MİLLİ EĞİTİM BAKANI VE KÖY ENSTİTÜLERİ…

Köy Enstitüleri denemesinin kazandırdığı değerlerden yararlanarak ulusumuzun karakterine uygun eğitim kurumları yaratılabilir. Bunlara yakışacak ad bulmakta zorluk çekilmez. Önemli olan isim değil özdür. Öz, adını da, sanını da kendisi getirir. Bir ulus gelecekte kendi çocuklarına, kendi gerçeklerine özgü Köy Enstitüleri benzeri kurumları mutlaka kuracaktır. Bu kurumların adı Köy Enstitüleri olmasa da var oluş nedeni kişilik eğitimi olacaktır. Kişilik eğitiminin temel direği demokratik eğitimdir…” İsmail HAKKI TONGUÇ (Demet Dergisi-1956)

6 Kasım 2018 günü arkadaşlarımla birlikte Ödemiş Kaymakçı yolundaydık. Kızılçullu Köy Enstitüsü 1945 çıkışlı, babamın da enstitülü yıllardan sınıf arkadaşı Halil İbrahim Ekiz Öğretmenin cenaze törenine gidiyorduk. Yolda Milliyet gazetesinden aradılar. Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk’un bir TV söyleşisinde Köy Enstitüleri ilgili açıklamaları olmuştu. Bu açıklamalar hakkında Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) olarak bizden görüş istiyorlardı. Enstitülü öğretmenimizi sonsuzluğa uğurlamaya giderken arabada telefon aracılığıyla enstitüler ile ilgili görüşlerimizi paylaştık. 7 Kasım 2018 günü Milliyet’te bu söyleşimiz biraz eksik olsa da yer aldı.

Bakan Selçuk’un Ayşe Böhürler ile yaptığı bu söyleşi YouTube’de yaklaşık beş dakikalık bölüm halinde yayınlanmış. Birkaç kez izledikten sonra bakanın yanılgılarını, doğrularını, yanlışlarını yazmak bir görev haline geldi. Önce Köy Enstitüleri ile ilgili neler söylemiş, ona bakalım. Bakan, özetle “Köy Enstitüleri kendi doğası içinde özgün bir tasarımdı, doğru bir projeydi ve devam etmeliydi. Zaman içinde kendi evrimini üretebilirdi, politik nedenlerle kötüye kullanıldı, ABD veya dünya o yıllarda Türkiye’nin özgün bir model üretmesinden rahatsız oldu, demiryollarının gelişimini de, uçak üretimini de o nedenle engellediler vb. ” şeklinde ilginç, çarpıcı açıklamalar yapmıştı.

Bu söyleşiyi izlerken Ayşe Böhürler ve Ziya Selçuk’un Köy Enstitüleri ile ilgili yanılgı ve eksiklikleri hemen göze çarpıyordu. Köy Enstitülerini, Mustafa Necati’nin, Saffet Arıkan’ın Hasan-Ali Yücel’in ve İsmail Hakkı Tonguc’un büyük emeklerini görmemezlikten gelerek John Dewey’i parlatma çabası göze çarpıyordu. Sanki Köy Enstitüleri 1926 yılında Türkiye gelen ve çok kısa kalarak eğitim sistemi hakkında rapor yazan Dewey’in eseri… Enstitülerin kuramcısı ve uygulayıcı Tonguç’u ve daha önceki yıllara dair kollektif emeği görmemek büyük bir çarpıtma ve Canlandırılacak Köy’ün kahramanlarının emeğine saygısızlıktı… Özellikle Sayın Böhürler’in Cumhuriyet ile ilgili önyargılarının nesnel olmayan bakışlar ürettiği açıktı. Ziya Selçuk’un, Mustafa Kemal’in 1938’te ölümüyle bakan olan Hasan-Ali Yücel’in Mustafa Kemal’in çizgisinden uzaklaştığı anlamına gelen açıklamaları tam bir talihsizlikti. Hasan-Ali Yücel 1938-1946 yılları arasında tüm yaptıkları ve eylemi ile Mustafa Kemal’i ve aydınlanma düşüncesini 1940’lı yıllara taşıyan, aşılamayan bir Milli Eğitim Bakanıdır. Ayşe Böhürler’in enstitülerin kurulması, hayata geçmesini Bolşevik devrimiyle ilişkilendirmesi tarihi tersinden okumaktı. Mustafa Kemal’in Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası yaptıklarını, Cumhuriyeti aydınlanmacı, devrimci dönüşümünü anlayamamışlardı. Bakanın söyleşideki yanıtlarında Tonguç hiç yoktu, bu bakan için büyük bir eksiklikti. 1952 yılında Dünya Pedagoji ansiklopedisinde onurla-emekle yer alan Tonguç 1925-1947 yılları arasında ömrünü yoksul halk çocuklarının hayatlarının eğitim yoluyla dönüşmesine adayan, ülkemizin pedagoji alanında evrensele taşıyan bir eğitim devrimcisiydi.

