Türkiyeli değil, Türk!

2018 Türkiyesi’nde tartışılan meselelerin başında Türklük kavramı gelmektedir. Özellikle son 10 yılda Türklük ile ilgili kavramların üzeri çizilerek gelecek neslin milli ruhtan yoksun şekilde yetişmesi sağlanmaktadır. Bunu yapanların arasında ne yazık ki kendilerini milliyetçi olarak kalıplarını basanların da olması çok acıdır.

Mustafa Kemal Atatürk, son yüzyılın en büyük Türk milliyetçilerinin başında gelmektedir. Kendisi her söyleminde sözünü Türk’e bağlamış, sevdası Türklüğü yüceltmek için ömrünü harcamıştır. Kendisi bu süreçte, Avrupa’da yaygınlaşan milliyetçilik düşüncesiyle dağılan devasa Osmanlı Devleti’ndeki bölünmüşlüğü ortadan kaldırmış, birçok etnik kökeni Türkiye’nin bağımsızlığı için bir araya getirmeyi başarmıştır. Bu sırada seslenirken kendilerine “Türk” diye seslenmektedir. Çünkü Türk olmak için kana gerek yoktur. Türkiye’de yaşayıp, Türkiye’yi düşünen, Türkiye için çalışan, devletini yüceltmek için emek harcayan herkes Türk’tür ve aksi iddia edilemez. Zaten 1982 Anayasası’ndaki “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” maddesi de bunu desteklemektedir. Bunun en güzel örneği ise Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Gazi Mareşal Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleridir: “Biz doğrudan doğruya milletperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.”

Kimse kimseyi etnik kökeninden dolayı suçlayamaz. Çünkü kimse bunu tercihe bağlı olarak yaşamamaktadır. Kimisi safkan bir ırkken, kimisi ise atalarından beridir melez olarak ömrünü sürdürmektedir. Dolayısıyla Kürt, Çerkez, Laz kökenli birisinin de bu ülke için kalbi atabilir, bu onu etnik kökeni ne olursa olsun bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı olduğu için Türk yapar. Nitekim buna benzer örnekleri özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya’da görebiliriz.

Yıl 2013’e geldiğimiz zaman ise bir gece yarısı Diyarbakır’daki “Ne mutlu Türk’üm diyene” tabelası sökülmüş, Türklük kavramı yeniden kaşınılmak istenmiştir. Bununla da yetinilmedi. Bu 2013 yılında ne varsa, çocuklarımızın milli şuurla büyümelerine katkı sağlayan ve her okunduğunda biraz daha maneviyat yükleyen “andımız” yine 2013 yılında kaldırıldı. O dönem andımızın kaldırılmasıyla ilgili olarak yapılan ilk açıklamada, “İlk ve ortaokullarda ant uygulaması 1933 yılında başladı. Andımız olarak bilinen metnin yazarı son derece tartışmalı isim olan Reşit Galip'ti. Reşit Galip Türkçe ezan zulmünün mimarlarındandır” diyerek sözlerine başladı. Bir taşla iki kuş vurulmuştu, hem Türkçülüğün hem de Türkçünün zulmüne son verilmişti. Buna benzer daha nice olayla karşılaşıldı.

Andımızın kaldırılması, tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil düşüncesinin ortadan kaldırılmasının tezahürüdür. Yeniden okutulması ise bu ülkede yaşayan tüm etnik kökenlerin yeniden bir, iri ve diri olmasına sebep olacaktır. Bu da güçtür. Çerkez kökenli bir Türk olarak temennim şudur ki, Türkiye’nin güçlü olmasını istemeyen kimse dilediği yaşamı dilediği ülkede yaşayabilir. Ama bu ülkede yaşıyorsa da bunun hakkını vermelidir. Hele ki 5 yıl gibi süre “andımızı” okumadığı için çıkıp da Atatürk’ün büstünü tokatlayanları görünce, bunun daha iyi farkına varıyorum.

O yüzden Türkiyeli değil, Türk!

Ne mutlu Türk’üm diyene ve diyebilene!

YORUM EKLE

banner47