Yatağan’ın Gururu, Tarım Uzmanı, Profesör, Bilim Adamı Ve Ortak Kalpler Türküsü Şairi Ayhan Çıkın

Ayhan Çıkın Hocamız için ne desek azdır. Hani derler ya, başarılı bir kişi için ‘’ bir koltuğunda iki-üç karpuz birden taşıyor maşallah ’’ diye. İşte Hocamız, böyle bir çok misyonla yüklü bir şahsiyet. Koltuğunda dört karpuzu birden taşıyor. Bir bilim adamı, Ekonomist, Şair ve Siyasi yorumculuğunun yanı sıra organ nakli konusunda tecrübelerini ve bilgilerini de topluma taşıyan, aktaran bir aydın kişidir. Kalp rahatsızlığı olmasaydı eminim, daha birçok karpuzu taşırdı. Bencik Dağlarının eteğindeki İlçemize bağlı Cazkırlar köyünden çıkıp ve kendini yetiştiren hocamızın adını, ününü hep duyuyordum. Tanışmamıştık. Oysa her ikimizde Eskihisar köyünden evli olup köy bacanağı sayılırız. Tanışmak için telefonla aradım. Randevu aldım. Heyecanımı sevincim bastırıyordu. Ayhan Çıkın Hocamızla, söyleşi yapmak için İzmir—Bornova’daki evine Sevgili Eşim İnci Hanımla beraber gittik. Sanki kırk yıllık bir dostmuş gibi sarmaş dolaş olduk. Kendisi gibi eşi Cemile Hanım da çok sıcak, candan, iyi bir insan. Gelin hocamızı biraz daha yakından tanıyalım:

Yatağan’ın Gururu, Tarım Uzmanı,  Profesör, Bilim Adamı Ve Ortak Kalpler Türküsü Şairi Ayhan Çıkın
 Ayhan Çıkın Hocamız için ne desek azdır. Hani derler ya,  başarılı bir kişi için ‘’ bir koltuğunda iki-üç karpuz birden taşıyor maşallah ’’ diye. İşte Hocamız, böyle bir çok misyonla yüklü bir şahsiyet. Koltuğunda dört karpuzu birden taşıyor. Bir bilim adamı, Ekonomist,  Şair ve Siyasi yorumculuğunun yanı sıra organ nakli konusunda tecrübelerini ve bilgilerini de topluma taşıyan,  aktaran bir aydın kişidir.  Kalp rahatsızlığı olmasaydı eminim,  daha birçok karpuzu taşırdı.  Bencik Dağlarının eteğindeki İlçemize bağlı Cazkırlar köyünden çıkıp ve kendini yetiştiren hocamızın adını, ününü hep duyuyordum. Tanışmamıştık. Oysa her ikimizde Eskihisar köyünden evli olup köy bacanağı sayılırız. Tanışmak için telefonla aradım. Randevu aldım. Heyecanımı sevincim bastırıyordu.  Ayhan Çıkın Hocamızla,  söyleşi yapmak için İzmir—Bornova’daki evine Sevgili Eşim İnci Hanımla beraber gittik. Sanki kırk yıllık bir dostmuş gibi sarmaş dolaş olduk. Kendisi gibi eşi Cemile Hanım da çok sıcak, candan,  iyi bir insan. Gelin hocamızı biraz daha yakından tanıyalım:

Turgay Mutlu: Hocam önce bizi kırmayıp evinize konuk ettiğiniz için teşekkür ederiz. Kalp rahatsızlığınız için geçmiş olsun der,  uzun ömürler dileriz. Ayrıca bugün Dünya Şiir Günü. Bugününüzü de kutlarım. Bu anlamlı günde sizinle söyleşi yapmak şair olduğunuz içinde daha çok önem kazanıyor. Umarım şiirsel,  güzel bir söyleşi yaparız.

Ayhan Çıkın: Evimize hoş geldiniz. Sizi tanıdığıma memnun oldum. İyi dilekleriniz için de sağ olun. Aynı yörenin insanı olarak sizi ağırlamaktan onur duyarız. Eşlerimizin komşu çıkması da ayrıca bizi duygulandırdı, sevindirdi. Size de geçmiş olsun.