Bu söyleşide, bakanın söyledikleri arasında paylaştıklarımız da vardı. “Köy Enstitüleri özgün bir tasarımdı” açıklaması eğitimi dinselleştiren, piyasalaştıran onaltı yıllık bir siyasal iktidarın bakanının ağzından duymak ilginçti ama karşılığı yoktu. Bakan 1950 sonrası, Demokrat Parti döneminde eğitim sisteminin Marshall yardımlarıyla birlikte tümüyle ABD etkisine girdiğini, özgünlüğünü kaybettiğinin altını çizerek, Amerikancı 1950'li yıllara göndermeler yapıyordu. Bu eleştirilerini biraz daha çoğaltarak Türkiye’nin Köy Enstitüleri gibi özgün bir eğitim modeli üretmesinin, demiryolları ve uçak projelerinin ABD etkisiyle özellikle engellendiğini işaret ediyordu. Bu tespitler doğruydu. Türkiye sağının Köy Enstitülerini ve demiryoluna uzun yıllar komünizm algısıyla baktığını hiçbirimiz unutmamıştı. Bakanın bu açıklamalarında paylaştığımız bir başka olgu 1950 sonrası öğretmen okulu geleneğinin sekteye uğramasıyla ilgili görüşlerdi. Bakan 1950 sonrası, Marshall yardımlarıyla başlayan ABD ilişkileriyle öğretmen yetiştirme geleneğimizi kaybettiğimizi, 1980 yılında da bu gelenekten kopuk eğitim fakülteleri kurulduğunu işaret ediyordu. Özeleştiri gibi saptamalardı bu ifadeler. Buradaki tüm eleştiriler Demokrat Parti iktidarına yönelik haklı eleştirilerdi.

Milliyet gazetesi muhabiri, bakanın enstitü açıklamalarından sonra “Köy Enstitüleri tekrar kurulabilir mi?” diye sormuştu. Yanıt çok açık; eğitimi “dinselleştiren, piyasalaştıran” siyasal iktidardan Köy Enstitülerine yönelik olumlu bir iş, eylem beklemek akıl tutulması olur. Köy Enstitüleri düşüncesi hala dimdik ayaktadır. Öğrenciyi özgürleştiren, toplumsallaştıran, doğuştan getirdiği yetileri ortaya çıkaran, çocuğun bütünsel gelişimini sağlayan, kişilik eğitimini temel alan, üretici eğitim kurumlarıdır enstitüler. Köy Enstitüleri laik, demokratik, bilimsel kamusal eğitim kurumlarıdır. Eğitimi bir insan hakkı olarak gören eğitim kurumlarıdır. Köy Enstitüleri, yoksul halk çocukları ve kızlar için pozitif ayrımcı, nitelikli eğitim yapan, nitelikli öğretmen yetiştirmenin özgün kurumlarıydı. Türkiye bunu kaybetmiştir… Yıl 2018, Cumhuriyet Eğitim Devrimi ve Köy Enstitülerinin bütün kazanımlarının örselendiği bir döneme karşılık gelmektedir. Köy Enstitülerinin bugün güncel karşılığı; ülkenin tüm çocuklarına nitelikli kamusal eğitim sunmaktır. Ülkenin tüm çocuklarının eğitim hakkını gerçekleştirmek, eşitsizlik ve adaletsizlikleri aşmaktır. Ülkenin tüm çocuklarını laik, demokratik, bilimsel, karma eğitimle buluşturmaktır… Okullarımızdaki hayattan kopuk ezberci öğrenmeyi terk edip, hayatın gerçek problemleri üzerinden öğrenmeyi gerçekleştirmektir. Ülkenin yoksulları ve kız öğrenciler için pozitif ayrımcı eğitim politikaları üretmektir. Ülkemizin özgün öğretmen yetiştirme modeli olan enstitüleri irdeleyerek öğretmen yetiştirme modelinde yeni arayışlar üretmek, öğretmenlik meslek onurunu yüceltmektir. Eğitim hakkından yararlanamayan kırsaldaki ve büyük kent varoşlarındaki çocuklarımız için enstitü modelini temel alan yeni okul modelini üretmektir. Öğrenci emekleriyle yapılan Köy Enstitüleri mekanlarının kültürel miras duyarlılığıyla korunup, restore edilmesi ve eğitim kurumuna dönüştürülmesidir.

Enstitü kavramı kamusal, nitelikli, hümanist eğitimin adıdır. O nedenle eğitimi "insan hakkı" olarak gören enstitü eğitimi özel okulculuk, piyasacılık anlayışıyla örtüşmez. Kazanımlarından tabi ki esinlenilebilir. Enstitü düşüncesi, sisteme ucuz işgücü hazırlamaya yönelik projeler için de asla araçsallaştırılamaz, etik olmaz... Son söz Melih Cevdet Anday’da “ Bugünün ilericileri, Köy Enstitülerini, 1940’daki durumu ile canlandırmayı değil, sırası geldiğinde onu yeni koşullar içinde yeniden yaratmayı amaç edinmelidir…”

YORUM EKLE

banner47