TÜRKİYE VE EĞİTİME DAİR NOTLAR

31 Mart yerel yönetim seçimleri, 23 Nisan ve 1 Mayıs  kutlamaları, İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı seçimlerinin YSK tarafından  iptali, ülkedeki hukuk, adalet ve vicdan tartışmaları, dövizdeki artış ve 23 Haziranda yenilenecek İstanbul seçimlerine dair tartışmalarla dolu bir dönem yaşıyoruz. İstanbul seçimlerinin iptali, yargı bağımsızlığı ve demokratik hukuk devleti olma anlamında endişeleri yoğunlaştırdı. Böyle kaotik ve açıklanması güç bir süreçte eğitim dünyasında neler olduğunu anlamaya çalışacağız.

 Nisan ayı boyunca Köy Enstitülerinin 79. Kuruluş yıldönümü nedeniyle ülkenin pek çok yerinde yaptığımız konuşmalarda, tartışmalarda  yurttaşların büyük bir bölümü ülkedeki eğitim sisteminin dibe vurduğu konusunda hemfikir… Özellikle işlevsizliği, nitelik kaybı, nitelikli öğretmen yetiştirme ile ilgili endişeler ve milli eğitim bakanlığı yapısında  liyakatın dışlanması, eğitimdeki dinselleştirme-piyasalaştırma anlayışına karşı tepki yoğun… 

Son günlerde  basına yansıyan OECD  ve TEDMEM  raporları ülkemizdeki eğitim ile ilgili önemli bulgular vermektedir.  Türkiye’nin  okul öncesi eğitim sorunu bu raporlarda öne çıkmaktadır. Öğrencilerin daha sonraki öğrenim yaşamlarında çok önemli yeri olan okul öncesi eğitimdeki durumumuz pek iç açıcı  değil.   Türkiye’de okul öncesinde eğitime katılım oranının Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre çok düşük olduğu görülmektedir.  OECD raporuna göre, erken eğitime yatırımların düşük kalması, bu çocukların eğitim düzeyini de geriye çektiği saptaması yapılıyor. Rapor, 2016 yılında 3-5 yaş arası çocukların sadece yüzde 37'sinin okul öncesi eğitime kaydedildiğine dikkat çekiyor. OECD ülkelerinde bu oran ortalama yüzde 86'ya yakın. OECD'nin geçen yıl yayımladığı "Bir Bakışta Eğitim 2018" raporuna göre Türkiye erken çocukluk eğitimine erişim konusunda 42 ülke arasında Suudi Arabistan’ın önünde  sondan ikinci sırada. Bir başka veri de,  Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında, devletin eğitim kurumlarına öğrenci başına en az harcama yapan ülke olması. 2015 yılı verilerine göre OECD ülkelerinde ilkokuldan üniversiteye kadar öğrenci başına yapılan kamu harcaması 10 bin 391 dolar iken  Türkiye’de bu rakam 4 bin 652 olarak karşımıza çıkıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı ile çok yakın ilişkiler içinde olan Türk Eğitim Derneği (TED)’in düşünce kuruluşu  TEDMEM’in, 2018 Eğitim Değerlendirme Raporu da son günlerde basında yer aldı.  Bu rapor, 2017 yılına göre, MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesi içindeki payının yaklaşık yüzde 1 azaldığı ifade edilerek  eğitime ayrılan kaynakların  Türkiye’nin eğitim hedeflerinin gerçekleştirilmesi için yeterli olmadığı saptaması yapılıyor. Bu rapora göre  eğitimde olması beklenen 6-13 yaş aralığında 154 bin çocuğun okul dışında kaldığı ve  Türkiye’de öğrencilerin ortalama 12.1 yıl okulda kalmalarına rağmen sadece 8.9 yıla eşdeğer bir eğitim aldıkları belirtilmektedir. Net okullaşma oranları 6-9 yaş grubunda yüzde 98,35, 10-13 yaş grubunda ise yüzde 98,62 olsa da 6-13 yaş aralığında 154 bin  çocuğun hiçbir okula kayıt yaptırmamasının altında ailelerin sosyo ekonomik koşullarının etkili olduğu açıktır. Türkiye, 2015 OECD raporuna göre okul devamsızlığında birinci sıradaydı.  Türkiye, 2018 verilerine  göre 53 ülke arasında devamsızlığın en yüksek olduğu altıncı ülke konumunda. Öğrencilerin okul memnuniyetsizliği hala devam etmektedir.

Bu rapora göre, LGS sınavlarında öğrencilerin başarısızlığı  çok açıktır.  Liseye Geçiş Sınavı’nda (LGS) matematik testinin başarı oranı 100 üzerinden 24.77 ile diğer alt testler arasında en düşük değere sahip. Matematik testinde öğrencilerin doğru yanıt ortalaması 20 soruda 4.95. Öğretmenlik alan bilgisi testinde (ÖABT) öğretmen adaylarının ilköğretim matematik alanında doğru yanıt ortalamaları 50 soruda 12.48. Bu veriler ülkedeki eğitimdeki nitelik kaybıyla ilgili net sonuçlar. Üniversitelerde bu konuda araştırmalar yapılıyor mu? Emin değilim…

Rapor başka saptamalar da yapıyor. Buna göre mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarında boş kontenjanın varlığı, bu alanda bir arz-talep dengesizliği ve mesleki eğitim-işgücü piyasası ilişkisinin yetersizliği işaret edilmekte. 2017- 2018 eğitim ve öğretim yılında Anadolu meslek programlarında 214 bin 34 kontenjanın boş kaldığı belirtilmektedir.  Yine rapora göre  Türkiye’de 18-24 yaş aralığındaki her 100 kadından 43’ü, her 100 erkekten 19’u ne eğitimde ne de istihdamda yer almaktadır. Kadınların mağduriyeti burada da çok açık…

Rapordaki eğitimdeki dinselleştirilmesi ile ilgili imam hatip okullarına bir bakalım. 2012-2013 eğitim öğretim yılında 1099 olan imam hatip ortaokulu sayısı 2017-2018 eğitim öğretim yılında 3 bin 286’ya çıkmıştır. İmam hatipli öğrenci sayısı 723 bin 108 ile ortaokul kademesindeki öğrenci sayısının yüzde 12.94’ünü oluşturduğu bu raporda yer almaktadır. İmam hatip okullarının artırılması rasyonel bir akıl ve evrensel pedagojik yaklaşımlarla  açıklanması çok zor. Bu kadar yoğun din eğitiminin ülke gereksinmelerinde karşılığı yoktur.  

TEDMEM’in yayımladığı, “2018 Eğitim Değerlendirme Raporu”na göre, açık öğretim lisesine kayıtlı öğrenci sayısının son 10 yılda 26 kat arttığı görülmektedir. Bu oran çarpıcıdır. Bu oranlar yoksul ve kız öğrencilerin örgün eğitimden uzaklaştığının kanıtıdır. 2008-2009 eğitim öğretim yılında 508 bin 42 olan açık öğretim lisesine kayıtlı öğrenci sayısının 2017-2018 eğitim öğretim yılında 1 milyon 395 bin 621’e yükseldiği görülmektedir.  2018 yılında TEOG puanıyla istediği okula yerleşemeyen ya da tercih yapmayan 84 bin öğrencinin de açık öğretim lisesine kayıt yaptırdığı bildirildi. Örgün eğitim, öğrencilerin toplumsallaşma süreçlerinde çok önemlidir.  Bu ayrılma süreçleri iyi irdelenmeli ve “sosyal devlet, eğitim hakkı” penceresinden  önlem alınmalıdır.

Ülkede adalet ve hukuk devleti tartışmaları yaşanırken eğitim dünyasında da bu değerlendirmeler var. Eğitim bir ülkenin geleceğidir. 1940’lı yıllarda Köy Enstitülerini tasarlayanlar ülke gerçeklerinden, ihtiyaçlarından  yola çıkarak enstitü eğitim sistemini kurgulamışlardır. Uygulamalı eğitimi ve “bilmek yapabilmektir” şiarını temel alan  enstitü eğitim sistemi,  kooperatifçilik, balıkçılık, arıcılık, ipekböcekçiliği, halk oyunları derslerine müfredatında yer vermiştir.   Derslerin yüzde ellisi kültür dersi, yüzde yirmi beşi teknik, yüzde yirmi beşi ise ziraat dersleri olmuş ve tüm öğrenciler (kız-erkek) bir teknik beceride yoğunlaşarak mezun olmuşlardır. Yani tümüyle işlevsel bir eğitim. 2019 Türkiye’sinde eğitim tüm işlevselliğini kaybetmiştir, ülkenin  gereksinmelerini temel almamakta  ve öğrencilere hiçbir beceri kazandırmamaktadır…  Yeniden ihtiyaç analizi yaparak  eğitim sisteminin reforma tabi tutulması acil öneme sahiptir.

YORUM EKLE