İSTANBUL KIRMIZISI

 Daha   önce   bu   filmin    romanını   okumuştum. Filmini  de  merak   ediyordum. Pazar   günü  eşimle  birlikte  Muğla  Rüyam  AVM’ deki   sinemaya   giderek   filmi   izledik.  Romandan  biraz   kopuk  olsa da   karakterler   yerli  yerine   oturmuş. Filmde   rol   alan   oyuncu   kadrosu   çok   güçlü. En  çok   beğendiğim   oyuncu    Zerrin   Tekindor. Aylin  rolünü   başarıyla   canlandırmış. Büyük  bir  oyuncu. Bayıldım. Serra  Yılmaz’ın   varlığı  ise  bu  filme   çok  şey  katmış.   Nejat  İşler, Halit  Ergenç  ve  Mehmet  Günsur da  başarılı. Tuba  Büyüküstün  ise  Neval  rolüyle  başrolü  hak etmiş.  Oyun  gücüne  ve  güzelliğine  hayran  kaldım. Kısa  saç  modeli  bir  kadına  bu kadar  mı  yakışır? Çok  beğendim, yakışmış  doğrusu. Güzelliğine  güzellik  katmış.  Sülün  gibi  süzgün, ceylan  gibi  zarif, bal tenli  görünümüyle  ve  esmer  güzeli  duruşuyla  filme  renk  katmış.  Dram  türü  bir  film  olan  ‘’İstanbul  Kırmızısı’’, gizemli   bir  öyküyle   başlıyor  ve   filmin  sonuna  kadar da    merak  uyandırıyor. Seyirciyi   sıkan   bir  gerilim   filmi  gibi   görünse  de   zevkle  izledim. Önümüzde  ve  yanımızda   oturan   gençler  biraz  sıkıldılar  ve  film  bitince   birbirlerine  ‘’Sen  bi  şey  anladın mı  arkadaş?’’ diye  de  takıldılar.
  Ferzan  Özpetek, doğup   büyüdüğü  şehir  olan  İstanbul’u  yıllardır   uzaktan   gözlemleyerek  bu   romanı  yazmış. Sevginin   ve  hüznün  romanı   olan  İstanbul  Kırmızısı, sanatçının  sinema  eğitimi  için  İtalya’ya  gidişine  kadarki  İstanbul   yaşantısından   izler  taşıyor. Mesafelerin  ölçülebilen  uzaklığı  kişiyi  bir  şehre  ait  olmadığını  ve  önemli  olanın  şehirde  yaşamak  değil, şehri   yaşatmak   olduğunu   kitabında  anlatmış. Filmde   ise  biraz   kurgu  yaparak   rolleri   günün  şartlarına   göre  uyarlamış. Modern  şehir  havasını  yakalamak  isterken  ıskalamış. Çünkü  İstanbul, eski  İstanbul  olmaktan  çıkmıştı. İstanbul  sadece  anılarda  kalmıştı. İstanbul’u   bir  sürtük  gibi  gören  filmdeki  yazar  aslında  doğruyu   söylüyordu. Üç  yıl  İstanbul’da  yaşadığım  için de  biliyorum. Herkesi  bağrına  basıp   barındırsa da  aslında  yutuyor. Kimseyi  kendisiyle   yarıştırmıyor. Yarışmayı  kalkanı  yutuyor  ve   bitiriyor. Örnekleri  çok...Yazmak  istemiyordum  ama yine de  yazayım  ve  rahatlayayım. En  yakın  arkadaşımı  bu  şehir  yuttu, yedi, bitirdi. Ruhu  şad  olsun. Büyük  şehirde  var  olma  mücadelesi   hiçte  kolay  değil. İstanbul’da  yaşayan  tüm  dost  ve  arkadaşlarımıza  kolaylıklar  diliyorum. Bu  filmde  de  aynı  yarışı   Yusuf, Deniz  ve  Orhan  üçgeninde  görüyoruz. Bu şehirde  herkes   birbiriyle  yarış  halinde. Altta  kalanın  canı  çıksın  misali  duygularınız  hırsa  dönüşerek  yok  olup  gidiyorsunuz. İstanbul,   baştan  çıkartan   bir  kadın  gibi   insanı  büyülüyor. Boğaziçi’nin  güzelliği   doyumsuz. Zaten  boğaz  dışında  İstanbul, sanki  bana  biraz  öksüzmüş  gibi  gelir. Filmin  birçok   sahnesi   İstanbul  Boğazı  kıyısında   çekilmiş  olup, güzel  manzaralar  eşliğinde  izleniyor. Filmin  konusu:
Orhan, eskisi kadar zengin olamayan annesi Süreyya’yla yaşayan Deniz’in Boğaz kıyısındaki kırmızı yalılarına yerleşiyor. Yalı, ikinci köprünün hemen yanında Anadolu yakasındaydı. Orhan, Deniz’in romanını yazmaya, toparlamaya gelmiş İstanbul’a. Orhan içkiyi ve sigarayı da bırakmış. Deniz’in mimar arkadaşı Neval’le de tanışıyor Orhan. Kısa saçlı ve güzel Neval’i görür görmez tutuluyor sanki Orhan. Partide iradesine de yeniliyor Orhan içkiyi yudumlarken. Belki de bu yıllardır unuttuğu bir duygunun içine yeniden gelmesinden. Aşktan ve kadından kaçmak zordu. Yalının bahçesinde Orhan ve Deniz birbirlerini yeniden tanıyorlardı. Köpeklere tutkun Deniz, öfkeli ve gizemli Deniz, Yusuf üzerine konuşurlarken bambaşka biri oluyordu sanki. Gecenin sonundaysa Deniz ortadan kayboluyordu.
 
