KAPİTALİZMİN YENİ KÂR VE SÖMÜRÜ ALANI OLARAK SU

Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası’ndan Basın Açıklaması

KAPİTALİZMİN YENİ KÂR VE SÖMÜRÜ ALANI OLARAK SU

 Su, bireylerin en temel gereksinimi olma ve başlıca ekonomik faaliyetlere kaynaklık etme özelliği ile toplumsal yaşamın devamlılığı için yaşamsal bir kaynaktır.

Aynı zamanda su bir insan hakkıdır. Su alınır satılır bir meta değildir. Yaşamsaldır. Toplumsaldır. İlkçağlardan günümüze toplumsal yaşamın olmaz ise olmazlarındandır.

Sosyal ve ekonomik faaliyetlerin sürmesi büyük ölçüde temiz ve yeterli su arzına sahip olmaya bağlıdır. Su kaynaklarının geliştirilmesi ekonomik üretkenlik ve sosyal refaha doğrudan katkı yapmaktadır. Öte yandan, nüfus ve ekonomik faaliyetler arttıkça birçok ülke hızla su sıkıntısı çeker duruma gelmekte ya da ekonomik gelişmeleri kısıtlanmaktadır. Bu nedenle Toplumsal yaşamın devamlılığı, su kaynaklarının kapitalist kar alanı olmaktan çıkartılması bilinci ile gelişir.

Suyun alınıp satılır bir meta olmadığı bilinci Yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası her düzeyde geliştirilmelidir.

Bilindiği üzere; Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 1992 yılında Rio de Janerio'da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda dünyada suyun giderek artan öneminden dolayı her yıl 22 Mart gününün "Dünya Su Günü" olarak kutlanmasına karar vermiştir. Zaten bu karar insanlığın doğal hakkı olan suya kapitalist kar açısından bakılacağının da ilk işareti olmuştur. Su; insan, tarım ve sanayi arasında bir rekabet unsuru olarak algılanmıştır.

22 Mart 1993 tarihinden bu güne, Dünya Su Günü her yıl farklı temalarla kutlanmaktadır. Ancak bu kutlamalar ve etkinliklerde daha çok suyun piyasalaştırılması konuşulmakta nitelikli ve ulaşılabilir bir kamu hizmeti olarak konuşulması ise engellenmektedir.

Bu etkinliklerden birisini de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) düzenlemiştir. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) düzenlediği Dünya Su Günü'nün teması "Su ve Sağlık" idi. Dünyada 1.2 milyar insanın güvenli su kaynaklarına ulaşamadığı ve az gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan hastalıkların %10'nun yetersiz ya da sağlıksız su kaynaklarından kaynaklandığı gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, suyun piyasalaştırılmasının, her düzeyde ister yerel ister ulusal isterse uluslar arası olsun toplumsal yaşamı tehdit ettiği gerçeğini değiştirmemektedir.

Ülkemizdeki HES projeleri ki 2000 kadardır. Kapitalist kar şirketleri için bir kazanç kapısı olan toplamı bir baraj etmeyen bu binlerce HES'ler, ülkemizde HES yapılan bölgelerin ekolojisini yok etmektedir.

Su gerçekten kısıtlı ve yaşamsaldır. Bu nedenle toplumsal yaşamın vazgeçilemez bir unsurudur. Çünkü; Yeryüzündeki suyun %97'si tuzludur. Geriye kalan ve büyük bir bölümü Kuzey ve Güney Kutuplarında buzullar içinde donmuş olan %3'lük tatlı su kaynakları için insanlar, bitkiler, yaban hayat, tarım ve sanayi rekabet etme durumunda değildir. Öncelik, insan ve doğadır. Kâr ve rant ise bu alanların tamamen dışına çıkartılmalıdır.

Son 10 yılda bu kısıtlı su arzı üzerindeki küresel su talebi 6 - 7 kat artmıştır; bu oran dünya nüfusu artış oranının iki katından fazladır. Öte yandan, dünya nüfusunun 2025'de 8.3 milyara, 2050'de ise 10-12 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Yoksul ülkeler başta olmak üzere, dünyada 2.4 milyar insan yetersiz ve kalitesiz su nedeniyle sağlıksız koşullarda yaşamaktadır. Dünyanın birçok bölgesinde yaşamakta olan kırsal alanlardan kentlere göç, çok sayıda insanın yeterli sağlık hizmetlerinden, güvenli içme suyundan, çevresel olarak güvenli yaşam koşullarından yoksun alanlarda yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu değerlendirmelerin pek çoğu ülkemiz içinde geçerli bir veridir. Ülkemiz söylenenin aksine su zengini bir ülke değildir.

Uluslararası sivil toplum ku-ruluşları sendikalar meslek odaları çevreci kuruluşları, yukarıda bir kısmı sözü edilen sorunlara çözüm arayışları çerçevesinde insan sağlığı, gıda güvenliği, ekolojik yaşam ve eko-sistemlerin korunması için su kaynaklarının daha etkin bir biçimde kullanılması ve yönetilmesinin gerekliliğine dikkat çekmektedir.

Bir yandan tarım, içme suyu ve sanayi arasında bir yandan da bu sektörler ve doğal hayat arasında su kullanımına ilişkin kapitalistler tarafından rekabet ortamı yaratılmaktadır. Bu da bize giderek daha çok bölge ve ülkenin su kıtlığı ile karşılaşması, dünyada su kaynakları yönetiminde bütüncül yaklaşımların benimsenmesinin gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Çünkü su ve su kullanımı artık sermaye için yeni bir kar alanıdır.

Türkiye su zengini bir ülke değildir. Uzmanlar ülkemizin 107 milyar m3 su arzına sahip olduğunu vurgulasalar da, mevcut su kaynakları zaman ve mekana göre düzensiz dağılmıştır. Öte yandan ortalama 1300 m3 kişi başına düşen su miktarı ile ülkemiz uluslararası ölçütlere göre su sıkıntısı çeken ülkeler içinde değerlendirilmektedir.

Bütün bu nedenlerden dolayı; Şirketlerin kârını artırmak için değil, ama halkın ve tüm canlıların yaşamı için gereken su, bir HAKTIR!

Su ticari bir mal değil, temel bir haktır.

Su yaşam kaynağıdır.

Suyun gerçek sahibi doğadır.

Kişilere satılamaz, devredilemez.

Satılması her canlıya ve doğaya ihanettir.

Haber Merkezi

Güncelleme Tarihi: 27 Mart 2013, 18:04
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER