ÖĞRETMEN --ŞAİR---YAZAR ----BAHATTİN UYAR

Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluklarının en saygı değer unsurlarıdır. Türkiye’de öğretmenlerin halkın yanında daha da saygın bir yeri vardır. Çünkü onlar, bağımsızlığın, aydınlanmanın ve halkçılığın öğretmenleridir. Zeki Sarıhan.

ÖĞRETMEN --ŞAİR---YAZAR ----BAHATTİN UYAR
 Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Çocukluğumda ortaokul yılları Türkçe ve Sosyal Bilgiler öğretmeni olmak isterdim. En çok da tarihe olan merakımdan dolayı Tarih Öğretmeni olmayı düşlerdim. Hayatın akışıyla ticarete atıldık. Okuma merakım hiç sönmedi. Kitap dünyası benim için kutsal bir hazineydi. Devamlı kitap satın aldım ve okudukça okudum. 15 yıldır kendi köşemde kitap tanıtımı yapıyorum. İşte bu kitaplardan bir tanesi, Sevgili Öğretmenimiz Bahattin Uyar’a ait “Yitik Harmandan Son Taneler” adlı eserdir. Bu kitabın tanıtımı nedeniyle geçen sene, “Yerel Yazılı Basın Kültürel Yazı” dalında Muğla Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen ödülü aldım. Sağ olsunlar. Yıllarca Gazetemiz Demeç’te beraber köşe yazarlığı yaptık. Bozarmut Köyü yolu üstündeki bahçeli evini satarak Muğla’ya taşındı. Bahattin Uyar’ı tanıyanlar, bilenler İlçemizde elbet çoktur. Ama tanımayanlar ve bilinmeyen yönlerini okurlarıma tanıtmak için geçen Cuma günü Muğla’daki evinde bir söyleşi yaptım. Dile kolay 82 yıllık bir ömür. Hafıza yerinde ve bilgi küpü… Her ne kadar iyi tanısam da dersimi önceden iyi çalıştım. 20 Soru hazırladım. Sorular az geldiği gibi söyleşiyi tam 6 saat sürdürdük. Kitap yazılacak kadar malzemeyi önüme koyuverdi. Tamamını değil, özetini okuyacaksınız. Tamamını kitapta yazacağım. Ayrıca bir başka gün belgeselini hazırlayacağım.

Turgay Mutlu: Bahattin Bey, kaç yılında ve nerede doğdunuz? Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Bahattin Uyar: Evime hoş geldiniz. Yatağan’a bağlı Şeref Köyü’nün Mağara Mahallesi’nde 1933 yılında dünyaya gelmişim. Süleyman oğlu, Ayşe’den doğma Bahattin, 1934 yılında nüfusa kaydedilmiş. Soyadı yasası çıktığı zaman babam Şeref Köyü’nde muhtarmış. Soyadımızı babam almış.

T.M: Doğduğunuz ev neredeydi? Çocukluğunuzdan hatırladığınız anılarınız var mı?

B.U: Biz çoban bir aileyiz. Köyde nüfusa ilk kayıtlı olan aile biziz. Türkmen—Yörük yaşamı, eğitim ve öğrenim nedeniyle sonradan iskâna dönüştü. Çocukluğumda hatırladığım, bir atımız vardı. Adı “Kuli Kız.” Kula Kız anlamında. Babam, Kuli Kız’ı bindiği zaman bende terkisine binerdim. Atın üstünde babama devamlı çevreyle ilgili sorular sorardım. Atımız ölünce çok üzüldüm, ağladım. Meğerse babam, yeni bir at almışmış. Onu görünce üzüntüm geçti. Arkasından inek öldü. Anam çok üzüldü. Kışın en soğuk gününde unumuz bitmişti. Hayvanların yiyeceği de bitmişti. Biz purç (ökse otu) denilen, çamların suyunu emerek yaşayan otu toplarız ve çuvallarız. Daha sonra purç’u eve getirir, öküzlere yediririz. Kış gelince çok üzülürüz. O yıllar yokluk yılları… Purç toplamaya gittiğimiz bir gün acı ot yiyen eşekler zehirlendi öldü. Nalları havaya dikti. Bizim ve Akbaş Dayı’nın eşeği öldü. Zor günler geçirdik.

T.M: Çocukluğunda ne tür oyunlar oynardınız?

B.U: Çam dallarından deve, eşek ve at yapılırdı. Onları çekerdik. Kız çocuklarına çapıttan bez bebek yaparlardı. Çam kozalaklarından oyunlar oynardık. Kayrak taş, dikme taş ve çelik—çomak oynardık. Akşamları ev içi oyunları oynanırdı. İğne-müğne ve deve soğuk su mu içti yoksa sıcak su mu içti? Oyunu oynanırdı.

T.M: Babanızın Eğitmen olduğunu biliyoruz. Onun Eğitmenlik öyküsünü bize anlatır mısınız?

B.U: Eskiden Deştin, Mağara ve Alaşar tek Muhtarlık olarak Şeref’e bağlıydı. Babam köyümüze gelen gezici öğretmen Fehmi Bey’den yeni yazıyı öğrenmiş. Askere gidince okuma—yazmayı ilerletmiş. 1932 Yılı terhis olup, köye dönünce Muhtar yapmışlar. 1939 Yılında imtihanla Eğitmen Kursunu kazanarak Kızılçullu—Eğitmen Kursuna katılmış. 6 ay kurs görmüş. Babam Süleyman Uyar, sanki Üniversite bitirmiş bir havada köye dönmüş. Kendi köyüne Eğitmen olarak atanmış. Köy Eğitmenliği, Atatürk’ün bir önerisidir. Bunu çoğu kişi bilmez. O dönemde Yatağan’a bağlı 36 köyde okul yoktu, öğretmen yoktu. Eğitmenler sayesinde hepsi hem okula hem de öğretmene kavuştu. Babamla hep gurur duydum.

T.M: İlkokulu nerede okudunuz? Öğretmenlerinizi tanıtır mısınız?

B.U: İlkokulu kendi köyümde 3 sene babam okuttu. 3. sınıfta diploma aldım. Babam olmasaydı ben öğretmen olamazdım. Esin kaynağım ve her şeyimdi. 4. Sınıfı Muğla Atatürk okulunda okudum. Hamit Öktem adlı Özbekistan’dan gelme bir öğretmende okudum. Çok değerli (Yıllar sonra bir bankada tesadüfen karşılaşmalarını anlatınca Bahattin Hoca’mın gözleri doldu. Oğluna Özbek adını, hocasına olan sevgisinden dolayı vermiştir) bir öğretmendi. Hazar Denizi’ni fırtınada nasıl geçtiklerini bize anlattığında ilgiyle dinlerdik. Ben de emeği çoktur.

5. Sınıfı, Bayır’da okudum. Necmi Yener Öğretmenimiz, ud, keman, cümbüş ve birçok enstrümanı çalardı. Çok yetenekli bir eğitimciydi. Bugünkü Bayır’ın kurulması onun eseridir, emeği çoktur. İyi bir öğrenciydim. Okulu ikincilikle bitirdim.

T.M: Daha sonra ne yaptınız?

B.U: 1946 yılında Ortaklar Köy Enstitüsü’ne sınavı kazanarak girdim. Geldiğim yıl tamamıyla bir şantiyeydi. Sadet Kemiksiz, ince sıva yapıyordu. “İçinizde Yatağanlı var mı ?” diye sordu. Ben varım dedim. “İyi hoş geldin, sıkıntın olursa gel” dedi. Okulda İngilizceden başka Askerlik, Türkçe ve Müzik derslerinde gayet başarılıydım. Birçok dersi, sınıf olmadığı için Karaağaç gölgesinde yapardık. İş eğitimine önem verilirdi. Eğitim için iş değil, iş için eğitim alırdık. Teoriyle pratiği bir arada götürüyorduk. Uygulamalı ders görüyorduk. Yeni kurulduğu için hamam yoktu. Ilıcaya giderdik. Termal suda yıkanır, banyo ederdik. Güzel günlerdi…

 

B.U: Üç yıl Ortaklar Köy Enstitüsünde okudum. Sağlık Bakanlığı, sağlık koluna geçmek için sınav açtı. Katıldım, kazandım. Bindik trene gittik, Kızılçullu’ya. Bugünkü İzmir—Şirinyer. 2 Yıl orada sağlık eğitimi aldım. Köy Sağlık memuru olarak mezun olduk.

