Kerimoğlu Zeybeği ve Türküsü

Kerimoğlu Zeybeği ve Türküsü

Kerimoğlu Zeybeği ve Türküsü

Muğla'da “Kerimoğlu Zeybeği” çalınıp oynanmadan düğün olmaz.

Gençler birbirlerine, “Ne zaman Kerimoğlu Zeybeği”ni oynayacağız” demek suretiyle de, bir bakıma düğün zamanının sorarlar.

 O nedenle,“Kerimoğlu Zeybeği” Muğla ve yöresinde, yiğitliğin, mertliğin, dostluğun ve arkadaşlığın bir ifadesi olarak da değerlendirilir.

Kerimoğlu Zeybeğinin doğuşu ile ilgili öyküde, olayda ilgisi olan tüm kişilerin adlarının ve birbirleriyle ilişkilerinin ifade edildiği bir kitap, Muğlalı eğitimci yazar İlker Altınsoy tarafından kaleme alınmış bulunmaktadır.

Aynı öykü, eğitimci yazar Mehmet Ali Eren'in “Öyküleri ile Muğla Türküleri” kitabında da  özet bir şekilde yer almıştır.

Her iki yazarı da, Muğla'nın kültürel zenginliğinin gelecek kuşaklara aktarılması için yaptıkları katkılarından dolayı içtenlikle kutluyorum.

“Kerimoğlu Zeybeği ve Türküsü”nün doğuşuna neden olay şöyledir:

Kerimoğlu Eyüp, Muğla Merkez Yeşilyurt(Pisi) Beldesi,ndendir.

 1882-1901 yılları arasında henüz 19 yaşında iken, kurulan bir pusu sonunda al kanlar içinde yaşamını yitirmiştir. Eyüp, küçük yaşta babasını kaybeder. Onu Anası Hatice büyütür. Ağabeyi Hüseyin ile birlikte,  herkes gibi Pisi'de hayvancılıkla ve tarımla uğraşırlar. Ağabeyi Hüseyin daha sonra o dönemde  “Konturbazlık” denilen tütün kaçakçılığına başlar. Çünkü tütün tekeli” Reji”  denilen yabancı tekelin eline geçmiş, tütünün reji dışında başkasına satış yasaklanmıştır. Halk da tütününü kaçak satmayı tercih etmiştir.

O nedenle halk ile “Kolcu” adı verilen kolluk kuvvetleri arasında sıkça çatışmalar çıkmaktadır. Kerimoğlu'nun ağabeyi,  Kafaca'da ağırlığı olan birçok dostu bulunan bir kişidir. Ancak çeşitli nedenlerle sıklıkla hapse girmektedir.

Eyüp, ağabeyi hapiste iken Kafaca'da bulunan dostlarıyla ilişkilerini sürdürmektedir. Dolayısıyla yaşanan bazı olumsuzluklar nedeniyle kolluk kuvvetleriyle yöre halkının dikkatini üzerine çekmeye başlamıştır.

 O yıllarda Pisi muhtarı İzzet Ağa'dır. İzzet Ağa, Muğla eşrafından Hüseyin Avni Topaloğlu'nun  (Ercan) kâhyalığını yapmaktadır. O dönemde, Muğla ovasında ve Pisi'de zenginler  arazilerini Kahyalar aracılığıyla işletmektedir. İzzet Ağa, Kerimoğlu'nun hasımları arasında yer alır.

1901 yılında Pisi'de Maşat adı verilen yerde bir düğün kurulur. Düğüne, Kerimoğlu ve İzzet Ağa'da gelir. Kerimoğlu oyuna kalktığında, Ağabeyinin arkadaşı Koca Mehmet de düğüne gelir. Eyyübün izni olmadan oyuna kalkar.

Yöre geleneklerine göre, oynayan kişinin izni olmadan oyuna kalkmak en büyük hakarettir. Ağabeyinin arkadaşı olduğu için Eyüp anlayış göstererek,  oyundan çekilir. Oyundan sonra Koca Mehmet İzzet Ağa'nın masasına giderek oturunca, Eyyüp'e karşı bir saygısızlık daha yapmıştır. İzzet Ağa'ın masasına giden Eyüp, Koca Mehmet'in ayağa kalkmasını isteyerek,”Üzerindeki elbiseler efeme ait, çıkart onları” der. İzzet ağa ise, masasında Koca Mehmet'e yapılan davranışı kendisine yapılmış kabul ederek, Eyyüp'e saldırmak ister.

