KARPUZ

KARPUZ

KARPUZ

Neye “taraf” olduğu herkesin malûmu olan gazete, İstanbul baskısına, komutanların istifası ile ilgili “Daha Karpuz Kesecektik” diye bir manşet atmış.

Espri, kültür ve zekâ işidir. Sahibinin bunlardan ne kadar nasiplendiğinin aynasıdır. Espriye bak, adam hakkında yargını ver, yanılmazsın.

 “Daha karpuz kesecektik.” Eski bir banka reklamından kalan bir söz. Güya gitmek isteyen konuklara, çok bile kaldınız demenin bir yöntemi.

Sözüm ona Taraf'ın esprisi, bana Amerikan fıkralarını anımsattı. Bizim kültürümüzde misafir, baş üstünde tutulur. Mahkeme kadıya mülk değildir; ama bu halk konuklarının, hele hele ömrünü bu ulusun güvenliğine vermiş komutanlarının ardından böyle hafif, sulu espriler yapmaz. Kaldı ki, o komutanlar, bu ülkede sivillerin asla beceremediği bir kültürün, istifa kültürünün örneğini vermişlerdir.

Bugünlerde Yaşar Kamal'in “Teneke”sini yeniden okumalı.

Bu espriye bağlı olarak Bakan Bağış'a ne sordularsa o da “Türkiye normalleşiyor. Åžimdi Türkiye'de kimileri tartışıyor; 'Karpuz kesecektik, kesmeyecektik. Karpuz kabuğu suya düştü mü, düşmedi mi?' Ama asıl üzerinde durulması gereken nedir biliyor musunuz? Artık karpuzun göbeğini Türkiye'de sadece belli bir takım elit kesimler yemiyor, paylaşılıyor." diyerek karpuzlu muhabbete katılmış.

Mevsim yaz, muhabbet de karpuz olunca insanın aklına neler gelmiyor ki...

Ahmet Uluçay adını bu memlekette kaç kişi bilir, bilmem.  O, deyim yerindeyse tam bir sinema delisi olarak yaşamış. Ekmek parası kazanmak için hamallıktan, kamyon şoförlüğüne yapmadığı iş kalmamış. Ama o, 54 yıllık çileli ömrüne, 11 film ve 22 ödül de sığdırmış.

 “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak”, Ahmet Uluçay'ın seyretmeye doyamadığım filmlerinden biri. Filmde, karpuzcu çırağı Recep ile berber çırağı Mehmet'in sinema tutkusu, azmi ve  dostluğu,  kasaba ve köy yalınlığı içinde anlatılır.

Bay Bağış, 2002'den bu yana bu halkın kaderini elinde tutan ekibin baş aktörlerinden biri. Adının önünde de hep “Avrupa” etiketi vardı.  Kendilerine,  2009 yılında yokluklar içinde aramızdan ayrılan Uluçay, o karpuzu paylaşanlar arasında var mıydı, diye sorasım geliyor.

Filmde çırağını döverek, ona hakaret ederek meslek öğretmeye çalışan bir berber vardır. Adamın, çırağının bu mesleği öğreneceğine aklı kesmemektedir. Çünkü kasabalı kafasında “Köylü milletinden esnaf sanatkâr olduğu nerde görülmüş, gitsin çiftini çubuğunu sürsün.” düşüncesi vardır.

60 yıldır bu ülkeyi yönetenlerin kafasında bu mantık olmasaydı, daha dün İngiliz milletvekilleri, parlamentolarına Türkiye'nin AB'ye üye olmasıyla birliğin, göç ve organize suçlar konusunda daha çok riske maruz kalacağı doğrultusunda rapor sunarlar mıydı?

Benim ilk sinemacım Eskihisarlı Hamdi Gürsel ağabeydir. Hamdi Ağabey 1950- 60'lı yıllarda köylerde gezici sinemacılık yapardı. Bizim köye sinema geldiğini taş plaklardan tüm ovaya yayılan şarkılardan anlardık:

Dalgalandım da duruldum/ Koştum ardından yoruldum...

Müzeyyen Senar'dan  “İki karpuz bir koltuğa sığar mı?” türküsünü de o zamanlar dinlemiş olmalıyım.

Attan indim gül dalına bağladım

Asker oldum mavzerimi yağladım 

Vardım baktım nazlı yarim uykuda

Öptüm sevdim kana kana gözlerinden, ağladım.

Ben, Ateşten Gömlek, Boş Beşik, Kanun Namına, Ayşecik, Beyaz Mendil gibi nice filmi onun sinemasında izledim. 

Biz o zamanlar,  filmleri izlerken askerlerimizle de polislerimizle de gururlanır, onları alkışlardık. O zamanlar büyüklerimiz, ne “İmamın Ordusu” ndan, ne de “İmamın Polisi”nden söz ederlerdi. Bahçe de bizimdi, bostan da; ne gübresi ithaldi, ne çekirdeği hormonlu.

Bu yıl Ramazan, yazın en uzun günlerine denk geldi. Eskiler oruçlarını zeytinle açar, hararetlerini bu mevsimde karpuzla söndürürlerdi.

Artık, zeytinin yüzüne bakan yok. İthal hurmalar revaçta. Sade vatandaş, kabak aşılanmış ham hışır  karpuzlara devam derken, dini bütün zenginlerimiz, hararet gidermek için sahurda ithal İnka eriği yiyormuş.

 Bağış'ın sözünü ettiği “karpuz göbeği” paylaşanlar bunlar olsa gerek. Ne diyelim “Hayırlı Ramazanlar!”

Türkiye, AB'ye 31 Temmuz 1959'da giriş için başvurmuş. Bağış, Türkiye'de o tarihte kişi başı gelirin 400, bugünse 11 bin dolar olduğunu, söylemiş. Hadi 11 bini doğru kabul edelim. O tarihte milli geliri 400 dolar olan Avrupa ülkelerinde bu rakamın bugün ne kadar olduğunu da bir söyleseydi ya!  Malum, ağızlarını açtılar mı CHP'lilere millet size 60 yıldır iktidar yüzü göstermedi, derler. Doğru söze ne denir? Bari 52 yıldır AB'ye giremeyişimizin vebalini üstlenseler. Ne gezer?

Lambayı korumaya, ışığını yaymaya, dağıtmaya ya da ışığının rengini değiştirmeye yarayan, saydam ya da yayıcı maddeden yapılmış kılıfa da karpuz dendiğini biliyor musunuz? Demek ki ampule de kılıf oluyormuş karpuz.

Bu halk, bir kimseyi, bir yolunu bulup düzenle işinden uzaklaştırmayı “Ayağının altına karpuz kabuğu koymak” atasözüyle anlatmış. Bu sözün, bu dönemde çok söylenmesinin bir nedeni olsa gerek?  “Eşekten düşmüş karpuza dönmek” de var bu sözlerin arasında.

1980 darbesiyle bu halkın düşünen, sorgulayan, üreten beyinlerine her türlü zulmü reva görenlere elbette bir diyeceğimiz olmalı. Tarlasına karpuz eken, kavun toplayacak değil ya!

Ben deniz kenarındaki odamda,

Pencereye hiç bakmadan

Dışarıdan geçen kayıkların

Karpuz yüklü olduğunu bilirim.

Orhan Veli, “Deniz” şiirinde karpuz gemi/kayık ilişkisini böyle kurar. Keşke birileri Orhan Veli'ye:

“Ey şair,  karpuzun da mevsimi var. Ya karpuz mevsimi geçince gemiler ne taşır?”  diye sorsaymış.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner69

banner68