T. M: Teşekkür ederim.  Hangi tarihte ve nerede doğdunuz?

A. Ç: 1.  1.  1946 Tarihinde Cazkırlar Köyünde doğdum. Anam der ki,  ‘’korkunç soğukların olduğu bir yıldı. Zeytin ağaçlarının kuruduğu bir yıldı’’ der. Araştırdım,  aslında 1942—1943 lü yıllara denk geliyor.  Belli ki sonradan yazdırmışlar.  Hayvan sayımına gelenler,  insanı da sayıyorlarmış.

T. M: Anne ve baba tarafını sorayım. Ailenizin Lakabı var mıdır? Nedir?

A. Ç: Baba tarafım Göncüoğulları sülalesi,  Anne tarafım Elifoğulları sülalesindendir. Hem Anne hem de baba tarafım Türkmen---Yörük boyudur.

T. M: Okul öncesi mahalle arkadaşlarınız ve oynadığınız oyunlardan aklınızda kalan var mıdır?

A. Ç: Bizim köy çok dağınıktır. 3—5 ev bir yerde,  5---6 ev bir yerdedir. Reisköy mahallesinde (mezra) çocukluk arkadaşlarım Yaşar Mazak,  Şerafettin Satılmış ve Ali Paskal’la kayrak taşı,  seksek,  çelik çomak ve sinnenmeç (saklambaç) oynardık. Çam kozalaklarından deve, eşek katarı yapar,  yük çekerdik. Kapan kurar,  kuş avlardık.  Tilikşen (Kuşkonmaz) ve mantar toplardık.

T. M: İlkokulu hangi okulda okudunuz?

A. Ç: Cazkırlar köyünde okudum. Bizim dönemde öğretmen bulmak zordu. 5 yılı tam 7 öğretmenle bitirdim. Eğitmen Cafer Güvençli ve Rüştü Kazıl öğretmenlerimdi.

T. M: İlkokul anılarınızdan paylaşmak istediğiniz var mı?

A. Ç: Ailemizin geliri tütün ve hayvancılıktı. Tütün işçiliği çok zordur. Yılda bir defa para getiren işten yıldım. Bunu baş etmenin tek çaresi okumaktı. Okuma hevesim o yıllarda başladı. Ankara---Kaman’dan gelen Hamdi Öztürk adlı öğretmenim,  okumam için teşvik etti. İlk kitap okumayı onun önerisiyle başladım. Etkisini ve emeğini unutamam.

T. M: Ortaokulu nerede okudunuz? Hatırladığınız Öğretmenleriniz ve arkadaşlarınız var mı?

A. Ç: Yatağan Ortaokulunda okudum. Fehmi Özsoy,  Durani Keleş,  Erkan Yaratıcı,  Ali Tekin,  Mehmet Aldağ,  Sabri Toksöz ,  Sadık Yurtsev,  Mehmet Tuzcu ve Serpil Mert sınıf arkadaşlarımdı. Ali Sonkul,  Necmettin Özdamar ,  Ağah Meşeli ve Mehmet Gördüm öğretmenimizdi. Necmettin Bey,  benim ufkumu açan bir hocaydı. Ayrıca Mehmet Kara Yurttaşlık Bilgisi derslerine girerdi. Doktor Tahir Çorbacı,  Tabiat Bilgisi derslerine girerdi. Ortaokul son sınıfta bitirme sınavları yapılırdı. Bir dedikodu yüzünden babam beni okuldan almak istedi. Matematik ve Fizik derslerim hep iyiydi. 9 veya 10 alırdım. Babamın baskısı yüzünden o günkü fizik sınavından 8 almıştım. Moral bozukluğu olmasaydı kesin 10 alırdım. Bu anımı hiç unutamam.

T. M: Liseyi nerede okudunuz? Paylaşmak istediğiniz anılarınız nedir?

A. Ç: Lise biri Muğla’da okudum. 2—3 ü Aydın’da okudum. Muğla’dan Aydın’a gelince uyumsuzluk dönemi geçirdim. Matematik kitaplarının bir çoğunu çalışarak,  problemlerini çözerek kendimi bu dalda geliştirdim. Bir gün hoca sınıfta karatahta önünde bir problemi çözemedi. Kalktım ve problemi bütün sınıfın önünde çözdüm. Haliyle hoca bozuldu.  Ondan sonra hoca kafayı taktığı için benim,  bütün ders notlarımı hep 1 veya 2 veriyordu. Oysa ben,  9 –10 bekliyordum. Kurul kararıyla sınıfı zor geçtim. Liseyi 3.  lükle bitirdim.

T. M: Üniversiteyi nerede okudunuz? Paylaşmak istediğiniz anılarınız var mı?

A. Ç: Hayalimde hep Teknik Üniversite vardı. Elektrik Mühendisi olmak isterdim. İmkansızlıklar ve hızlı burs verdiği için Ege Üniversitesi –Ziraat Fakültesini tercih olarak seçtim. 1967 Yılında bitirdim. Staj yaptığım dönemdeki bir anımı paylaşayım: Bir Öğretim Üyesinin tutum ve davranışını protesto etmek için Türkiye’de ilk defa bizim fakülte boykot eylemi başlatmıştır. Bu ara biz beş arkadaş Ege Üniversitesi Fikir Kulübünü kurduk. Buradaki amacımız,  farklı düşünceleri bir arada tartıştırarak demokrasiyi,  olguyu hayata nasıl geçirebileceğimizi düşündük. Nitekim,  birçok toplantılarda farklı düşüncedeki gazetecileri çağırarak açık oturumlar düzenledik. Bu arada Atamızın ‘’Bursa Nutku’nu’’ Türkiye’de olan birçok olayı dikkat çekme adına yayınladık. O zaman ki kurul başkanımız,  Tıp Öğrencisi Ahmet Çelikkal’ı ‘’Bursa Nutkunu’’ yayınlamaktan dolayı hakkında dava açtılar. Sonra dernek üyelerini göz altına aldılar. Ben Menemen’de stajımı yapıyordum. Arkadaşlarıma katılmak için geldiğim de yaşlı bir polis ‘’ Oğlum dışarıda kal, ben seni görmedim, git dışarıda daha çok işe yararsın’’ dedi. Ve Bursa Nutku,  o dönem çok tartışıldı. Sanırım Çetin Altan İsveç’ten alınma olup olmadığını da teyit ettirmişti. İsveç’ten alınma olmadığı ortaya çıktı. Gazeteci eski CHP Milletvekili Rıza Ruşen Yücer’in anılarında bunu görebilirsiniz.  Bursa Nutku ,  Atatürk’ün kendi öz düşünceleridir.

T. M: Askerliğini nerede ve ne zaman yaptınız?

A. Ç: Askerliğimi Bornova 57.  Tugay’da Topçu Birliğinde kısa dönem olarak 4 ay olarak yaptım.

T. M: Hızlı bir hayat hikayeniz var. Evlilik ne zaman,  nerede oldu? Eşinizle nasıl tanıştınız?

A. Ç: Üniversite yıllarında tatil için gittiğim bir günde eşimle tanıştım. Eskihisar köyündeki okul arkadaşım Mehmet Aldağ’ın evinde kız kardeşi Cemile’yi görünce beğendim. Daha sonra anlaştık ve 11.  2.  1968 tarihinde evlendik. Eskihisar köyünde kendimiz düğün yaptık. Düğünümüzü ince çalgıcı olarak Milas’tan Çalgıcı Bekir ve ekibi gelerek yaptılar. Çok güzel bir düğün oldu. Evliliğimizden iki kızım ve bir oğlum oldu. Oğlum Tuğhan’ı 4 yaşındayken kaybettik. Toprağı bol olsun. Onu hiç unutamıyoruz. Onu anma adına bazı şiirlerimde ismimin başında T harfini kullanırım. Kızım Aytuğ,  Müzik Öğretmenidir. Tuğba kızım,  Ege Üniversitesinde çalışıyor. İki torunumuz var. Mutlu bir yuvamız var. Ailemi çok seviyorum.

T. M: Üniversite sonrası meslek yaşamınızı nerede başladınız?

A. Ç: Uşak Tarım İl Müdürlüğünde çalıştım. Daha sonra Ege Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümüne atandım. 1974 yılında doktoramı,  1980 yılında Üniversite doçentliğimi ve 1998 yılında da Profesör olarak Akademik kariyerimi aldım.

T. M: Politikayla uğraştınız mı? Anılarınız var mı?

A. Ç: Fiilen değil,  düşünce olarak ilgilendim. Rahmetli Ecevit’ten Milletvekilliği teklifi bile aldım. O sıra sağlık sorunlarım olduğu için kabul etmedim. Fakat tarım ve ekonomi politikaları üzerinde düşünsel olarak yoğunlaştım ve bu konuda çok yazılar yazdım. Ve halen daha yazıyorum.

T. M: Kısaca günlük yaşamınızdan bahseder misiniz?

A. Ç: Gençlik dönemim daha çok konferanslar,  sunumlar ve çeşitli etkinliklerle geçti. Özellikle 1990 yıllardan bu yana sağlık sorunu nedeniyle günümü evde geçiriyorum. Şimdi evimde organ nakli ve organ bağışını canlı tutmak için sosyal medyada ‘’Başka Yürek’’ adlı gurup kurdum. Burada organ nakliyle ilgili her türlü haber,  yorum,  bilgi yazılarını paylaşıyorum. Yerel kaynakların korunması ve Belediyeler adlı ayrı bir gurup kurdum. Kooperatifçinin Defteri adlı bir site daha kurdum. Burada bu konudaki yazıları paylaşıyorum. Anadolu basını buradan örnekler alıyor. Kısacası günlük yaşantım böyle geçiyor.

T. M: Tarım Ekonomisi Bölümü nedir?

A. Ç: Ülkenin her tarafına yayılmış en ücra köşesindeki insan emeğini,  toprağı,  bitkiyi,  hayvanı,  iklimi birleştirerek bir ürüne dönüştürerek,  bu ürünü ihtiyaç olan yerlere ya da Metropol şehirlere ulaştırabilecek bir şekilde tarım,  sanayi,  ticareti bütünleştiren bir sosyo—ekonomik yaklaşım şeklidir.

T. M: Yerel kaynakların kullanımını anlatır mısınız?

A. Ç: Dünya banka sistemi içersinde yüzyıllardan beri birikmiş bir parasal fon var. Bunun adını Finansal Kapital diyorlar. Şu anda Dünya ve Türkiye ekonomisi,  finans kapitalin yönlendirilmesiyle şekillendiriliyor. Ve dünyadaki bütün malların değişiminde para ortak bir araç haline getirildi. Yani para tüm malların yerine özel bir mal haline geldi. Köylülerin,  çiftçilerin ve esnafın ürettiği mal bu sistem içersinde para etmiyor. O nedenle bu yerel yörelerde bulunan küçük esnafın,  çiftçinin gelirleri sürekli düşüyor. Buna karşın harcamaları sürekli artıyor. Bunu yeniden yerel kaynakları iklimiyle,  sanayisiyle kalkındırmak gerekiyor. Yani kısacası yerel zenginliği geliştirerek ekonomiye sunmak gerekiyor. Bunlar olmazsa tüm topraklar Uluslar arası şirketlerin eline geçecektir.

T. M:Yöremizde nasıl bir tarım yapılabilir? Ne önerirsiniz?

A. Ç: Getirisi yüksek olan ürünlerle tarım ekonomisi geliştirilebilir. Mümkünse içi yenilen veya yeraltında yetişen yumrulu bitkiler düşünülebilinir.

T. M: İlçe Tarım Müdürlüğünden veya Ziraat Odasından bir davet aldınız mı?

A. Ç: Hayır almadım. Yıllar önce ADD adına Arkadaşım Fehmi Özsoy’dan teklif geldi. Severek gittim. Ancak salonda 8---10 kişi vardı. Tatmin edici bir konferans olmadı. Ziraat Odası Başkanı Şenyüz Buğday okul arkadaşımdır. Davet gelirse ve sağlığım elverirse seve seve giderim. Tarım ekonomisiyle ilgili sunumu yaparım.