Eyüp ise, yanında taşıdığı dolma tabancasını ateş ederek, İzzet Ağayı kolundan yaralar. Ve düğün yerinden kaçarak Değirmen Deresine gider. Orada ise, Koca İsmail tarafından yakalanarak birkaç kişi ile birlikte döve döve  Maşat'a getirilir. Orada tekrar dövülen Eyüp, annesi tarafından sırtlanarak evine götürülür. İzzet Ağa tarafından olay, zaptiyeye haber verilmiştir.

Zaptiyenin köye geldiğini duyan Eyüp, mavzerini alarak dağa kaçarken, zaptiyenin teslim ol çağrısına kurşunla cevap verip dağa çıkar. Eyyyüp'ün genç yaşta dağlarda efeliği de böylece başlamış olur. Zaptiyeler sürekli evine baskın yaparak anasından yerini söylemesi için baskı yaparlarsa da bir türlü öğrenemezler ve Eyyüp'ü de yakalayamazlar. Kerimoğlu Eyyüp'ün dağda kaçak dolaşması 6-7 ay devam eder. Bu süre içinde o kimseye kötülük etmemiştir.

Yalnız Yerkesik Tüccarı Hacı Hasan Efendiye haber yollayarak, kendisi için bir miktar para ayırması ister ve yaknda uğrayıp bu parayı alacağını bildirdiği belirtilir. Hac Hasan Efendinin ise “ O benden ancak kefenliğini alır” diye haber salar. Bu da Eyyüp'ün ölümüne yakın bir olay olduğu için gerçekleşmemiştir. Eyüp, bir gün Yerkesik'e indiğinde Sultan adında bir kızı görür. Kız bu günkü Yerkesik Menteşe Mahallesinden İbiş İbrahim adında bir kişinin torunudur. Dedesi ile birlikte aynı evde yaşamaktadır.

 Yoğun çabaların ardından Eyüp kızın gönlünü eder. O zamanki adı Çakallar köyü olan mahalleye gelip gitmeye başlar. Olup bitenler çabuk duyulur. 1901 yılında Yerkesik halkından Muammer, Mavilerin Küçük Mehmet ve Ali adındaki kişilerce Eyyüp'e tuzak kurulur. Eyüp bir gün Sultan ile Menteşe mahallesindeki evinde buluşacaktır. Efesi Hüseyin ile birlikte eve gelirler. Efelere ikramda bulunulur. Uyku vakti gelince her ikisine de yatak serer. Kendisi de bir köşede büzülür uyur. Evde İbiş İbrahim de vardır.

 İbiş İbrahim onların uyuduğundan emin olduktan sonra evden ayrılıp Yerkesik'e gider. Mavilerin Küçük Mehmet ile birlikte “Kör Arap “ lakaplı Milas'lı İsmali Çavuş'a durumu bildirir. Kör Arap, Yerkesikli Ali ile birlikte askerlerini yanına alarak Kerimoğlu'nun yattığı eve gelip kuşatır.

Uyumakta olan Eyyüp'ü pencereden ateş ederek öldürür. Eyyüp'ün ağabeyini de yakalayarak adalete teslim eder.

Bu olay üzerine günümüzde “Kerimoğlu Zeybeği”  olarak bilinen türkü  yakılır. Türkünün kaynak kişisi ise, Pisi Kemancı Tahir Erdinç'tir.

Of amanda of aman Karadağların sandalı da sandalı,

Al kanlara boyanmış Kerimoğlu'nun her yanı da her yanı.

 

Of amanda of aman Karadağlarda sandal kalmadı,

Oyna da Kör Arabım sen oyna  senden başka yiğit kalmadı.

 

Of aman da of aman Yerkesiğinen şu Pisi'nin arası,

Nerelerde bozulmuş Kerimoğlunnan Kör Arabın arası.

 

Of aman da of aman Yerkesiğin minaresi, minaresi,

Al kanlara boyanmış Kerimoğlu'nun hanesi de hanesi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner68