PARAYI VEREN CAMİİ Yİ YIKAR - CEVDET POLAT

 Ağır aksak adımlarla bilmediği bir sokakta ürkek bir çocuk gibi yürüyordu. Eline tutuşturduğu bir tutam defne yaprağını koyacak tanıdık bir toprak arıyordu. Üç beş adım da bir duruyor etrafını gözlüyordu. Belli ki emanetini koyduğu yerde bulamıyordu.
Halime teyzem 82 yaşın da. yıllarca her bayram arifesin de olduğu gibi bu arifede de Yeşilbağcılar da ki mezarlığın yolunu tuttu. Ama bu sefer onu mezarlık yerine altı üstüne gelmiş toprak yığınları karşıladı.  Yıllarca yaşadığı ayak bastığı zeybek oynadığı toprak alt üst olmuştu. Ellerini destek yaparak çömeldi bir taşın üzerine. Ellerini bastonuna dayayıp sessizce fısıldadı. “Neden” dedi sustu.  Beldenin orta yerinde bir koca çınar sustu…
Yeşilbağcılar daha düne kadar çocukların oynadığı, düğünlerin kurulduğu, bayramların yaşandığı ve ölülerin gömüldüğü yani insana ait ne varsa, tarihe düşülen ne kayıt varsa onun yaşandığı ve sırtını bir tepeye yaslamış küçük bir kasabaydı.  Ceylan derili koltuklarda parlak etiketli elbiseler giymiş şişkin cüzdanlı adamların yoksul malını kamu yararına saydığı yasaları çıkarmasından sonra, GELİ kömür işletmeleri tarafından kıymeti beyzadelerle belirlenmiş topraklara el konulması ile sonuçlanmıştı.
Toprağını işleyip alın terini yiyen ve küçücük köy evlerini saraya çeviren o yoksul köylülerin kamu zararı sayıldığından mıdır nedir ellerine 20-30 bin lira tutuşturulup topraktan koparılan ve kentlerin beton arme binalarında sürgüne gönderilen insanların ceylan derili koltuktakiler için pek önemi de yoktur sanırım.
Yatağanın içinde gezerken pencerelere bakın. Pencere önlerinde tenekelerde çiçek büyüten ve o çiçekleri musluk sularından çok gözyaşları ile sulayan ve gözlerini uzaklara o köklerini aradıkları, ölülerini bıraktıkları uzaklara yatıran birilerini görürseniz bilin o köylerdendir o. ve bilin ki kamu yararınadır o acıları yaşamak.
Yeşil Bağcılar geçen yıl altındaki kömür yataklarının kıymeti, Üstün’dekileri kıymetsizleştirince çok kısa sürede boşaltılmış ve çaresiz insanlar yaratmış bir beldedir. Üstündeki evlere ahırlara bedel biçilen bu yerde kimse yaşanmış bir ömre, tarihe, komşuluk hakkına, ekmek hakkına, tuz hakkına tek kelam dahi etmemişti. Kepçelerin demir cırnaklarının arasında kırılan dökülen ölü insan kemiklerinin bile kamu zararına yazılması da yeniydi…
Salı günleri meclis odalarından evlerimize dolan küfürlerin aşağılamalarının dışın da başbakanın uzun süre ağzından düşürmediği ve CHP’nin günahlarının en başına yazdığı cami kapatma yıkma söylevlerini hatırlayın. Günlerce listelediği bu günahın bu gün Yeşil bağcılarda sahibi olmak üzere. Yeşil Bağcılarda Bahri Bey Camii hicrî 1326’da yapılmış. Miladi 1908 demektir bu. Yani cami 104 senelik. tarihi camii ve etrafının korunan kültür varlıkları kapsamında olduğundan taşınması gerekmektedir. GELİ bu yüksek maliyetli işe girmek istemiyor. Ve bu cami alanını kömür alanından çıkarmak istiyor. Vakıflar genel müdürlüğü ise haklı olarak bu Cami’nin dokusuna uygun olarak taşınması dayatıyor.  GELİ ile vakıflar genel müdürlüğü arasında yapılan uzun yazışmalar sonun da gelinen nokta Cami’nin metrekare olarak 180 bin tl değer biçilmesi ve bu değeri GELİ verirse elini kolunu sallayarak yıkabileceğidir. Ancak GELİ her yeri 20 30 bin liraya kapatmışken bir tek camii için bu meblayı vermek istemiyor. Ve İstanbul da ki dokunulmaz tarihi binalar için uygulanan gayrı resmi süreç bu camii için de başlatılıyor. Yani camii önce kaderine terk ediliyor sonra virane oluyor ve bir gece bilinmez bir sebeple ya yıkılıyor ya da yakılıyor ve herkes kurtuluyor. Yeşil bağcılar da ki bu tarihi caminin şimdilik avlusu keçilere ikindi uykusu için mekân olurken caminin camların ve kapısı çoktan kırıldı.
Halime teyzem yatağan da bir apartman dairesin de yaşıyor. Onun geçmişine değer biçenlere inat her gün “köyüm” diye ağladığı bu yere özlem büyütüyor. Halime teyze her sabah gözü kapıda tekrar o toprak damlı toprak kokulu evine döneceğini sanıyor. Bazı geceler sessiz ve gizlice yaptığını bayram arifelerin de ve bayramlarda alenen yapıyor artık saklamadan ağlıyor. Yüzüne çökmüş geçmişinin ve çilesinin derin yarıklarının çizdiği insan haritasın da acıların sokakları sizi de sarmalıyor.
Bir taşın üzerine yığdığı yorgun bedenini güçlükle kaldırıyor ve devletinin kamu yararına diyerek yaptırdığı ve bir tepenin eteğine ilkokul öğrenci sıraları gibi dizdiği ölüşüz mezarlara gitmek yerine kepçe molozları arasında arıyor ölülerini. İnsan yaşamlarının kamu zararı sayıldığı bir yerde insan ölüleri zarar bile değil birileri için.
Bilinen gerçektir. Çok yakın da yatağanın can damarı termik santral ve kömür havzaları satılacak. Yani kamu yararı diyerek köylünün ve toprağın sahibinden alınan topraklar ve onun altında ki yeraltı zenginliği kamu yararından kişi yararına döndürülecek. Bakalım görelim bu peşkeşlemeye kim dur diyecek ya da kim alkışlayacak.
Son sözü halime teyzem söylesin. “ Bu camii tam üç yüz yıllık. Taaa bilmem kaçıncı büyük dedem kılmış burada namaz. Şimdi 180 bin lira veren alır diyor Cami’yi. Peki ya biri çıkarda parasını verdim istediğimi yaparım kime ne derse ne diyeceksiniz” diyor.  Sahi camii yıkma konusunda bayağı söz eden iktidar partisi bu camiinin yıkılmasına ne diyecek. Bakalım hükümetin ağlayan bakanının gözyaşları halime teyzemin gözyaşlarının namusluluğu ile yarışabilecek mi?
YORUM EKLE

banner69

banner68