T. M: Organik tarım hakkında ne düşünüyorsunuz? İlçemizde yapılabilir mi?

A. Ç: Santralin etki alanı dışında yapılabilir. Kimyasal analizler sonucu bu mümkündür.

T. M: Nevzat Çağlar Tüfekçi Arkadaşımızla yaptığınız kitap çalışması hakkında bilgi verebilir misiniz?

A. Ç: 2 Yıla yakın bir çalışmamız oldu. Nevzat Bey ‘’ Hocam sizin bir şairlik yanınız,  bir Akademik kariyeriniz ve bir de organ nakli konusunda bilginiz var,  bir başka yürekle yaşıyorsunuz,  gelin tüm bunları bir kitap haline getirelim’’ dedi. Bende severek kabul ettim. Sağ olsun. Henüz basılmadı. Umarım en kısa sürede basımı yapılır.

T. M: Şiir yazma tutkusu sizde ne zaman başladı?Şiirleriniz nerede yayınlandı?

A. Ç: Şiir tutkum çocukluğumda ,  gençlik dönemimde başladı desem yeridir. Eskiden kasaba pazarlarında Aşık kitapları satılırdı. Satın alır,  hepsini bir çırpıda okurdum. İlk şiirim Ege Ekspres Gazetesinde yayınlanınca çok sevindim, havaya girdim. Sonra Yeni Asır,  Demokrat İzmir ve daha sonra çeşitli dergilerde yayınlandı.

T. M: Hocam kaç tane şiir kitabınız var?

A. Ç: İki tane basılmış eserim var. Biri elinde tuttuğun ‘’Ortak Kalpler Türküsü’’ diğeri ilk şiir kitabım ‘’Zaman Çiçeği’’adlı eserlerimdir. İki tane de basıma hazır bekleyen Başka Yürek ve Zeytinci Hurşit adlı eserlerim var. Umarım bunlarda en kısa zamanda basılır.

T. M: En çok hangi şiirinizi seversiniz?

A. Ç: İnsan evlat ayırımı yapamaz. Hepsini severim. Bir gün bir etkinlikte ‘’Tükeniş’’ adlı şiirimi okudum. Kasketli biri geldi; ‘’Hayattan bezmişim,  bıkmışım sende de aynı bıkkınlık var. Bırak bu tür şiiri Nazım Hikmet’ten oku ‘’ dedi.  Nazım Hikmet’i o gün sanki yeniden keşfettim. Şiir dünyasında beni en çok etkileyen şairdir. 2000 yılında sağlık nedeniyle hastanede yattığım dönem ‘’Zaman Çiçeği’’ adlı şiir kitabımı,  Şadan Gökovalı gözden geçirdi,  kızım bastırdı.

T. M: Hangi tür kitapları okursunuz?

A. Ç: Zaman zaman değişmiştir. Gençlik dönemi roman okurdum. Akademik dönemi daha çok ekonomi politikaları üzerinde kitapları okudum. Özellikle toplumsal sorunları analiz eden kitapları felsefe dahil okumuştum. Sabahattin Ali,  Yaşar Kemal,  Orhan Kemal ve Fakir Baykurt’un eserlerini severek okudum.

T. M: Hobileriniz nelerdir?

A. Ç: En önemli hobim doğa’dır. Dağlara olan özlemim bitmez tükenmez. Nif Dağı eteğindeki 8 dönümlük bahçemi ,  çiftliğimi özlüyorum. Bahçeler ve çiftçilik benim sevgimdir.

T. M: Aldığınız ödüller var mı? Hangi dalda kaç ödül aldınız?

A. Ç: Bir çok dalda ödül,  plaket aldım. En önemli olanları söyleyeyim; 1995 yılı Türkiye Tütüncüler Derneği ödülü,  1998 yılı Fransa Hükümetinin Tarım—Gıda Kalite Plaketi ,  2002 yılı Türkiye Milli Kooperatifleri Birliği ödülü ve geçen yıl Muğla Gazeteciler Cemiyetinin özel ödülünü aldım.

T. M: Şadan Gökovalı ve yöremizin en iyi yazarlarından Hamdi Topçuoğlu’nu bize anlatabilir misiniz?Arkadaşlığınız ne zaman başladı?

