ZEYTİN DELİCESİ ŞAİR ÖĞRETMEN MUAMMER ÖZLER

Şair olmak bir yetenek işidir. Şiir yazmak için de bir yerlerden esinlenmen gerekiyor. Yaşadığın yörenden beslenmek ve kültüründen gelmekte bir kaynaktır. Muammer Özler Hocam, tarım çocuğu olduğu için şiirlerinde hep yereli öne çıkarmıştır. Şiirlerini derleyip bir kitap haline getirdiği “Zeytin Delicesi” adlı eserinde bunu görebiliyoruz. Zevkle okunan şiirleri için hocamızla gurur duyuyoruz.

ZEYTİN DELİCESİ ŞAİR ÖĞRETMEN MUAMMER ÖZLER
 Edebiyat sevgimizden dolayı sıkça bir araya gelir, saatlerce sohbet ederiz. Konferanslara, sunumlara, resim ve karikatür sergilerine, kitap imza günlerine ve birçok etkinliğe beraber gideriz. Bitiminde kritik yapar,  gittiğimiz etkinliğin zevkine varırız. Her ikimize saatler, günler yetmez. Gün içinde zaman bizlere okuyup yazdığımız içinde yetmiyor. Emekli olunca vakit geçiremiyorum diyenler Muammer Özler Hocamdan örnek alsınlar. Bol kitap okur. Çok efendi, aydın, akil ve üretken bir insandır. Yaşamını gıptayla izlerim. Örnek alırım. Her sözüne önem veririm. Çok severim.  Kendisiyle söyleşi yapmak istediğimi söyleyince mütevazı davransa da ısrarım üzerine İlçemizdeki Kültür Evinde söyleşi yaptık. Burada bize açılan odayı çok beğendi. Mutlu oldu. Gelin onu biraz daha yakından tanıyalım:

 

Turgay Mutlu: Hangi tarihte ve nerede doğdunuz? Ailenizin Lakabı var mıdır? Nedir?

Muammer Özler: 1944 yılında İlçemizin Şeref Köyü’nde doğdum. Baba tarafım Hacı Mollalar sülalesindendir. Anne tarafım Hacı Kibarlar sülalesindendir. Duyumlarıma göre Kavaklıdere Bölgesinden gelerek Şeref Köyü’ne yerleşmişler. Bir tarafı Yörük Obalarına dayanmaktadır.

Babam, çevrenin meşhur Semerci Ustası olarak anılan Mustafa Özler’dir.

T. M: Okul öncesi mahalle arkadaşlarınız ve oynadığınız oyunlardan aklınızda kalan var mıdır?

M. Ö: Çocukluğum genel olarak tütün tarlalarında aileme yardım ederek ve inek otlatarak geçmiştir. Bu nedenle çocukluk dönemi oynadığımız oyunlarda kırlarda oynanan oyunlar olmuştur. Dikme taş, hamam kızdı, uzuneşek, çelik çomak oynardık. Ayrıca kozalaklardan deve katarı, söğüt ve çam ağaçlarından da dilli düdük ve borazan yapardık.

T. M: İlkokulu hangi okulda okudunuz? Öğretmeniniz kimdi?

M. Ö: Köyümde okudum. İlk yıl köyümdeki Eğitmen Süleyman Uyar’da, 4 yılda Hüseyin Acar, İbrahim İkiz ve Güngör Elmas’ta okudum. 1955 yılında bitirdim.

T. M: İlkokul anılarınızdan paylaşmak istediğiniz var mı?

M. Ö: Mezun olurken, Yatağan’a vesikalık fotoğraf çektirmeye geldik. Fotoğrafçı İzzet Önal Amca bizim resimlerimizi çekti. O günü o anı hiç unutamam.

T. M: Ortaokulu nerede okudunuz?  Hatırladığınız Öğretmenleriniz, arkadaşlarınız ve anılarınız var mı?

M. Ö: 1955 Yılında Yatağan Ortaokulu’na girdim. Öğretmenlerim; Necmettin Özdamar, Ali Sonkul, Nihat Acar,  Agah Meşeli ve Mehmet Gür’dü.

Arkadaşlarım; Mehmet Mandal, Mustafa Alkan, Ziya Özdemir, Süreyya Özen, M. Ali Özdemir, Adem Özen, Nezahat Özmen,  Alihsan Özmen, Mehmet Alpözen, Adile Savaş, Nebahat Savaş, Müştak Yeter, Nevzat Yeter, Yüksel Sönmez, H. İbrahim Uzun, Yaşar Uzun, İstemi Namlı, Şenol Soydaş, Musa Coşkun, İsmet Kandemir ve Mustafa Karabıçak idi.

T. M: Liseyi nerede okudunuz?  Paylaşmak istediğiniz anılarınız nedir?

M. Ö: Ortaokulu bitirdikten sonra sınavlara girerek Ortaklar Öğretmen Okulu’nu kazandım. 3 yıl okudum ve 1961 yılında mezun oldum. Bilindiği üzeri Öğretmen Okullarında bütün derslere olduğu gibi edebiyat, müzik, resim ve beden eğitimine çok önem verilirdi. Her hafta sınıflar arası şiir ve öykü yarışmaları düzenlenirdi. Şiir yarışmasına Bahattin Uyar’ın “Muallim Bey” adlı şiiriyle, ikinci bir yarışmada Feyzullah Ertuğrul’un “Anama” adlı şiiriyle birinci oldum ve ödül aldım. Bu ödüllerdir ki bugünkü şiire ve edebiyata karşı olan ilgim, sevgim buradan kaynaklanmaktadır.

T. M: Üniversiteyi nerede okudunuz?

M. Ö: Yüksek Öğrenimimi 1984 yılında Denizli Eğitim Yüksek Okulunu dışarıdan bitirerek tamamladım.

T. M: Askerliği nerede ve ne zaman yaptınız?

M. Ö: 4 Aylık temel eğitimin 2 ayını Manisa’da ve Menemen’de yaptıktan sonra gerisini Samsun—Düzköy’de Öğretmen olarak tamamladım.

T. M: Evlilik ne zaman oldu?  Çocukların durumu ile ilgili anlatmak istediğiniz anınız var mı?

M. Ö: Askere gitmezden önce 1964 yılında Şeref Köyü’nde düğünüm oldu. Eşim Saniye Hanım yine kendi köyümüzden Hacı Kibarların Sülalesi’ndendir. Evliliğimden biri kız, biri oğlan iki çocuğum oldu. Oğlum Mustafa Erdem,  İstanbul’da kendi kurduğu reklam ve tanıtım ajansında çalışıyor. Kızım Özlem, Veterinerdir. Mutlu bir yuvam var. Sevgi dolu yaşıyoruz.

T. M:Mesleğe ilk nerede başladınız?

M. Ö: İlk görev yerim Yava-Kayırlı Mahallesi İlkokulunda Müdür—Öğretmen olarak çalıştım. Sonra kendi köyüm olan Şeref Köyü’ne atandım. 3 yıl çalıştım. Askere gittim. Asker dönüşü yine kendi köyümde 16 yıl çalıştıktan sonra sıramın gelmesi nedeniyle Yatağan Atatürk İlkokulu’na Öğretmen olarak geldim. Sinan Bey, Kıbrıs ve en son TEK Mehmet Akif Ersoy Okulu’ndan 1992 yılında emekli oldum. Kıbrıs ve Sinan Bey’de Müdürlük yaptım.

T. M: Kısaca günlük yaşamınızdan bahseder misiniz?

M. Ö: Şunu belirteyim ki emekli olan birisine yöneltilen ilk soru “emekliliğini veya günlerini nasıl geçiriyorsun?” şeklinde olur. Benim bu soruya yanıtım, bir gün bana yetmiyor şeklinde olur. Çünkü yazmak, okumak, araştırmak benim başlıca hobilerim olmuştur.

T. M: Şeref Köyü’ndeki tiyatro günlerini bize anlatır mısın?  Sizi yönlendirenler kimlerdi?

M. Ö: Bahattin Uyar Abi ve Necati Özler Abimizle bir araya geldiğimizde tiyatro oyunlarından konuşurduk. Tam bu kıvamda 1961 yılında köyümüze Mehmet Başkalem, Mustafa Şendoğdu ve Sami Uçkunoğlu adında yedek subay öğretmenler atandı. Gelen Öğretmenler de tiyatro aşığıydı. Çalışmalara başlandı ve 1962 yılında Yatağan Ortaokulu ile ortaklaşa Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre’’ adlı oyunu sahnelendi. Bu oyunda Abdullah Çavuş rolünü üstlenen Abim Necati Özler, büyük bir başarı sağladı. Nur içinde yatsın. Ertesi yıl Bahattin Uyar “Pusuda” adlı oyunun köyümüzde sahnelenmesi için çalışma başlattı. Ayrıca Para Delisi,  Ormanda ve Karaların Mehmetleri oyunlarını da sergiledik.

T. M: Şiire karşı ilginiz ne zaman başladı?

M. Ö: İlkokulda ders kitaplarındaki şiirleri yüksek sesle bağıra bağıra okumak hoşuma giderdi. Ortaokula gelince de şiirle olan arkadaşlığım daha da çoğaldı. Artık Türkçe derslerinde şiirleri inceliyor, ölçü—vezir—uyak, redif nedir konularında bilgilerimiz artıyordu. Türkçe Öğretmenimiz “çocuklar sizde şiir yazabilirsiniz” deyince sevindik. O zamanlar hece vezni geçerliydi. Ben de çocuksu bir dil ile şöyle bir beyit yazmış gelmiştim:

Bir kuzu aldım bu yaz

Tüyleri gayet beyaz

Bu kuzum arkamdan gider

Yünlerini ninem dider

Ben kuzumu arkamdan gideririm

Tarla kenarlarında ot yediririm.

Öğretmenim bunları okuyunca “Sen şiir yazmaya devam et” demişti.

T. M: Zeytin Delicesi adlı şiir kitabınızı tanıtır mısınız?

M. Ö: Şiirlerim önce Muğla’da Ferayi adlı dergide daha sonra Fethiye’de Beş Kaza dergisinde yayınlanıyordu. 2004 Yılında bu şiirleri derledim ve “Zeytin Delicesi” adlı eserimi çıkardım. Kitabın adını esinlenmem şöyle oldu: Delice zeytinin yabanisi olan bir ağaçtır. Bu ağaca aşı yapılırsa asıl zeytin ağacı elde edilir. Bu akılsızın akıllanması,  tutumsuz olanın tutumlu olması, okumayanın okuması ve üretmeyenin üretmesi manasına da gelir.

ZEYTİN DELİCESİ

Tarlanın ortasında olacakmış çukur

Derinlik elli santim

Genişlik elli yedi,

Yanık toprak konacakmış dibine

Nadasın yanmış toprağından

Evlek boyu sürülecekmiş yören

Nisanda mı olacak

Mayısta mı bilmem,

Ak buzlar gibi ağaracakmış gövden

Kireç badanasından

Bir de aşı yapacakmışım

Gün dönümüne üç gün kala

Umarım o zaman uslanırsın

Zeytin delicesi!

T. M: Hangi tür kitapları okuyorsunuz?

M. Ö: Başta şiir kitapları olmak üzerine öncelikle köy romanlarını okurum. Fakir Baykurt,  Yaşar Kemal,  Ümit Kaftancıoğlu, Talip Apaydın ve Sabahattin Ali gibi yazar farkı gözetmeksizin her türlü kitabı okurum. Kitaplar en iyi arkadaşımdır.

T. M: Hayat sizce nedir? Bakış açınızı öğrenebilir miyiz?

M. Ö: Hayat bence bir şarkının veya bir türkünün başlayıp güzel seslerle icra edilerek sonlanması gibidir. Bu nedenle insanlar birbirlerine kardeşçe, dostça bakmalıdır. İnsanlar arası ilişkiler özgürlük. Hukuksal ve Atatürk İlkelerinin doğrultusunda sürdürülmelidir. İyi bir çevre yaratmak yeşillerle, kitaplarla, müzikle ve sanatla sevişmek bütün insanların ilk görevleri olmalıdır.

T. M: İlçemizi kültür ve sanat açısından nasıl görüyorsunuz?  Yapılan etkinliler yeterli midir?

M. Ö: Nerede bir tiyatro izlesem,  bir konser dinlesem “bu çalışmaları Yatağan’da da yapabilir miyiz” diye düşünür dururum. Arkadaşım Savaş Kalelioğlu’yla birlikte hem fikir olarak 2000 yılında Yatağan Sanat ve Kültür Derneğini kurmaya karar verdik. Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği dallarında pek çok konserler verdik.

T. M: Adabelen sevgisi nereden geliyor. Nabide Kılınç ile bir araya geldiniz mi Adabelen sohbetine başlıyorsunuz. Okuyucularımız için biraz Adabelen’i ve dergisini tanıtır mısınız?

M. Ö: Adabelen,  Ortaklar İlk Öğretmen Okulu’nun (Eski Köy Enstitüsü ) kurulduğu tepenin adıdır. Her yıl 16 Martlarda (Öğretmen Okullarının kuruluş yıl dönümü) bütün Adabelenliler okulda toplanarak kuru fasulye ve pilav günü yaparlar. Ayrıca Adabelen Dergisi üç ayda bir çıkar ve şairlerin şiirleri,  yazarların eserleri burada tanıtılmaktadır. Benimde sürdürmekte olduğum son şiir ve yazılarım bu dergide yayınlaşmıştır.

T. M: Muammer Hocam,  bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim. Son olarak ne söylemek istersiniz?

M. Ö: Her şeyden önce sizin böyle bu uğraş içinde olduğunuzu, araştırmalarınız ve yazılarınız, özellikle kitap tanıtımlarınız için tebrik ve teşekkür ediyorum. Bir kitap tanıtmak, başkasına bir kitap edindirmek gibidir. Beni de değer verip tanıtım kervanınıza yeğ gördüğünüz için teşekkür ederim. Buradan tüm Yatağanlı hemşerilerime saygı ve sevgilerimi sunuyorum. 

Haber Merkezi

Güncelleme Tarihi: 10 Mart 2015, 19:07
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner68