25 Eylül 2017 Pazartesi

Yatağan’da trafik kazası: 7 Azerbaycan uyruklu turist yaralı

OKUL-CAMİ VE BİLİMSEL BİLGİ

08 Ağustos 2017, 11:08
Bu makale 144 kez okundu
OKUL-CAMİ VE BİLİMSEL BİLGİ
Prof. Dr. Kemal Kocabaş
 “… Biz eli nasırlı, ayağı çarıklı, toprağın özünü tırnaklarıyla sökmesini ve icabında bu topraklar için ölmesini bilenlerin çocuklarıyız. Biz lafa, hayale ve işe yaramayan bilgiye gülüp, dudak büküp, kırık kazmasıyla dağları delmeyi bilenlerin çocuklarıyız. Biz, bütün zalim tabiat kuvvetleri karşısında bilgisizliğin, güçsüzlüğün ne demek olduğunu; kitaplardan, nutuklardan değil anamazın yaş akan gözünden, çaresizlikten ölen kardeşimizin yüzünden, pazara giden ineğimizin geri dönmeyişinden, soframızdaki ekmeğin eksilişinden öğrendik. Onun için tabiatın bütün yıldırıcı kuvvetlerine düşmanız. Bize düşman olanlarla harp ediyoruz, edeceğiz ve muhakkak yeneceğiz. Köylü doğduk, köycü olarak öleceğiz.” Beşikdüzü Köy Enstitüsü Öğrencileri
            Her on beş günde bir sevgili annemi ziyaret için memleketim Muğla-Kavaklıdere'ye giderim. Yatağan sapağından ayrıldıktan sonraki 25 kilometrelik yolda önce Kavak ve  sonrada Salkım köyünden geçilerek Kavaklıdere'ye varılır. Yıllardır bu köylerin içinden geçerken yol kenarındaki köy okullarını, okula giden çocukları görünce içim hep sevinçle dolardı. Geçen hafta Kavaklıdere'ye giderken Salkım köyünün ilkokulu önündeki alana büyük bir cami yapıldığını hüzünle gördüm. Okul, terk edilmiş Cumhuriyet gibiydi adeta. Yapılmakta olan caminin biraz ilerisinde hizmet veren, büyükçe bir cami olmasına karşın, 1950 yılından beri Salkım köy çocuklarına ışık saçan ama taşımalı eğitim nedeniyle terk edilmiş okulun bahçesine rasyonel olmayan bir biçimde cami yapılması içinde bulunduğumuz kaotik ülke iklimiyle örtüşüyor. Cami başka bir alana yapılabilirdi, ama okulun bahçesine ve okulu yok sayarak yapılıyordu.
            Cami, insanlarımızın ibadet ettiği, inançlarını yerine getirdiği önemli bir kurum. Doğası gereği camide soru sorulmaz, imamın verdiği vaaz absürd bir şey olmadığı sürece sorgulanmaz. Okul ise, soru sorulan, çocuğun ulusaldan evrensele kültür ve sanat kavramlarıyla tanıştığı, bilimsel bilgiyle tanıştığı, neden, niçin, nasıl sorularının yanıtlarının arandığı bir kurum. Her ikisinin de işlevi farklı. Kısaca camide sorgulama yok, inanç var, okulda ise sorgulama ve bilimsel bilgiye ulaşma var. Eğitimin evrensel tanımı gereği okul, çocukların doğuştan getirdiği yetilerin şekillendiği, açığa çıkartıldığı, yaratıcılıklarının geliştirildiği, özgürleşme ve toplumsallaşma çıktıları üreten bir kurum. Caminin ise böyle bir işlevi yok. Salkım köy ilkokulu önünde biraz durdum, ülkenin içinde bulunduğu durumu düşündüm. Yıllarca Salkım ilkokulunda çalışmış öğretmenleri, uzun yıllar Salkım köyü ilkokul müdürlüğü yapan Sayın  Erol Kınacı'yı selamladım... Salkım köylüleri, bu okul bizim kültürel mirasımız demeliydi. Dememişler... Okul restore edilerek Salkımlı çocuklar, gençler ve kadınlar için beceri kursları, etüt sınıfları açılmalıydı. Okulun duvarlarında bu okulda öğretmenlik yapan eğitimcilerin fotoğrafları, mezun olmuş öğrencilerin isimleri, yani okul Salkım köyünün belleğini sergilemeliydi.
            Değerli dostum, şair Ataol Behramoğlu'nun "Türkiye, Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum" şiirini anımsadım Salkım köyü okulunun karartılmış halini izlerken. Daha bir yıl önce 15 Temmuz 2016 tarihinde gerici FETÖ darbe girişimi olmuştu. Siyasal iktidarların desteği ile ülkenin asker, emniyet, yargı, eğitim, diyanet kadrolarında örgütlenmiş gerici bir cemaat, ülkeye askeri bir darbeyle el koymaya, yeltenmiş, başaramamıştı. Bu darbe sonrası ülkede kamu yönetiminde "liyakat" esas alınsın talepleri yoğunlaşmıştı. Ülkeyi yönetenlerden "öz eleştiri" yapmaları talep edilmişti... Ama süreç öyle gelişmedi. OHAL koşullarında yapılan referandum sonrası sanki ülke böyle bir darbe girişimi yaşamamış gibi tarikat ve cemaatların cirit attığı, milli eğitim bakanlığının çocuk istismarı, tecavüzleriyle öne çıkan Ensar Vakfına okulların kapısını sonuna kadar açtığını, Aile bakanlığının gerici Muradiye Kültür Vakfıyla çocuk evleri projesini protokola bağladığı, 4-5 yaşındaki çocukların sarıklı, cüppeli tarikatlara, cemaatlara, şeyhlere teslim edildiği bir süreç yaşanıyor. Bu bir akıl tutulmasıdır...
