dilimi

bir acı mı ne gerek

öyle uykum var ki

öyle istiyorum ki”

Gece sessiz değildir; çığlıklarını babalara sorun!

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner69

banner68