YATAĞAN ZİRAAT ODASI SEÇİMLERİNDE BİR KAÇ SÖZ

Yatağan Ziraat Odası meclis, yönetim kurulu ve başkan seçimi yapıldı.

Peki o gün konuşulması gerekenin ‘’tarım politikası ve Ziraat odalarının yerini de’’ konuşmak zorunda değil miydik?

Ülke tarımı ‘’12 Eylül 1980 Askeri darbesi ile içine çekildiğimiz ve adına ‘’serbest Piyasa ekonomisi’’ denilen ve bizlere ‘’ürettiğin ürünü istediğin fiattan satabilecesin’’ diye yutturulan, ekonominin bir avuç zenginlere teslim edildiği yağma tarım politikasında geldiğimiz yeri yaşıyoruz.

Tarım ‘’ekonominin başladığı ilk yer ve paranın karşılığının da, tarım ürünleri ile başladığını ve günümüzdeki yere geldiğini’’ biliyorsunuzdur umarım.

Üretilen ürünlerin karşılığı olarak piyasaya arz edilen değişim aracı olarak kullandığımız para, üretim ve tüketim arasında da bir denge olarak önümüzde duruyordu….

Ta ki Amerikalı bankerler,‘’1900’lü yılların başında altın karşılığında ve 1970’li yıllardan sonra da karşılıksız para basma yetkisi alana kadar.

Gelelim ilçe, il ve bölge tarımımıza…

Ege bölgesi olarak ele alırsak, ‘’iç bölgemiz de nohut, Çavdar, Burçak, Buğday, Arpa, Haşhaş tarımı ve küçük büyük baş hayvancılığı yapılırken, diğer yerlerimizde Pamuk, Üzüm, İncir, Zeytinciliğin yaygın olarak yapıldığı, Buğday, Arpa tarımından sonra ikinci, hatta üçüncü ekim olarak Mısır vb, ürünlerin yapıldığı, narenciyenin önemli bir yer kapladığı, kıraç alanlarımızda tütün ile yıl on iki ay bir koşturma içinde hem bölge, hem de ulusal hatta uluslar arası ekonomilerde ürünlerimizin yer aldığı’’ bir bölgede yaşıyorduk.

İşsiz insanımız yoktu.

Herkes ekmeğini kazanıyor ve tarlalarımız boş kaldığı zaman mutlak dinlenmeye bırakılmıştı.

Ta ki ülke tarımını da etkileyecek o 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarına kadar.

1983 Yılında işbaşına gelen Özal’ın ‘’ben yılda 30 gün çalışan buğday üreticisini, 12 ay bakmak zorundamıyım’’ diye açıklama yaptığında, Ziraat Odaları tarım kooperatif yöneticileri sustu…..

Tütüne kota getirildi, yine sustular.

Pamuk ki, ‘’ ta Amerkika’ya tohumunun bu topraklardan gönderdik diye’’ övündüğümüz pamuğa bile ‘’kota’’ konulduğunda sustunuz.

Geçen yıllarda tam da zeytin toplama mevsiminde yurt dışından zeytinyağı bağlantısı yapılmasından, ekim zamanında TMO’sine 3 milyon ton buğday, arpa, mercimek, fasulye vb, bakliyat dahil ithal edilmesi emrine bile sustunuz….

Yıl on iki ay çalışan, 1970’li yıllarda kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olarak övündüğümüz ülkemizin, uygulanan tarım politikaları ile üretemez hale getirilmesine karşı bugün hala susuyorsunuz.

Para’yla ilgili girişimimin nedenini şimdi anlamışsınızdır umarım.

Tarım insan yaşamı için önemli bir ekonomik girdi olduğunu bilen ellerin, uyguladıkları ekonomik programlarla ülkemize ne kadar ihanet ettiklerini anlamışsınızdır umarım.

2008 yılında çıkarılan bir pazarcılık yasası var. Bundan haberiniz var mı?

Odalar görevlerini yapmadığı ve ülke tarımındaki gelişmeler sizlere ulaştırılmadığı için ürünlerinizi yakında pazarlarda bile satamayacaksınız.

Çünkü ‘’pazarlar artık yasal olarak yok.’’

Yumurtalarınızı satamayacaksınız.

Çünkü ‘’tavuklarınız yumurtalarda üretim ve son kullanma tarihini’’ basmadan doğuruyorlar.

Bugün burada ‘’ülke tarımında geldiğimiz yer ve misyonunuzu’’ konuşmak zorundasınız.

Yatı olanın 1,50 liradan motorin kullanırken, sizlerin nasıl oluyor da pompa fiatı ile tarla sürmek zorunda kaldığınızı, bunu değiştirmek için ‘’bir araya gelerek neler yapabileceğinizi’’ konuşmalısınız.

Tarımdaki tekelleşmeyi nasıl kırabileceğinizi konuşmalısınız.

Yoksa yarın sizlerde ‘’büyük market zincirlerinin kölesi olduğunuzu’’ görürsünüz.

Odalar ülke çiftçisinin kurtuluşunu üretim ve tüketim kooperatifleri eliyle yönlenren kurumlara dönüşmelidir.

Odalar ve kooperatifler, ‘’bürokratik kurum olmaktan çıkmalıdır’’ artık…..

YORUM EKLE