YEREL SEÇİM Mİ YAPIYORUZ, GENEL SEÇİM Mİ? 2

Oyun tüm siyasal oyunlarıyla önümüzde oynanıyor.

Son yıllarda yaşadığımız bir siyasal durumla karşı karşıya kaldığımızı, eskilerin daha iyi olduğunu da sanabilir siniz?

Olmadığını hem şimdiki siyasiler, hem de bizler eleştiriyoruz.

Ama ortada tıkanan ‘’bir merkez siyasetin olduğu, merkez siyasetin uluslar arası mafya ekonomisine dönüştürülen kapitalist siyasetteki ısrarları olduğunu’’ görüyoruz.

Siyasetin sihirli değneği yok.

Siyaset, ‘’toplumun talep ve ihtiyaçlarının düzenlenmesi olduğunu düşünürsek, içinde toplumun tüm kesimlerinin olması ve siyasetin elitlere bırakılmaması da o kadar açık.’’

Bugün haberini duyduğum bir haberi burada yazmadan geçemeyeceğim.

‘’Sağlık teknisyeni olarak ataması yapılan bir çalışan adayının, anne ve babasının SENDİKAL üyeliğinden dolayı işe alınmaması, siyasal bir tepkinin sonucudur.’’

Bu tepki, ‘’iktidarı eline geçiren siyasal düşüncenin, kendisini DEVLET yerine koyarak, karşısına çıkan farklı düşüncenin, elindeki gücün haksız yere kullanılarak yok edilmek istenmesinden başka bir şey değildir.’’

Oysa demokrasi, ‘’ farklı düşüncelerin eşit ve özgür bir şekilde kullanılması olarak 1950’li yıllardan bu yana topluma anlatılan bir siyasal dönem değil miydi?

Yerel seçim, genel seçim tartışmasına bu düşünceyle girdim.

1980 askeri darbesi ile içine sokulduğumuz gerici karşı devrim süreci, son yıllarda daha da hızlandı.

Siyasetin hızlı dönüşümü ile bilinçsiz ve çaresiz bırakılan ülke halkımız, içine girdiği bu dönemde birde ‘’siyasetin oligarşik yapısıyla karşı karşıya bırakılınca, böyle sonla karşılaşılması da kaçınılmaz oluyor.’’

‘’1980 öncesi Ordu’nun Fatsa ilçesinde ortaya çıkan sosyalist yerel yönetim başarısı, yereldeki stokçuluğun önlenmesi için mahalle komiteleri ile bir toplumsal zemin oluşturup, tüm siyasal düşünceler üzerinde etki yaratınca, dönemin iktidarı ve sıkıyönetimi tarafından polisiye-askeri tedbirle bastırılmak istenir, 12 Eylül askeri iktidarı zaten bunu başarır da.’’

Yakın tarihimizde, ‘’Hatay Samandağ, Artvin Hopa’da öne çıkan yerinden yönetim anlayışı, Tunceli Ovacık’ta KOMÜNİST BAŞKAN Maçoğlu ile zirve yapmış’’ ve tüm Türkiye’de ses getirmiştir.

Burada ‘’İzmir Dikili’de Osman Özgüven’in başarısını da unutamayız.’’

Osman başkan, ‘’Dikili’de 10 tona kadar suyu ücretsiz yaptığı için 8 yıl hapis cezası ile cezalandırıldı.’’

Dikili’deki başarılı başkanını gündeme bile getirmeyen chp, bugünkü durumu yaratan siyasal gelişmeleri de destekleyerek ayağına kurşun sıkmış ve siyasal gelişmelerin de dolaylı destekçisi haline gelmiştir.

Yerelde yönetim, yerinde yönetim bir karşı duruştur.

Bunu Merkez ve statükocu siyasetin yapamayacağı artık açık bir şekilde önümüzde duruyor.

Kamu kaynakları bir siyasal düşüncenin oyuncağı olamayacağı o kadar açık ki, ‘’Büyük şehir yasası yetmemiş gibi, şimdi kurulmaya çalışılan siyasal sistemde yerel yatırım bütçesinin de tek kişiye verilmesi ile yatırım imkanlarının kısıtlanma tehlikesi ortada duruyor.’’

Güçlü bir halk hareketine ihtiyaç olduğu açık.

Yaşamın tüm alanında müdahale edilen, ‘’kamu kaynakları özelleştirmecilik adına yağmalanan, çalışma yaşamlarına ve sendikal hakları ortadan kaldırılan, tarımsal alanda tütünden, pancara tüm üretim imkanları ellerinden alınan, ülke tarım ve hayvancılığı yerine, başka ülke tarım ve hayvancılığına destek olan siyasetin etkisi artık kırılmalı ve değiştirmek istediği sistem revize edilerek geri getirilmelidir.’’

Mevcut statükocu siyaset ve kendisini içinde bulunduğu siyasetin önünde görenlerin getirdiği şeyden kurtulma zamanıdır şimdi.

Tunceli Ovacık’ta sosyalistlerin kurduğu meclislerin kurulması ve başarının tüm ülkeye yayılması bir görev olarak önümüzde duruyor.

Hayal dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Evet ‘’hayal ediyorum, ya siz?????

YORUM EKLE