Kıymetini Bilebildik Mi Acaba Çocukluğumuzun?

 Çok değil, bundan 25-30 yıl öncesinde çocuk olanlar, çocukluğunu doya doya yaşayan şanslı nesillerdendik ben ve büyüdüğüm arkadaşlarım.
Öğretmen bizim için anne babadan sonra en kutsal varlıklardı. Öğretmen sözü tek doğruydu bizim için. Okulun mezun gününde pahalı pahalı giyeceğimiz elbiselerimiz olmadı ama o mezuniyet günlerine yakın yapılan keşkek gününde çok eğlenirdik biz.
Okulda nöbetçi öğrenci olmak ayrı bir görevdi, okul sana emanet gibiymiş kadar önemli bir işti. Arkadaşlıklarımız öyle sıkı ve iyiydi ki akşamüzeri biten okul sonrası üzerimizi değiştirip tekrar okul bahçesinde voleybol, basketbol oynamak için toplanırdık. Belediye parkına bile okul çıkışları okul forması ile gitmezdik biz, bize o formalarla okulu temsil ettiğimiz düşüncesini aşılamıştı öğretmenlerimiz. Yani bizim için okulumuz, formamız, öğretmenlerimiz kutsaldı.
Çamurdan oyuncaklarımız olsa da tertemiz hayallerimiz vardı. Gerçek oyuncaklarla büyümedik. Hayal dünyamızda değnekten yaptığımız bir atımız, bezden yaptığımız bebeğimiz, araba lastiğinden yaptığımız arabamız ve komşu çocukları ile yarış yapabildiğimiz rengarenk misketlerimiz vardı bizim. Gerçek hayatımız siyah-beyaz olsa da hayallerimiz ve çocukluğumuz rengârenkti bizim.
Zaman geçti, ağaçların yerini binalar, betonlar alırken tek katlı evlerin yerlerini yüksek katlı binalar ve siteler aldı. Çocukluğumuzu azar azar kaybettik. Kentleşmenin (siteleşmenin), betonlaşmanın götürdükleri aslında getirdiklerinden daha fazlaydı. Öyle şimdi sitelerdeki gibi güvenlikler yoktu bizim çocukluğumuzda. Mahalledeki abi, ablalar, teyzeler, amcalardı bizim korumalarımız. Ki korunacak bir ortamımız da olmadı. Zeytin ağaçları içinde gece geç saatlere kadar saklambaç oynardık biz. Saklayacak hiç ayıbımız yoktu o zaman toplum olarak. Karanlıkta aydınlık kadar doğaldı bizim için. Korkmazdık karanlıktan. Oysa şimdi git gide karanlığa gömülüyoruz. Karanlıktan da korkar olduk. Mahallelerimiz yok, mahallemizde bizi koruyanlarda yok. Ama güvenlikli sitelerimiz var, yan komşumuzun kim olduğunu bile bilmeden güvenle yaşadığımızı düşündüğümüz sitelerimiz.
Biz yaptık bunu. Ya da biz izin verdik bunu yapmalarına. Onca güzelim mahallerde büyüyüp, mahallemize, köyümüze gelen dondurmacının arkasında deli gibi koşmanın keyfini yaşayan bizler. Biz izin verdik bu kadar güzel yaşadığımız çocukluğumuzu bitirmelerine. Kendi çocuklarımızın bu kadar güzel çocukluk yaşayamamalarına biz sebep olduk. Betonlar, binalar arasında koşma dediğimiz, özgürlüklerini kısıtladığımız, çamurla oynamayıp kirlenmesine bile izin vermeyenler bizler olduk.
Kıymetini bildik mi mahallemizin? Kıymetini bildik mi taşımızın toprağımızın? Kıymetini bildik mi çocukluğumuzun? Kıymetini bilip sahip çıktık mı çocukluk anılarımıza?
Şimdi kalkıp çocuklarımıza gerçek çocukluğun ne olduğunu nasıl anlatacağız. Nasıl diyeceğiz biz yaşadığımız o güzel çocukluğumuza sahip çıkamadık diye?
YORUM EKLE