A. Ç: Şadan Bey’le arkadaşlığımız Ege Ekspres’te sanat sayfası yönetmeni olduğu dönemde başladı. Şiirlerimin yayınlanması için gidip gelirken tanıştık. O sırada ayrıca TRT de program yapıyordu. Eski kadim,  can dostum olan bir arkadaşımdır.  Hamdi Bey’le bir kitap evinde tanıştık. Aynı yörenin insanı olduğumuz için çabuk kaynaştık. Kendisini çok severim. Her iki dostuma buradan sevgi ve saygılarımı iletirim.

T. M: Ülkemizin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Endişe edilecek bir durum var mı?

A. Ç: Endişelerim var ama hiç umutsuz değilim. Ülke korkunç bir finans kapitalin kıskacı altında. Gelecekte bunu yeneceğimizi inanıyorum. Modern, çağdaş yaşamı tehdit eden güçler var ama bu bir evrim meselesi. 2---3 kuşak böyle devam sürse de gelecekte aydınlığa çıkacağımızı umuyorum. Umutsuz olmayalım. Cumhuriyet ilkelerini benimseyen gençlik bunun hakkından gelir. Geleceğini de canı gönülden inanıyorum.

T. M: Aydın kişi kimdir?

A. Ç: Kendi kişisel egolarını aşmış,  özellikle ülkenin,  toplumun ve doğal olarak insanın bilgi ve düşüncesini çoğaltmaya ve onların toplumsal yaşamsal sürece katılmasını araştıran ve çözümsel mekanizmayı üretebilecek bir kişi diye tarif edebilirim.

T. M: İlçemizi kültür ve sanat açısından nasıl görüyorsunuz?

A. Ç: Yetersiz buluyorum. Bir festivale katıldım. Biz Şairleri en sona bıraktılar. Şiirimi okudum ama Ampi Tiyatroda izleyici kalmamıştı. Haliyle üzüldük tabi. Organizasyon zayıftı. Halkımız görsele önem veriyor. Belediyeler önce kendi kültürünü sahip çıkmalı. Kültürel ortam oluşsun.

T. M: Hocam çok üzüldüm. Umarım gelecekte tüm bu aksaklıkları aşarız. Size sormamı istediğiniz bir soru var mı? Başka ne sormamı isterdiniz?

A. Ç: Sizin köyden niye bir başka okuyan olmadı diye sorabilirdiniz? Cevabım şu olurdu: 40---50 senelik süreç içinde Cazkırlar Köyü parça parça oldu. Yeşilköy, (Işıkdamı) Havdan ve Yayla Köyü Cazkırlardan ayrılmadır. Taşımalı eğitimi girdi araya. Köydeki çocuklar Liseyi aşamıyor. Eğitimin kalitesi düştü. Harcamalar arttı. Üzücü bir durum var ortada. Yine de umutsuz olmamak gerekiyor. Halkımız zekasıyla bu sorunu da aşacaktır. Ben köyüme ve köylüme güveniyorum. Onları çok seviyorum.

T. M: Ayhan Hocam bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyorum. Cemile Hanım bizi ağırladığınız için sağ olun. Ayrıca iki eserinizi imzalayıp hediye ettiğiniz içinde teşekkür ederim. Sizinle tanışıp söyleşi yapmak büyük bir şerefti. Her şey gönlünüzce olsun. Yatağan’lı olarak sizinle gurur duyuyoruz. İlçemizde sizi ağırlamak istiyoruz. Umarım en kısa sürede tekrar görüşürüz. Son olarak ne söylemek istersiniz?

A. Ç: Ben teşekkür ederim. Yerel kültürümüzün canlanması için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Sağlık sorunum olsa da elimden geldiğince katkı vermeye devam edeceğim. O topraklarda doğdum,  o toprakların çocuğuyum. Memleketimi ve insanlarını çok seviyorum. Nerde olursan ol insan toprağını,  yurdunu özlüyor. Tüm hemşerilerimi saygı ve selamlarımı sunuyorum.

KALBİM REHİNDİR SEVDANA

Gün ışıkları terk ederken uzak kıyıları

Göğsümde yıllanan o yürek acıları

Bir cemre düşüşü sularına nehirlerin

Bencik dağlarında,  Cazkırlar’da

Teke kokulu keçi ağıllarında

Oğlak seslerine karışıyor eski sevdalarım

Unutulmasın. 

Haber Merkezi

Güncelleme Tarihi: 24 Mart 2015, 18:34
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner68