Hitabeyle Alıp Veremedikleri Ne?

Hitabeyle Alıp Veremedikleri Ne?

Hitabeyle Alıp Veremedikleri Ne?

Geçtiğimiz haftanın en hararetli tartışma konularından bir tanesi, Atatürk'ün Geçliğe Hitabesi idi. Her ne kadar, tepkilerden sonra, “bunlar ayet mi” diye sorduğu Gençliğe Hitabe'yi kaldırmayacaklarını söyleyerek kamuoyu yoklaması yapanların tutumu, birçok kesim tarafından tepki görmüştü.

Dolaylı yollardan Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi hakkında kamuoyunun tepkisini ölçenler, baktı ki tahmin ettiği gibi değil hemen “Gençliğe Hitabe kaldırılmayacak” dedi.

Peki, birileri neden Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ni kafaya taktı? Bunu irdelemek lazım. Sanırım ilk önce, gençliğe hitap eden-den dolayıdır bu takıntı. Çünkü 85 yıl öncesinden bugünü gören Mustafa Kemal Atatürk gençliğe ve gelecek nesle öyle bir seslenmiştir ki; sanki bugünü önce-sinden biliyormuşçasına...

Halk, uykudadır! Hem de derin bir uykuda! Bu uykudan uyandıracak bütün nesneler ve şahsiyetler karalanıyor ya da tutuklanıyor. Herkesin eli kolu bağlanıyor. Hatta bir futbol müsabakası sırasında Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ni okuyan taraftarlara, yayıncı kuruluş tarafından küfür edenlere yapılan ses kısma müdahalesi yapılıyor.

“Bunlar ayet mi” diye sorulan Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nde neler yatıyor peki? Bir de başkalarının gözünden bakalım değil mi?

Ey Türk Gençliği! (Baştan ofsayt! Etnik milliyetçilik yapılmış.)

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. (Cumhuriyet mi? Aa, hiç yakıştıramıyorum. Cumhuriyet de nereden çıktı şimdi?)

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.(Çok sert bir söylem!) Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.(Kim demiş? Daha kıymetli hazinelerimiz var bizim.) İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.(Amerikalılar ve PKK'nın yan kuruluşları (!) bu söylemden çok rahatsız.) Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!(Cumhuriyet ve bağımsızlık yok olurken müdahale edeni bertaraf ederiz!) Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.(Bütün ortamları hazırladık, amacımıza ulaşmamız için ortam müsait zaten.) İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.(O nereden çıktı şimdi? Olayın Filistin'le, Suriye'yle, Libya'yla, Irak'la alakası bile olamaz!) Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.(Özelleştirmeyle yabancılar sattığımız toprakları katmayınız buna lütfen! Ergenekon'u ve Balyoz'u da karıştırmayın sakın!) Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.(Öhöö öhöö!) Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.(Oooo Oooo) Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.(Hiç de bile, büyüyerek gelişen bir ekonomimiz ve demokrasimiz var.)

Ey Türk istikbalinin evlâdı!(Yine olmamış, yine etnik milliyetçilik yapılmış!) İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!(Siz bizden daha mı iyi bileceksiniz neyi kurtaracağımızı) Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! (Asil kan mı? Kimin kanı asil? Resmen ırkçılık yapılmış)

Tamam, tamam. Gözlüğünüzü çıkartabilirsiniz artık...

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner68