KIZINCA NEDEN BAĞIRIRIZ?

 Kaynak, internet yazarı M. Kemal Adal. Hikâye, içinde derin anlamlar barındıran, sonu da güzel bir öğütle biten ve hepimizin ders alması gereken değişik bir yazı. Ucu biraz da bana dokunduğu için sizlerle paylaşmayı uygun gördüm.
Hindu keşiş yıkanmak üzere gittiği Ganj Nehri’nin kıyısına geldiğinde, birbirlerine kızgınlıkla bağıran aile üyeleri görür. Kendisiyle birlikte gelen öğrencilerine döner ve gülümseyerek onlara şu soruyu sorar;
-Neden insanlar birbirlerine öfkeli şekilde bağırır?
Öğrenciler bir süre düşünür ve içlerinden birisi;
-Kızınca sükûnetimizi kaybederiz ve ondan bağırırız, der.
-Ama hemen yanınızdayken neden ona bağırıyor olabilirsiniz? Ona söylemek istediklerinizi yumuşak bir şekilde de söyleyebilirsiniz, der keşiş.
Öğrencilerden başka başka cevaplar gelir ama hiçbiri keşişle birlikte diğer öğrencileri tatmin edecek cinsten değildir. Sonunda keşiş kestirmeden gidip şöyle bir açıklama getirir;
-İki insan birbirine kızgınken kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzaklığa rağmen kendisini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalır. Ne kadar kızgınlarsa uzağı yakın edebilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir. İki insan birbirine âşık olduğunda ne olur? Birbirine bağırmaz tam tersi yumuşak bir şekilde konuşur. Çünkü kalpleri dip dibedir. Aradaki mesafe ya yoktur ya da yok denebilecek kadar azdır….
Keşiş devam eder; birbirlerini daha çok severse ne olur?
-Konuşmadan sadece fısıldaşarak daha da yakınlaşır ve sevgi düzeyini artırırlar. En sonunda fısıldaşmaya gerek kalmaz, sadece birbirleri ile bakışırlar ve bu yeterlidir. Bu da insanların birbirlerini sevdiklerinde yakınlaşma anlamında ulaşabilecekleri son noktadır.
Keşiş, öğrencilerinin gözlerinin içine bakarak final cümlesini kurar;
-Tartışırken gönüllerin birbirinden uzaklaşmasını izin vermeyin. Birbirinizden daha da uzaklaşmanıza yol açacak kelimeler sarf etmeyin çünkü bir de bakarsınız bir gün birbirinizden o kadar uzaklaşmış olursunuz ki geri dönüş yolunu bulmak mümkün olmaz.
Kıssadan bir öykü okudunuz. Umarım etkilenmişsinizdir. Hepimizin yaşamında elimizde olmayan nedenlerden dolayı bu türlü olumsuzlukları yaşamışlığımız vakidir. Bu bağlamda 57 yıllık hayatımda kırdığım, kızdığım ve bağırdığım herkesten özür dilerim. Bağırdığım için haklıyken haksız duruma düştüğüm olmuştur. Genetik yapıyla da alakası var diye düşüneniz olabilir. İş sıkıntısı ve yapılmasını çok arzuladığımız bir işin yapılmaması bağırmamıza neden olabiliyor. İnsanoğlu yaş geçtikçe olgunlaşıyor. Geriye dönüp baktığınızda yaptığınız hatalardan üzüntü duysanız da pişmanlık duymayın derim. O günkü şartlar onu gerektirdiği için yapmışsınızdır. Geleceğe bakarak geçmişten ders çıkarmak en iyisidir. Kalplerin kırılmadığı bir ülkede kim yaşamak istemez!
Ülkemizde her şey berbat edilse de geleceğe umutla bakalım. Hikâyede örnek alınan kalpleri, birbirinden uzaklaştırmayalım. Sevelim, sevilelim ve saygı duyalım. Birbirimizi daha iyi anlayalım. Köşe yazıları yazarken dokundurduğum kişiler ve kurumlarda olmuştur. Pişman mıyım asla. Amacımız halkı ve okurumuzu bilinçlendirmektir. Sürç-ü lisan ettiysek affola….
Not: Darağacında üç fidanı, Devrime olan inançları nedeniyle asan sistemi bir kez daha lanetliyorum. Deniz, Hüseyin ve Yusuf sizleri unutmadık, unutmayacağız. Ruhlarınız ŞAD olsun…
YORUM EKLE

banner68