            Ülke gündemi, her gün yeni bir gelişmeyle salınıyor. İlahiyatçı öğretim üyelerinin deve idrarının insan sağlığına faydalarına ilişkin enteresan hadis tartışmaları, bilim dışı müfredat değişiklikleri, bir iktidar milletvekilinin müfredata katılan din uğruna yapılan savaş anlamına gelen CİHAT kavramının matematikten daha önemli olduğunu ifade eden değerli katkısı (!), nikahların müftülüklerde dinsel referanslara uygun olarak yapılmasına yönelik yeni düzenlemeler... Ne yapılmak isteniyor? Çok açık ki eğitim ve günlük yaşamın tümüyle din eksenli bir zemine çekilme uğraşı, temel motivasyon. Milli Eğitim Bakanlığı, üniversitelerle, bilim kurumlarıyla işbirliği yapmıyor, akıl ve bilimi reddederek inanç kurumlarıyla işbirliği yapıyor. 1923 Cumhuriyet devriminden 2017'ye, geldiğimiz nokta budur. Yaşanan süreç, yeni çağın araç ve gereçleriyle kazanılmış tüm Cumhuriyet değerlerini yok sayarak, çağdışı Ortadoğu ülkeler ligine yani orta çağa doğru yol almaktır. Tek sesli bir toplum yaratma amaçlı bu eğitim politikaları ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğini karartıyor.
            Dayatılan müfredat değişimi ve müftülere nikah kıydırma çabaları basında, kamuoyunda geniş tepki gördü. Müfredattan çıkarılan evrim teorisi olay ve olgulara, inanç üzerinden değil, gözlemlere, araştırmalara, bilimsel bilgilere ve akla dayanarak açıklık getirmeye çalışan bir anlayışın adıdır. Okullara, eğitim kurumlarına dayatılan müfredatın, toplumu inançlar doğrultusunda koşullandıran bir belge olduğu ve bu  müfredatla yetişen çocuklar asla laik, bilimsel anlayış kazanamayacaklar, hayatı ayetler ve dogmalar üzerinden anlamaya çalışacakları açıktır. Prof. Dr. Rıfat Okçabol Hoca (1.07.2017, Evrensel) yaptığı değerlendirmede müfredat hedefinin “İslam’ın inanç, ibadet ve ahlak esaslarını içselleştiren; ibadetlerle ilgili uygulama becerisine sahip, dünya ve ahiret dengesini kurabilen; Kur’an ve sünneti merkeze alarak güncel meseleleri çözümleyen; İslam’ın temel kaynaklarını tanıyan, toplumu din konusunda aydınlatan ve dini bilgilerle ilgili ihtiyaçlara cevap verebilen bireyler yetiştirmek” gibi ifadelerin varlığına dikkate çekerek bunun, 14 Haziran 1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 2’inci maddesine de, genellik ve eşitlik, laiklik ve bilimsellik gibi temel ilkelerine de aykırı olduğu görüşünü dile getiriyor. Okçabol Hoca "Bu müfredat, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3., 10., 42. ve 58. maddelerine açık ve net bir şekilde aykırıdır. Bu içerikle yetişecek kişilerin, Avrupa Sözleşmesi’nin başlangıç paragrafında yer alan “gerçekten demokratik bir siyasal rejim” anlayışında olması mümkün olamayacağından, bu içerik, Türkiye’nin imzalamış olduğu Avrupa Sözleşmesi’ne de aykırıdır." ifadeleriyle uyarılarda bulunuyor.
            Ayşe Arman (2 Ağustos 2017, Hürriyet) müftülere tanınan nikah yapma yetkisine köşesinde "İtirazım var" diyor ve "Yeni hazırlanan nüfus yasa tasarısına itirazım var. Müftülere nikâh kıyma yetkisi verilmesine itirazım var. Bu ülkede yaşayan bir kadın olarak itirazım var. Bir kız çocuğu annesi olarak itirazım var!!!" Yaşanılanların farkında mıyız diye soran Arman "Yeni ortaya çıkan her şeyle, kadınların, genç kızların hayatı biraz daha zorlaştırılıyor. Kadın iyice geriye atılıyor, kadın tamamen yok sayılıyor. Dekoratif bir unsur olmaya gidiyor." diyor ve kadının "çiçek, kenar süsü, kuluçka makinası, ev kuşu" olmadığına vurgu yapıyor.
            Türkiye böyle gidemez,  gitmemeli... Demokratik sağduyu ülkeyi iyice kutuplaştıracak, dünyadan koparacak bu akıl dışı toplum mühendisliğine hayır demeli... Tıpkı Beşikdüzü Köy Enstitüsü öğrencileri gibi...Ne dersiniz?
 

banner19

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV