YATAĞAN’IN ÇAĞDAŞ KADINI PROFESÖR DOKTOR GÖNÜL ÖZMEN AKÇAMETE

Ortaokulda Yurttaşlık Bilgisi ve Coğrafya derslerimize giren Gönül Öğretmenim, aynı zamanda mahalle komşumuzdu. İyi bir eğitimciydi. Okumanın azmiyle eğitimde ilerlemenin kariyerini ön görmüş, kendini yetiştirmiş ve daha iyi bir yerlere gelmenin yolunu bulmuş çağdaş Türk kadınıdır. İlçemizin gerçekten gurur duyması gereken Özel Eğitim Uzmanıdır. ADD’nin danışma kurulu toplantısı için Ankara’ya şubemiz adına gitmem gerekiyordu. Sevgili Gönül Hocamla söyleşi yapmanın bir fırsatı elime geçmişti. Hemen kardeşi, arkadaşım Doktor Abidin Özmen’i aradım ve sayesinde iletişim kurmayı başardım. Ankara’da Lütfü Kırayoğlu arkadaşımla bizi eşimin akrabası rahmetli Münif Çağıran’ın oğlu, sevgili kardeşim Kıvanç karşıladı. Bir gün boyunca çalışmalarımda yardımcı oldu. Emeği için teşekkür ederim. Önce Feyzullah Ertuğrul Amcamızla daha sonra Gönül Hocamızla söyleşi yaptık. Annesi Şehnaz Teyzemizin elini öpüp özlem giderdikten sonra söyleşiye geçtik.

YATAĞAN’IN ÇAĞDAŞ KADINI PROFESÖR DOKTOR GÖNÜL ÖZMEN AKÇAMETE
 Turgay Mutlu: Gönül Öğretmenim sizinle uzun süredir görüşmedik. Yatağanlı dostların selamını getirdim. Gazetem Demeç okurlarının tanıması adına soruyorum. Hangi tarihte ve nerede doğdunuz? Ailenizin lakabı var mıdır? Nedir?

Gönül Özmen: Yatağan, 26 Haziran 1947 doğumluyum. Anne tarafım, Arnavutlar Sülalesindendir. Baba tarafım, Abitler Sülalesindendir. Rahmetli babam Mehmet Özmen, postanede memurdu. Annem, ev hanımıdır. Üç kardeşiz. En büyük benim. Kız kardeşimin adı Günseli, erkek kardeşimin adı Abidin’dir. Yıllar sonra babaannemin annesinin Çerkez olduğunu öğrendim. Dedem Abit Hoca Medrese mezunudur. Çok okurdu.

T.M: Okul öncesi oynadığınız oyunlardan aklınızda kalan var mıdır?

G.Ö: Çaputlardan ve pamuklardan bez bebekler yapardık. Evcilik oyunları oynardık. Babamın el becerisi çoktu. Abidin’e telden çok güzel arabalar yapardı. Bunları hatırlıyorum.

T.M: İlkokulu hangi okulda okudunuz? Öğretmeniniz ve Müdürünüz kimdi?

G.Ö: Atatürk İlkokulunda okudum. Öğretmenimiz, Perihan Hanım idi. Müdürümüz, Nedim Bey idi. 5’e kadar Perihan Hanım okuttu. 5. sınıfta bizim sınıfı ikiye ayırdılar. Bizim sınıfa Aycan Öğretmen geldi. Perihan Hanımdan ayrıldığıma çok üzülmüştüm. Ayten Özdemir, Pembe Kuzu, Niyazi Işık ve Kemal Çolakoğlu sınıf arkadaşlarımdı.

T.M: İlkokul anılarınızdan paylaşmak istediğiniz var mı?

G.Ö: Resmi bayramlarda mutlaka şiir okurdum. Öğretmenim hep benim okumamı isterdi. Bir de Yavrukurt kıyafeti giyerdim. İlkokul üçüncü sınıfta okurken Öğretmenimiz hızlı okuma yarışması yaptı. Birinci gelene çikolata verilecekti. Bir dakikada 140 sözcük okudum ve birinci oldum. Çikolatayı hak etmiştim. Ama teneffüste çikolatayı elimden Cengiz arkadaşım kaptı, kaçtı. Bu anımı da hiç unutamam.

T.M: Ortaokulu nerede okudunuz?

G.Ö: Yatağan Ortaokulunda okudum. Müdürümüz Ali Sonkul idi. Ayla Tekmen, Şükran Ceyhan ve Şadi Oral sınıf arkadaşlarımdı. Necmettin Hoca çok faal biriydi. Edebiyat günlerimiz ve şiir günlerimiz olurdu. Ali Sonkul çok disiplinli bir hocaydı. Matematik dersinden beni soğutmuştu. Bütünlemeye bıraktı. Daha sonra ders aldım ve sınıfı geçtim.

T.M: Liseyi nerede okudunuz? Paylaşmak istediğiniz anılarınız nedir?

G.Ö: Ortaokuldan sonra genellikle o dönemde kızlar ya hemşire ya da Öğretmen okuluna gidip bir an önce meslek sahibi olurlardı. Liseyi gidip Üniversite okuma gibi bir hevesim yoktu. Öğretmen okulu sınavlarına girdim. Muğla Öğretmen okulunu kazandım. 1 Ay sonra kurayla Nevşehir Öğretmen Okuluna gitmek için 10 kişi arasında ben de seçilmiştim. Ayla Tekmen, Ayten Özdemir’le beraber üç kişi Nevşehir Öğretmen Okulu yeni açıldığı için gittik. Okul yatılıydı. İlçemizde bizlerin oraya gitmesi pek hoş karşılanmadı. Babam aydın bir insandı. Bizim gitmemiz için yardımcı oldu.

T.M: Nevşehir’e ve okula uyum sağlayıp alışabildiniz mi?

G.Ö: Nevşehir, Ege’ye göre tutucu bir yerdi. Yatakhanelerde yatak bile yoktu. Sıraların üstünde yattık. Okulun banyosu bile yoktu. Bizleri şehir hamamına götürürlerdi. Daha sonra bu eksikler giderildi. Okul düzene girdi. Ürgüp’e bağlı Bahçeli Köyü’nde 2 ay staj yaptık. Köylü bize çok sahip çıktı. Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerimiz bizleri iyi bir eğitim vererek, kapatılan Köy Enstitülerinin sanki iklimini geri getirmişlerdi. O yıllarda tuttuğum bilgi ve belgeler mezun olup öğretmenlik yaptığım dönemde çok işime yaradı. İyi dereceyle mezun oldum. Bu arada 1’den 2’ye geçince Yüksek Öğretmen Okuluna, aldığım iyi notlardan dolayı seçilmiştim. Şartlar gereği kabul etmedim.

T.M: Okul sonrası meslek yaşamınızı ve ilk görev yerinizi anlatır mısınız?

G.Ö: İlk görev yerim, İlçemize bağlı Elmacık Köyüdür. 3 Yıl çalıştım. Sonra merkez Atatürk İlkokuluna , kendi okuduğum okuluma Öğretmen olarak atandım. Rahmetli Mehmet Özcan Müdürümüzdü. Melek Kürşad, Fatma Yücel, Bahattin Öztürk, Ata Tezbaşaran ve Nezahat Özmen ile beraber çalıştık.

T.M: Ankara’ya gidişiniz ve Üniversite yıllarını anlatır mısınız?

G.Ö: Yüksek Öğretmen Okuluna gidememiş olmanın eksikliğini hissettim. Ve Gazi Eğitim Enstitüsü’nün sınavlarına girdim. Eğitim Bölümünü kazandım. 3 Yıl Ankara’da yatılı okudum. O dönem 25 kişi, yani az öğrenci alıyordu. Bir de en az 5 yıl öğretmenlik koşulu vardı. Okulu bitirmeden okul müdürü beni çağırdı. “Milli Eğitime bağlı Planlama Araştırma ve Koordinasyon Dairesi (PAK) kurulacak” dedi. Çalışma teklifi almıştım. Bu okulu bitirenler ya müfettiş ya da meslek liselerinde meslek öğretmeni oluyordu. O dönem de hocalarım, çok donanımlıydılar. Ve ben, PAK’ta çalışmayı kabul ettim. O dönem ÖSYM yoktu. Test soruları ölçme biriminde hazırlanıyordu. Rehberlik biriminde çalışmaya başladım. Bir yandan Hacettepe Üniversitesi Çalışma Mezuniyet Sonrası Eğitim Fakültesine devam ettim. Burayı bitirdikten sonra program geliştirmede yüksek lisansa başladım. Beytepe’ye kampus taşındı. Akşam derslerinde ulaşım zordu. PAK ‘ta çalışırken Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Bölümü’nden teklif aldım, Hacettepe’yi bıraktım. Fakülteye geçtim. Mastır ve doktoramı burada tamamladım. Doçentlik ve Profesörlük derecemi burada aldım.

T.M: Hocam kutlarım. Ne zaman nerede evlendiniz? Çocuklarınız var mı?

G.Ö: PAK ‘ta çalışırken eşim Bülent Akçamete’yle tanıştım. Test bürosunda çalışıyordu. 25.02.1978 yılında İzmir’de evlendik. Evliliğimizden 1979 yılında büyük kızım Ceren, 1983 yılında küçük kızım Aslı doğdu. Her ikisi de evli olup Mert adında torunum var. Ceren İşletme mezunu, ODTÜ Tekno—Kentte çalışıyor. Aslı ODTÜ İnşaat Mühendisliği’ni bitirdi. Amerika Birleşik Devletleri’nde doktora yaptı. Şimdi ODTÜ’de Yardımcı Doçentlik yapıyor. Eşim Bülent Bey, Ankara’da serbest Avukatlık yapıyor. Baro’da yönetim çalışmalarında bulunmuştur. Ailemi çok seviyorum.

T.M: Dekanlık yaptığını biliyoruz. Biraz bahseder misiniz?

G.Ö: Evet Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesinde 9 yıl Dekanlık yaptım.

T.M: Şimdiye kadar kaç kitap yazdınız? Eserleriniz hangi dalları kapsıyor?

G.Ö: Daha çok engelli çocuklar, aileleri, öğretmen yetiştirmeyle ilgili, hızlı okumayla ilgili makaleler, yayınlar kitaplar hazırladım. 32 yurt içi, 12 yurt dışı makalem yayınlandı. Ve 18 adet kitabım yayınlandı.

T.M: Politikayla uğraştınız mı?

G.Ö: Aktif olarak uğraşmadım. Fakat okulda ister istemez uğraşmak zorunda kalıyorsun. Hükümetlerin hatalı politikalarını eleştirdik. Bildiriler yayınladık. Eğitim konusunda sık sık toplantılar yapıyor ve sonuçlarını kamuoyuna açıklıyorduk.

T.M: Günlük yaşamınızdan bahseder misiniz?

G.Ö: Yıllardan beri ilk defa bu kadar uzun süre evimdeyim. Geçirdiğim hafif rahatsızlıktan dolayı şimdi bol bol kitap okuyorum. Anneme bakıyorum. Üniversitede doktora yapan öğrencilerim var. Bu nedenle emekli olsam da fakülteye gidiyorum. Ayda iki kez Kıbrıs—Yakın Doğu Üniversitesi’nde derslere gidiyorum.

T.M: Hangi tür kitapları okursunuz? Kitap okumayı sever misiniz?

G.Ö: Çok seviyorum. Bunda rahmetli babamın etkisi çoktur. Atatürk’le ilgili birçok kitabı okudum. Aziz Nesin’in bütün kitaplarını, Falih Rıfkı’nın Çankaya adlı kitabını severek okudum. Öğretmenlik yaparken TÖB—DER üyesi oldum. Fakir Baykurt döneminde bizden kitap için aidat kesilirdi. Kitaplar gelirdi, zevkle okurduk. Rus Yazar Dostoyevski’nin birçok eserini okudum.

T.M: Kaç ödül aldınız?

G.Ö: Özel Eğitimle ilgili birçok onurluk ve ödüllerim vardır. Sayısını bilemeyeceğim kadar çok ödülüm var. Bunlar mutluluk veren ödüllerdir.

T.M: Aydın kişi kimdir?

G.Ö: Düşünebilen, sorgulayabilen, kültürel birikimi olan, toplumda belirli konularda görüşlerini aktaran ve toplumları harekete geçirebilen kişilere ‘’Aydın’’ kişi diyebiliriz.

T.M: Hocam sizde Aydın bir kişisiniz. Kitap çalışmalarınız devam ediyor mu?

G.Ö: Teşekkür ederim. Evet ediyor.

T.M: Ülkemizin geleceği açısından endişeleriniz var mı?

G.Ö: Var ama umutsuz değilim. Eğitim sistemiyle bu kadar çok oynanması hiç hoş değil. Umutsuzluğa kapıldığım zaman Nazım Hikmet’in kitaplarını okuyorum. Öğretmenlerin bir defa nitelikli yetişmesi önemli... Eğitimde kalite artmalıdır. 5 Yaşında bir çocuğa din dersi verirseniz bu çocukta korku aşılamış oluyorsunuz. Gelişme psikolojisine aykırıdır.

T.M: Gönül Hocam İlçemiz adına konferans vermeniz için size bir davet geldi mi? Gelmediyse gelecekte ADD adına sizi davet ediyoruz. Zamanınız olursa gelir misiniz?

G.Ö: Hem de seve seve, koşa koşa gelirim. Yerini ve zamanını ayarlayın gelirim. Daha önce böyle bir teklif gelmedi. Kendi bilgi ve uzmanlık alanımda sunum yaparım.

T.M: Size sormamı beklediğiniz veya soramadığım ne tür soru var?

G.Ö: Engelli çocuklarla ilgili soru sorabilirdiniz. Bu konuda hükümetinde yeterli çalışması yok. Okullaşma oranı çok düşük. Ülkemizde 2002 sayımına göre 9 milyona yakın engelli insan var. Eşit fırsat sağlanmıyor. Bu acı bir tablodur. Acilen bu konularda Üniversitelerle işbirliği yapılarak çalışmalar olması gerekiyor.

T.M: Gönül Öğretmenim, bu güzel söyleşi ve bizi evinizde ağırladığınız için çok teşekkür ederim. Aradan yıllar geçse bile sonunda hasret giderdik. Çok mutlu oldum. Sizin de mutluluğunuz daim olsun. Başarılarınızın devamını dilerim. Son olarak ne söylemek istersiniz?

G.Ö: Asıl ben teşekkür ederim. Buraya kadar gelip keyifli, güzel söyleşi için yaptığımız için çok memnun oldum. Ülkemizde çocuklarımıza daha iyi yarınlar bırakalım. Kurtuluş Savaşı döneminde bundan çok daha kötü koşullarda olmamıza rağmen hem eğitim düzeyi arttırıldı, hem de M. Kemal savaş dönemindeki öğretmenleri toplayarak Türkiye’nin önünü açtı. Şimdi daha gerilerdeyiz. Bunu kırmak, yıkmak gerekir. Yatağan’da özellikle gençlerimizin çevre konusunda bilinçli hareket etmelerini isterim. Tüm Yatağanlı dostlarıma sevgi ve saygılarımı sunarım. Yolunuz açık olsun…

Haber Merkezi

Güncelleme Tarihi: 01 Nisan 2015, 01:59
YORUM EKLE
YORUMLAR
sezgin orman                                              ..           se
sezgin orman .. se - 7 yıl Önce

Bir yataganli olarak gönül ablamla gurur duydum

Mehmet Ali çavuş
Mehmet Ali çavuş - 7 yıl Önce

Benim Atatürk ilk okulunda üç yıl öğretmenim di bizi bırakıp giderken sınıfca ağladığımızı hiç unutmadım elimde 4.4.1969 tarihli sınıfca çekilmiş fotoğrafı var.(siyah beyaz)

SIRADAKİ HABER

banner68