YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLERİ DERNEĞİ BAŞKANI BİLİM ADAMI PROF. DR. KEMAL KOCABAŞ

 Köy Enstitülerinin yeniden açılması ve geçmişinin kültürel mirasını devamını gelecek kuşaklara taşınması, anlatılması için her daim başarılı bir ekip çalışması yapan hemşerimiz Prof. Dr. Kemal Kocabaş ile bir Muğlalı olarak gurur duyuyoruz. Kemal Bey, Köy Enstitülerinin ışığında ülkemizin karanlıktan nasıl aydınlığa çıkacağının yolunu anlattı. Dostum, arkadaşım Kemal Kocabaş ile söyleşiyi Muğla Kültür Evinde gerçekleştirdik.
Turgay Mutlu: Hangi tarihte ve nerede doğdunuz?
Kemal Kocabaş: 23 Şubat 1956 tarihinde Kavaklıdere’de bir Köy Enstitülü ailede dünyaya geldim.
T.M: Ailenizin Lakabı var mıdır?
K.K: Ailemin sülalesi (Sarılar—Kocabaşlar) ile anılır. Babamlar 7 kardeş idi. Babamın ailesi yoksul, yaban ellerde bakırcılık yapan insanlardı. Babam 1940 yılında Kızılçul Köy Enstitüsüne giderek yaşantısını değiştirmiş dolayısıyla da bizim yaşantımıza da etki etmiştir.                                
TM: İlkokulu hangi okulda okudunuz? Öğretmeniniz ve Müdürünüz kimdi?
K.K: Kavaklıdere İlkokulu’nda okudum. 17 Eylül 1962 yılında başladım. Öğretmenim Yatağanlı Durani Keleş idi. 4. ve 5. Sınıfı babamda okudum. Babam aynı zamanda okul müdürüydü.
T.M: İlkokul anılarınızdan paylaşmak istediğiniz var mı?
K.K: İlkokul yılları hayatımın en mutlu yıllarıydı. Akıl, bilim, kitap ve cumhuriyetle buluştuğumuz ilk dönemlerimizdi. Sabahları okul müdürü sevgili babam Şükrü Kocabaş’ın 200 kişilik okul ailesini, önce okulun etrafında on beş dakika koşturarak sabah sporu yaptırması ve arkasından kültürfizik yaptırması ilginçti. Şimdi anlıyorum ki, Köy Enstitülerindeki sabah sporu, halk oyunları ve müzik etkinliklerini babam okula yansıtıyordu. Amaç şimdi ki adıyla insanın çakrasının açılması, bedeninin eğitime ve öğrenmeye hazırlanmasıydı. Bu anlamda spor bilimsel ve çağdaş bir eğitim yöntemi oluyordu. İkinci önemli anım, okul bahçesinde bütün sınıfların bir hobi bahçesi olmasıydı. Biz o bahçede sebze, çiçek yetiştiriyorduk. Bizlere sorumluluk bilinci, çevre bilinci, doğa bilinci bu yolla veriliyordu. Yaratıcı bir eğitim projesiydi. Kavaklıdere İlkokul bahçesinde Atatürk Anıtı yapılırken 3 km öteden elden ele taş taşıyarak Atatürk büstü imecesi unutamadığım anılarımdandır.
T.M: Ortaokulu ve Liseyi nerede okudunuz? Paylaşmak istediğiniz anılarınız var mı?
K.K: Ortaklar’da okudum. İlk günümü unutamam. Babamla birlikte okulun ana yolunda ilerlerken babam birden durdu ve ‘’Soldaki binayı biz yaptık ‘’ dedi. İçeri girdik. Mehmet Sinter adında ak saçlı  çok sevimli bir hoca vardı. ‘’Hoş geldin Şükrü’’ dedi. Babamla öpüştüler. Mehmet öğretmen, babamın  Kızılçullu’dan öğretmeniydi. Benim de İş Bilgisi öğretmenim olmuştu. Ortaklar, parasız yatılı karma eğitimin özgün bir kurumuydu. Laik demokratik bilimsel eğitim yaşamımızı şekillendiriyordu. Okulun pamuk tarlası vardı. İlk üç ay 1000 kişi pamuk tarlasındaydık. Müzikle, şarkılarla, türkülerle pamuk topluyorduk. Okulun sebze bahçelerinde çalışıyorduk. Okulun tüm işlerini öğrenciler yapıyordu. Öğrenciler bu süreçte kendilerini keşfediyorlardı ve büyük bir özgüven kazanıyorlardı. Ortaklar’da müzik, resim, güzel sanatlar ve ulusal bayram duyarlılığı çok önemli eğitim süreçleriydi.
T.M: Üniversiteyi nerede okudunuz?
K.K: Ege Üniversitesi’nde okudum. Fen Fakültesi Fizik Bölümünü bitirdim.
T.M: Askerliği nerede ve ne zaman yaptınız? Anılarınız var mı?
K.K: Üniversite sonrası, parasız yatılı okuduğum ve borcum nedeniyle kura çekerek Hakkari Lisesi Fizik öğretmenliğine atandım. Daha sonra eş durumundan Konya Karatay Lisesine naklen geldim. 3 ay sonra da açılan sınavı başararak Konya Selçuk Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik bölümü asistanlığına atandım. O sırada 12 Eylül Askeri darbesi olmuştu. Konya’da ve ülkemizde olaylar kesildi. Can güvenliği ortamı doğmuştu. Bu sırada Burdur Topçu Er Eğitim Tugayında 4 aylık askerliğimi yaptım.
T.M: Askerden sonra nerelerde çalıştınız anlatabilir misiniz?
K.K: Tekrar üniversiteye döndüm ve yarım kalmış doktora çalışmalarımı tamamladım. 1986 yılında 9 Eylül Üniversitesi’ne öğretim görevlisi olarak atandım. 1992’de yardımcı doçent, 2000 yılında da profesör oldum.
T.M: Politikayla uğraştınız mı?
K.K: Yaşamım boyunca hep insanların ve ülkemin sorunlarıyla ilgilendim. Dışarıdan ülke sorunlarını ilgilenmek bir yaşam biçimimdi.
T.M: Ne zaman evlendiniz?
K.K: 1978 yılında eşim Ayfer Hanımla Muğla’da evlendim. Tüm yaşam süreçlerini birlikte göğüsledik. Şu anda 9 Eylül Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanlığı ve DEÜ Köy Enstitüleri İsmail Hakkı Tonguç Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü yapıyor. Profesör Doktor Ayfer Kocabaş, Yeşilyurt (Pisi)  beldesinde doğup büyümüştür.
T.M: Çocuklarınız var mı? Çocuklarınızın durumu ile ilgili anlatmak istediğiniz anınız var mı?
K.K: İki kız çocuğu babasıyım. Her ikisi de Kimya Mühendisliği okudu. Büyük kızım Pınar Kocabaş, Ankara Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışıyor ve doktora yapıyor. Küçük kızım Irmak Kocabaş, Hollanda’da uluslararası bir firmada Kimya Mühendisi olarak çalışıyor.
T.M: Günlük yaşamınızdan bahseder misiniz?
K.K: 2002 Yılında İzmir’de Köy Enstitülerinin çocukları ve yakınlarıyla birlikte Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneğini (YKKED) kurduk. 15 yıldır bu derneğin genel başkanlığını yapıyorum. Derneğimiz 21 şubeli bir dernektir. Yeniden İmece isimli eğitim bilim kültür dergisinin editörlüğünü yapıyorum. Köy Enstitüleri eğitim tarihi ve günlük gazete yazılarımdan oluşan 21 adet kitabım bulunmaktadır. Sürekli yazıyorum. Düşüncelerimi paylaşıyorum. Yılda 40—50 farklı yerde Köy Enstitüleri, Laik demokratik bilimsel eğitim ve kültürel miras konularında konferanslar veriyorum. Panellere katılıyorum.
T.M: Hangi tür kitapları okumayı seversiniz?
K.K: Türkiye politik yaşamını, resim, müzik, eğitim ve bilim yayınlarını izliyorum ve okuyorum. Günde üç gazeteyi alarak ülke ve dünya gündemini takip ediyorum.
T.M: Kemal Kocabaş kimdir? Siz kendinizi nasıl tanımlarsınız?
K.K: Kemal Kocabaş, Köy Enstitülü bir ailede yetişmiş toplumsal sorumluluğunu hiç kaybetmeyen bir aydındır.
T.M: Köy Enstitüleri neden kuruldu? Neden kapatıldı?
K.K: Bir Cumhuriyet projesiydi. Köyün içten canlandırılmasını köyün kendi çocuklarıyla başarmasının adıydı. Bu aydınlanma projesinden ürken iç ve dış dinamiklerin etkisiyle kapatıldı.
T.M: Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Genel Başkanısınız. Sizinle bir Muğlalı olarak gurur duyuyoruz. Bu dernek niçin kuruldu? Ne gibi faaliyetleriniz var?
K.K: Bu dernek  (YKKED),  Köy Enstitülerinin kültürel mirasını, felsefesini günümüze taşımak ve böyle bir kazanımın gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla kuruldu. Dernek bu amaçla sergiler, belgeseller ve sempozyumlar yapıyor. Son günlerde tüm etkinliklerini 15 Temmuz gerici darbe girişimi nedeniyle laik demokratik bilimsel eğitimini topluma aktarma projesi üretmektedir.
T.M: ‘’Kabullenmiyoruz ‘’başlığı altında 18.10.2010 tarihinde akademisyenler olarak oluşturduğunuz Üniversite Konseyler Derneği adına YÖK’ün üniversitelere türban girmesine karşı bir imza kampanyası başlattınız. O günleri bir anlatır mısınız? Başarılı oldu mu? Olmadıysa neden?
K.K: Üniversite Konseyleri Derneği tüm üniversite bileşenlerini içine alan bir örgütlenmenin adıydı. Laik, demokratik, bilimsel bir yapılanmaydı. Türkiye bir kaos yaşıyordu. Türkiye muhafazakar harekatı başörtüsü olayını bir simge olarak aldığı açıktı. Beyinlerinin arkasında aydınlanmacı karşıtlığı vardı. Bunu kullanarak başörtüsü harekatını masum bir özgürlük hareketi olarak yansıttılar. Bu doğru değildi ve başörtüsünün serbest bırakılmasından sonra ülkenin geldiği nokta açıktır. Yeni bir ortaçağ düşüncesi ülkeye hakim olmaktadır. Ve ülke akıl ve bilimden hızlıca uzaklaşmaktadır. 2010 yılındaki bu itiraz bu öngörüyle yapılmıştı.
T.M: Aydın kişi kimdir?
K.K: İnsanların ve ülkenin sorunlarını dert edinen, sorgulayan, neden niçin diye soran, merak eden ve çözüm üretmeye çalışan insandır.
T.M: Hobileriniz var mı?
K.K: Müzik, kitap ve Pazar günleri kovboy filmlerini izlemek. Arkadaşlarımla yurt ve dünya sorunlarını tartışmak en önemli hobilerim arasındadır.
T.M: Bugüne kadar kaç ödül aldınız?
K.K: Pek çok ödül ve plaket aldım. Sayısını bilmiyorum. En önemlisi Bursa’da Çağdaş Eğitim Kooperatifinin verdiği ‘’ Eğitim Hizmet’’ ödülü benim için önemli bir ödüldü.
T.M: Ülkemizin geleceği hakkında neler söylemek istersiniz?
K.K: Ülkemiz büyük bir karanlık ve kaos yaşıyor. Ülkemin tüm insanlarını ‘’Demokratik Hukuk Devleti’’  ekseninde buluşmaya, dayanışmaya davet ediyorum. Çözüm buradadır.
T.M: Muğla’mızın kültür ve sanat faaliyetlerini yeterli buluyor musunuz?
K.K: Muğla ve ilçelerindeki kültür ve sanat etkinlikleri programlarını dikkatlice izliyorum. Bir vizyon eksikliği eleştirim var. Bu etkinlikler kentte oturan insanların kültürel seviyelerini, demokratik tartışma alışkanlıklarını, sanata ve kültüre bakışlarını bir üst noktaya taşımaya amaçlamalıdır. Popüler pop sanatçılarıyla sanat etkinliği olmaz. Daha çok içselleştirilmemiş kültür ve sanat vizyonuyla bu etkinliklerin gözden geçirilmesi gerekiyor.
T.M: Kavaklıdere ile ilgili gelecekte bir projeniz var mı?
K.K: Kavaklıdere benim baba ocağım. İlk çocukluk yıllarımın acı, tatlı anılarımın yaşandığı bir coğrafya. Sevgili babamın 33 yıllık öğretmenlik yaptığı yer. O nedenle büyük bir bağım vardır Kavaklıdere’yle. Kavaklıdere,  her zaman beynimde olup gelecekte bir projem var.
T.M: Bakırcılık ve Kalaycılık üzerine neler söylemek istersiniz?
K.K: Bakırcılık ve Kalaycılık mesleği Kavaklıdere’de insanların ekmek projesidir. Burada üretilen bakır ve mutfak malzemeleriyle uzak diyarlarda iki üç ay kalınıp satılarak dönülür ve yaşam böylece sürer. Kavaklıdere’ li bakır ve kalaycı emekçilerini sevgiyle selamlıyorum.
T.M: Yerel ağız olan Palleci dili ile ilgili ne söylemek istersiniz? Bu dil kalıcı mıdır?
K.K: Palleci (Palyacı) dili Kavaklıdere’ li bakırcıların yaban ellerde ürettikleri illegal bir dildir. Ve yaratıcı bir zekânın ürünüdür. Kavaklıdere bu dille onur duymalıdır. Bu kültürel miras gelecek kuşaklara taşınmalıdır. Yaşatılmalıdır.
T.M: Sevgili hocam bu güzel söyleşi için size çok teşekkür ederim. Sayenizde Köy Enstitüleri ve YKKED faaliyetleri hakkında bilgilendik. Son olarak ne söylemek istersiniz?
K.K: 60. Yaşıma girdiğim bu yıllarda tek isteğim ülkemin aydınlık geleceğidir. Muğlalı olmaktan hep onur duydum.  Aydınlık bir Türkiye ve Muğla dileğiyle, özlemiyle…
YORUM EKLE

banner68