 

Yatağan’a bağlı Salkım Köyler Gurubu Sağlık Memurluğu’na atandım. Kavaklıdere’de de çalıştım. Yaklaşık 5 yıl bu görevde çalıştım.

T.M: Öğretmenliğe nasıl geçiş yaptınız?

B.U: Sağlık memurluğu yaparken çok ders çalıştım. Dışarıdan imtihan verebiliyorsunuz. Öğretmen Okulunu bitirme sınavına katıldım. 16 dersi, iki dönemde geçtim. 1954 yılında öğretmen oldum. Her iki bakanlık arasında sorun yaşasam da sonuçta, Yatağan—Kozağaç Köyü’ne tayinim oldu. Sevdiğim mesleğime nihayet kavuşmuştum. Okulun hem müdürü hem de öğretmeniydim. 13 Kasım 1955 tarihinde mutluluktan bir şiir yazdım. İlk dörtlüğünü okuyayım:

Ben dağ dibi köyünün öğretmeni

Okula gidiyorum koşaraktan

Bir görseniz çevremi saran dağları

Bir benim yerime olsanız.

Şiirin devamını “17 Nisan Türküleri” adlı şiir kitabımdan okuyabilirsiniz. Kozağaç Köyü’nde bir yıl kaldım.

T.M: Kaç yılında evlendiniz? Düğününüz nerede oldu?

B.U: Kozağaç Köyü’nde öğretmenlik yaparken, görücü usulü Sevinç Hanım ile evlendik. 3 çocuk sahibi olduk. Bir kızım, iki oğlum var. Kızım Nermin, İngilizce Öğretmeni oldu. Özbek Elektrik Teknisyeni. Soner de bankadan emekli oldu. Düğünümüzü Şeref Köyü’nde , Kakkaç’ın Ali ve ekibi yaptı. Arap oyunu oynandığını çok iyi hatırlıyorum.

T.M: Kozağaç Köyü’nde bir yıl kaldığını anlattın. Sonra nereye gittiniz?

B.U: Köyde akşamları ve hafta sonu ders çalışırdım. Sınava girdim. Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü kazandım. 60 kişinin içinden 9. oldum. Yatılı okulu bitirdim. Kura çekimi sonucu Erzurum Ticaret Lisesi öğretmenliğine 1958 yılında atandım. 3 Yıl burada çalıştım.

27 Mayıs 1960 yılında oradaydım. İnkılap yayma komitesi üyesi sıfatıyla köylerde yapılan toplantılara katıldım. Konuşmalar yaptım. Arif Nihal Atsız’ın şiirlerini okudum. Bankacı hemşerim Nihat Uysal ile Erzurum’da aynı evi paylaştık.

T.M: Askerliğinizi nerede, ne zaman yaptınız?

B.U: 1961 Yılında askere alındım. Anayasa o yıl kabul edildi. İstanbul Tuzla’da 6 ay yedek subaylık devresinden sonra Kilis 53. Tabur’da askerlik yaptım. Sınıfımız Jandarma olduğu için devamlı Suriye Sınırında devriye gezerdik. Yarbay’ın biri bir gün mayına bastı, ayağı koptu. Kore Gazisi bir subayın bu durumu bizi çok üzdü. 2 Yıl askerlik yaptım.

T.M: Edebiyata ilginiz ne zaman başladı?

B.U: Doğuştan ilgim vardı. Aileden gelen okuma –yazma merakı bende daha çoktu. İlkokulda Eğitmenlere dağıtılan bir kitap vardı. Adı: “Halk Okuma” kitabı. Bu kitapta çok ilginç öyküler ve şiirler vardı. İlkokul kitabımızda da çocuk ruhuna hitap eden köy hayatıyla ilgili hikâyeler vardı. Bunları severek okurduk. Hatta birçoğunu ezberlerdik. Mesela Öksüz Oğlak. Zaten biz onu köyde çok yaşadık. Köy hayatı demek, biz demekti.

T.M: Bahattin Bey, bugüne kadar kaç kitap yazdınız?

B.U: Bugüne kadar 5 kitap yazdım. Hazırda basılacak 2 kitabım daha var. Biri şiir, diğeri şimdiye kadar yazdığım makalelerin toplamı diyelim. Bu makaleler günümüzde halen geçerliliğini sürdürmektedir. Sırayla söyleyeyim; İlk kitabım, Tarımda Bozuk Düzen. İkincisi Ansiklopedik Türk Dili Edebiyatı Sözlüğü. Üçüncü kitabım, Tonguç’un Eğitmenleri. Dördüncü kitabım, 17 Nisan Türküleri şiir kitabı. Son beşinci kitabım, senin de tanıtımını yaptığın Yitik Harmandan Son Taneler’dir.

T.M: Yitik Harmandan Son Taneler adlı eserini zevkle okudum. Kitap büyük ilgi gördü. Bu kitapla ilgili ne söylemek isterdiniz?

B.U: Kitabın adını “Bizim Harmandan Son Taneler” niye koymadım diye düşünmüşümdür. Türk Edebiyatını ismini yazdırmış olan ya da büyük ölçüde yazın hayatında yer almadığı halde yazdıklarıyla aydınlanma davasına katkılar sağlayan yazarlara yer verilmiştir.

T.M: Şeref Köyü’nde tiyatro oyunları oynandı, sergilendi. Katkınız oldu mu?

B.U: Askerdeyken Kasımpaşa Şehir Tiyatrosu’nun “Pusuda” adlı oyunu seyretmiştim. Oyundan çok etkilendim. Eseri, köye taşımaya karar verdim. Çalışmalar yaptık. Oyunun yönetmenliğini ben yaptım. Az oyuncu isteyen bir oyundu. Necati Özler ve Muammer Özler ile birlikte üç kişi oyunu oynadık. Ayrıca Halk Korosu oluşturduk. Birçok şarkıyı, türküyü ve Milli oyunları arkadaşlarımıza öğrettik. Yatağan’da oyunlarımızı sergiledik. Büyük bir beğeni topladı. Benden sonra birçok oyunun rahmetli Necati Özler’in çabasıyla oynandığını biliyorum.

T.M: Karya ve Marsiyas hakkındaki düşüncelerini sorayım? Devrim Gazetesi’ndeki makaleni okudum. Neden bu kadar karşı çıktığını anlatır mısın?

B.U: Mitolojik bir söylem. Karia ve Marsiyas söylemlerine katılmıyorum. Karya Uygarlığıyla bizim uzaktan, yakından alakamız yoktur. Hepsi efsanedir. Daha Karya yazısını bile okunamadı, okuyamadılar. Bu bilgiler nereden alınıyor anlayamıyorum. Merak edenler makalemi okusunlar.

T.M: Öğretmenlik yaşamında birçok hatıraların vardır. Unutamadığın bir anıyı anlatır mısınız?

B.U: Birçok anım var tabi… Erzurum’da Edebiyat sınavlarında sorduğumuz soruyu anlamayan bir öğrenci benden yardım istedi. İstediği şuydu, Cerrah sözünün anlamı. Ben, anlasın diye üstü kapalı cevap verdim. “Bunu bilmeyecek ne var. Radyo sabahleyin türküler programında şöyle diyordu: Yaralarım göz göz oldu, Cerrah gözleye gözleye’’dedim. Daha sonra sınav kâğıtlarını topladım. Öğrencinin cevabı: Cerrah yaraların göz göz olması.

T.M: Tahir Erdinç Usta’yı tanıdığını biliyoruz. Usta hangi değirmeni çalıştırdı?

B.U: Tahir Usta’yı değirmenci ve çalgıcı olarak biliyorum. Deştin’de Yarbaşı denilen mevkide iki tane yan yana değirmen vardı. Rum Anastas’dan devir alınmış. Üstteki değirmenin domuzluğundan çıkan su, alttaki değirmenin obanına girerdi. Eşi Zariye Hanımı da hatırlarım. Değirmenin yanında evi vardı. Evin abdestliğinde Gramofonun borusunu yola dönük olarak görürdüm. Çok nadir olarak gramofonu çalarlardı. Hemen bitişiğinde bizim tarlamız vardı. Dedemle o tarafa çok giderdim. Darı ekerdi. Cevizleri vardı.

T.M: İlçemizi kültür ve sanat açısından nasıl görüyorsunuz?

B.U: Seninle bu konuları defalarca konuştuk. Yeterli görmüyorum. Ama şansınız var. Şimdi Hamdi Topçuoğlu, bir şeyler yapacak gibi görünüyor. Ancak Yatağan’da söz sahibi olması gerekir. Kent Konseyinden yararlanın. Kent Konseyi sayesinde de kültürel ve sosyal etkinlikler olacağını düşünüyorum. Çok çalışılması gerekiyor. Bugünkü temposuyla gidemez. Mutlaka bir tutum değişikliği gerekiyor. Turan Özdemir ve Mehmet Selçuk’tan yararlanın. Sadettin Özbek de yardımcı olur. En çok Hamdi Bey’i mutlaka bu işlerin içine katınız. Hacı Omar evi güzel olmuş. Etkinlikler yapınız. Resim ve karikatür sergisi açın. Kitap tanıtımı düzenleyin. Orada her şey yapılabilir.

T.M: Hayata bakışınızı soracağım. Gelecekle ilgili endişeniz var mı?

B.U: Bugüne kadar bu işleri iyi götürdük. Atamız’ın ilke ve Devrimlerini sahip çıktık. Bundan sonra da sahip çıkılması adına da mücadeleye devam ediyoruz. Bizden sonra ne olur bilmem ama çağdaş düzenin devamını dilerim. Cumhuriyet rejimi 90 yıl yaşamışsa bunu Köy Enstitülerine borçluyuz. Bu belli bir aydınlanma kuşağının Cumhuriyet’e dört elle sarılmasıyla sağlanmıştır. Yeni kuşaklar üzerinde yapılan baskılar sonuç verir mi kuşkuluyum? Ancak Köy Enstitülü Öğretmenlerin yetiştirdiği yeni kuşaklar Atatürk’ün emanetine sahip çıkmak için her fedakârlığı yapmalıdır. Ülkemizde karşı devrimin hükmü nedir? Karşı devrim şekli gibi görünen bu günler umarım geçecektir. İpin ucunu vermemek gerekirmiş. Bu konuda kendimi suçlamıyorum. Bizim dışımızda gelişen olaylar sebep olmuştur. Umudumuzu kaybetmeyelim.

T.M: Bahattin Bey, bizi evinizde konuk ettiğiniz ve bu güzel söyleşi için teşekkür ediyorum. Ayrıca Sevinç Hanıma, yaptığı izzet-i ikramlar için çok teşekkür ederiz. Yeni kitabını sabırsızlıkla bekliyoruz. Altı saat su gibi geçti. Söyleşi’nin tamamını daha sonra yazacağım kitabımda yer vereceğim. 82 Yıllık hayatı, bir söyleşiye sığdırmak elbet kolay değil. Başımızdan eksik olma, daha çok sohbetler ve söyleşiler yapalım. Son olarak ne söylemek istersiniz?

B.U: Yeni kitabım çıktığı zaman tekrar söyleşi yaparız. Evime kadar gelerek benimle bu söyleşiyi yaptığınız için teşekkür ederim. Yatağan’da ki tüm dostlarımı sevgi ve selamlarımı sunuyorum. Hoş bir söyleşi oldu. Kitap olarak ileride çıkması beni mutlu kılar. Çok sağ olun…

 

 

 

 

 

Haber Merkezi

Güncelleme Tarihi: 02 Şubat 2015, 10:49
YORUM EKLE
YORUMLAR
kemal özler
kemal özler - 7 yıl Önce

bahattin hocam,iyi ki siz ve sizin gibi öğretmenlerimiz var.

ali akçay
ali akçay - 7 yıl Önce

güzel ve anlamlı bir söyleşi olmuş...sizleri eği̇ti̇m-sen adına kutluyorum...bahattin hocam ve onun gibi eğitim çınarları gölgelerinde hala bizim gibi gölgesizleri koruyorlar...minnetimiz sonsuzdur...ömürleri uzun olsun...

SIRADAKİ HABER

banner68