 
Deniz neden kaybolmuştu? Şimdi nerelerdeydi? Orhan, polise karakolda ifade bile zorunda kalıyor. Karakolda, daha önce yüzünü görmediği Yusuf’la karşılaşıyor. Yalının bahçesinde şezlongda uyurken bir ara bu uzun saçlı Yusuf’u görmüş gibi hissediyor Orhan. Sonra onun peşine takılıyor. Yusuf, heykeltıraş ve Boğaz’ı yüzerek geçmekten hoşlanıyor. Deniz’in çocukluk arkadaşıydı. Arkadaşlıkları belki daha derindi. Birçok şeyi belki birbirlerinden keşfetmişlerdi. Belki aşk da buna dâhil. Ya Orhan? Neval’in dünyasını keşfettikçe onun kendisinden uzaklaştığını da anlıyor. Belki de anlamıyor. Filmin derinliğinde zihinlerde bu aşkın  imkansızlığı  anlamlaşacak.
 
Deniz’in kayboluşu ve gizemi sonuna kadar merak duygusunu ayakta tutarken, trajedileri de dokundurtuyor. Filmde Kürtçe kelimeler de duyuluyor. Yalının Kürt aşçısı genç Sultan’ın ailesinin evi yakılmış, yıkılmış. Ailesi İstanbul’a geldiğinde insanın yüreğini sıcaklık kaplıyor birden.. Kürt sorununa dokunuluyor. Evler yakıldı, yıkıldı. Filmde “Cumartesi Anneleri”ne saygı da gönderiliyor.
Hiçbir  şey   aşktan  daha   önemli   değildir. İstanbul’a  aşık  olmak  ise   hiçte  kolay  değildir. Bu  filmi  mutlaka  izleyiniz  derim. Herkes  kendinden  bir  parça  bulacaktır . Siz  yine de  güzel  Muğla’mızdan  ayrılmayınız   efendim. Bizim  mavimiz  ve  yeşilimiz  İstanbul’un  çekici  kırmızısından  daha  iyidir.
 
YORUM EKLE

banner68