Umutlar Günden Güne Tükeniyor!?

Geçenlerde, Yatağanlı şair ağabeyimiz Muammer Özler’in 2017 yılı Mart ayında çıkardığı “Adabelen Düşü” kitabı tekrar okurken, 39’uncu sayfadaki “İçimdeki Sevinç” şiirini okuyup, derin düşüncelere daldım… Diyordu ki;

“Öğretmen çıktığım günün/ Bir akşamüstüydü/ Adabelen’den tahta bavulumu alıp yürüdüğüm/ Ortaklar İstasyonu’na doğru/ Yeni yeni duygularla…// İçimde bir coşku/ Yüzümde bir sevinç vardı/ Küplüce Köyü’ne vardığımda/ Bir mutlu günün başlangıcıydı ilk derse girdiğim/ Ve elime alıp tebeşiri/ Karatahtaya ‘Başöğretmen Atatürk’ diye yazdığım…// Öylesine güçlüyüm artık/ Öylesine coşkuluyum ki/ Bunca dağları aşmaya/Bunca yokuşları çıkmaya!..”

Keşke o yılları tekrar bu ülkeye getirebilseydik!.. Keşke böylesi coşkuları ve umutları yine yaşayıp, keşke böyle sevinçli şiirleri yine yazabilseydik!.. Ama nerede o günler!?

Şiirde geçen o 1960’lı ve 1970’li yıllarda, bütün Öğretmen Okullarından mezun olan tüm genç öğretmenler, en fazla iki-üç ay içinde görev yerleri olan okullara atanır, hepsi mesleklerini oralarda sürdürmeye başlarlardı!..

Sadece öğretmenler değil; Ziraat Teknisyenleri, Maliyeciler, Tapu-Kadastrocular, Ebeler, Hemşireler, Sağlık Memurlarının tamamı da, hemen görev yerlerine atanır, çalışmaya başlarlardı… Arada bir kadro eksikliği nedeniyle aksamalar olsa da, bir şekilde bunlar telafi edilir, herkes çabucak iş-güç sahibi olurdu…

Peki, şu son yıllardaki durum ne!? İhtiyaca göre, bir istatistik araştırma sonucu; “bu ülkenin ne kadar öğretmene, ne kadar sağlık mensubuna, ne kadar maliyeci ve ziraat teknisyenine ihtiyacı olduğu” tespit edilmeden, her İlimize bu okulların açılması, mezun çocuk sayılarımızı hortlattı!.. Hele bugünlerde Üniversite mezunundan geçilmiyor, bunların sadece beşte/ biri kadarı istediği işi bulabiliyor, gerisi boşta geziyor!.. Belediyelere giren ‘Taşeron İşçi’ sayısının yarısı, bu Üniversite mezunu çocuklarımızdan oluşmaya başladı, yazık!.. Bir o kadar da Polisliğe ve Uzman Çavuşluğa müracaat edenler, orada işe başlayanlar var!.. Ne yapsınlar, yapacak iş yoksa, aç ve açıkta mı gezeceklerdi yani!?

Bu ülkede Atatürk’ün 1930’lu yıllarda başlattığı, 1940’larda eğitim-öğretim-başarıda zirveye çıkan bir “Köy Enstitüleri” gerçeği vardı… Dış baskılar ve içerideki bazı hainlerin gayretleriyle bu eğitim ve üretim abidesi okullar, 1954’te tamamen kapatıldı, olan da güzel ülke insanlarımıza oldu!.. Bu eğitim sistemini bizden alan Hindistan, Çin, Kore ve Rusya’nın bir bölümü; tarım, sanayi, kültür ve teknolojide çok iyi durumlara geldiler!.. Peki, elimizdeki bu cevherin kıymetini bilemeyen bize ne oldu? Şu günlerde samanı, eti, buğdayı ve mercimeği bile o ülkelerden ithal eder hale getirildik!.. Şimdi bu eserleriyle övünsünler, e mi!?

Bu dünyada ölümün dışında her şeyin çaresi bulunabilir? Vakit çok geç değil!.. Köy Enstitüsü olan bir okulun devamından mezun olan bir kardeşiniz olarak söylüyorum; iktidarıyla, muhalefetiyle, sağcısıyla, solcusuyla el ele verip, o Köy Enstitüleri ruhunu yeniden canlandırıp, bu okullarımızı çağa uygun bir halde yine devam ettirebiliriz!.. Ülkenizi ne kadar sevdiğinizi göstermek için, alın size güzel bir örnek ve fırsat!.. Elin insanından, elin aklından bize hayır gelmez!.. Dünyada Kurtuluş Savaşı’nı başarmış ilk ülke insanları olarak, bu işi de evvel Allah başarırız!.. Bir tarım ülkesi olarak saman-buğday-et-mercimek ithal etmek benim gururumu ziyadesiyle incitiyor, ya sizler ne âlemdesiniz bakayım!?

YORUM EKLE