© Demeç Gazetesi

YEDİ BEKARLAR ÖMER VE MISTAN ÇETİN

Ömer ve Mıstan Çetin için Yerli Aborjin de diyebiliriz. Aborijin, Avustralya Kıtasındaki yerlilere verilen isimdir. İlkel yaşamlarını sürdüren yerliler, geçmişte İngilizler tarafından soykırıma uğramışlardır.Bir kısmı şehirlere göçerek , medeniyete kavuşmuştur.Tazmanya bölgesi civarında kalanlar eski geleneklerini ve kültürlerini devam etmektedirler.Tüm dünyanın gözü yaşam tarzları nedeniyle onların üzerindedir.Eski Anadolu Halkından günümüze sanki miras kalmış gibi Ömer ve Mıstan medeniyetten uzak , ilkel yaşamlarını Bencik Dağının arkasında sürdürüyorlar. Belen Değirmeni işletmecisi Hasan Şimşek, 5 yıl önce amca çocukları olan Ömer ve Mıstan’ı , tesadüf olarak gezi rotası sorduğu köylülerden öğrenmiş ve tanımış.Bu iki ilginç insanı keşfetmenin ve tanımanın heyecanını bizlerle paylaşınca haliyle bizimde ilgimizi çekti.Gazetemiz Demeç’in de köşe yazarı olan, sevgili arkadaşım Lütfü Kırayoğlu’na ‘’ haydi gidip bu Türkmenleri yakından tanıyalım, yaşamlarını görelim ve söyleşi yapalım’’ dedim.Lütfü Bey, benim gibi doğayı ve macerayı sever.Geçen hafta önce Belen Değirmenine giderek önce Hasan Bey’le söyleşi yaptık, daha sonra 900 rakımlı tepeye ulaşarak Mıstan’la yaptık.

 Turgay   Mutlu: Hasan  Bey, Yedi  Bekarların  öyküsünü   önce  senden  bir  dinleyelim.Nasıl  keşfettin?

Hasan   Şimşek: İlk    buraya   geldiğim  dönemde   5  yıl  önce,  cennet  Muğla’yı , özellikle   bu  bölgeyi  daha   yakından   tanıma, gezip  görme   adına  köylülerle   sohbet  sırasında  öğrendim.Ömer  ve  Mıstan’ın   yaşam   tarzları   ve   hiç   evlenmemiş   olmaları   ilgimi   çekti.Gevenes’e (Çaybükü) indikleri   zaman  mutlaka   haberim  olsun   diye  de  tembih   ettim.Ama    dayanamadım  ve  onları tanıyan   bir  arkadaşı   yanıma   aldım, dağa  çıktım.Onları   hiç   ürkütmeden  ve   yaşamlarına   saygılı  bir  şekilde   yanaşarak  kendimi   tanıttım.Ömer  ve  Mıstan  Abiler, saf   temiz , yalan  ve  riya bilmeden   bu   dünyada    yaşayan  iki  insandı.Kendimi    onlara   sevdirmeyi    başarmıştım.

Güvenlerini    kazanarak  dost   oldum.Bir  gün  Mıstan, köye  ziyaretimize   geldi.Kendisine ‘’aç  mısın?’’ diye  sordum.’’Hayır’’ dedi. Oysa   sabah   evden   çıkmış, 3 saat  yürümüş, akşama   kadar   yemek   yiyeceği  bir  yer   yok, gururundan   tokum   dedi.Bende   kendisini    mutfağa    davet   ettim.Sıkılmasın   diye  yemek   hazırlarken   televizyonu   açtım.Yemeğini    yerken   gözünü   televizyondan    ayırmıyordu.Seyrettiği   dizi  film   sahnesi  gündüzdü.Mekanımız    ise  gece, zifiri  karanlıktı.Mıstan  Dayı  seyretti,  seyretti  ‘’ şu  Allahın  işine   bak, orada  gündüz  burada   gece’’dedi.

O  televizyon  yayınının    ne  olduğunu   bilmeyerek  Allahtan   olduğunu  zannediyordu.Çünkü   kendisi   elektrik  ve  televizyonla  henüz   tanışmamıştı.Bağlı  bulundukları  köyden ( Çukuröz)   10  km  uzaklıkta  dağın  başında   sadece    iki   kişi  yaşıyorlar.Bulundukları   yerde  hala   elektrik    yok.Muğla   İl   sınırında   bu  şekilde  yaşandığını    gördüğümde  çok   şaşırdım.Kullandıkları   dil  ve  yaşam   tarzı, beslenmeleri, sanki   1900’ ün   başında   gibiler.Fakat   gittiğinizde  fark   ediyorsunuz, nasıl    candan  samimi   ve   gururlular.Sohbet   ettiğimizde  günlük    siyasi, ekonomik, güncel    her   konudan  haberleri   vardı.Nerden   bildiğini   sorduğunuzda    ise  radyodan   saat   başı   ajans   dinlediklerini  söylüyorlar.Oysa   aşağı   köylerde   her   evde   çanak   anten   var   ama  köy   halkının  memleket  meselelerinden    çoğunun   haberi   bile   yok.Çok  zekiler.Keşke    onlar   kadar  temiz  kalabilseydik.

T.M: Bu  kişilerin  tanınması   adına  kimlerle ,  hangi   kurum  ve  kuruluşlarla  temasa   geçtiniz?

H.Ş: Üniversite, İl   Sağlık  Müdürlüğü, Ege  Yolcu Dergisi  ve  Sabah  Gazetesinden  geldiler.6  Ay  önce  İl   Sağlık  Müdürü, Sosyal  Hizmetler  Müdürlüğünden  bir   memur  ve   bir   müdür   bunları   ziyarete   gider, gerekli  muayene  ve   sohbetler  yapıldıktan    sonra, Sosyal   Hizmetler  Müdürü’’Sizi  buradan  alalım, şehre   götürelim, devletin  huzur   evleri  var, her  türlü  ihtiyacınızı   karşılarız’’dediler.Yörük  Amcaların  cevabı   ise ‘’bizim  huzurumuz  yerindedir, aşağıya   inip  de  devlete   yük  olmayalım’’şeklindedir.Şu   anda  devletin  soyulmak  istendiği   bir   dönemde, devlete  değer  veren  ve   devlete   yük   olmak   istemeyen  insanlar   çoğalırsa  bu   devlet, bu  Cumhuriyet   yıkılmaz.

T.M: Hasan  Bey, dilek  ve  temennilerine   katılıyoruz. Verdiğin   bilgiler   için çok  teşekkür   ediyoruz.Yedi  Bekarları   yerinde   görelim  ve   tanıyalım.Rehberliğin  ve  yol  arkadaşlığın   içinde şimdiden     sağ  ol.

H.Ş : Böyle   bir   tanıtıma   katkınızdan  dolayı , ben   teşekkür   ederim.Severek   yol   arkadaşlığı yapacağım.Benim   arabamla   gidelim.Yollar  biraz   bozuk   olsa  da  sizi  zevkle   götürürüm.

Yola   koyulduk,Dereköyü (Çukuröz) geçtikten   sonra  450   rakımdan  900 rakıma  doğru  tırmanışa   geçtik.İlkbaharın  tüm   güzelliği   önümüzdeydi. Etrafı    seyrederek   Ömer  ve  Mıstan’ın   yaşadığı  yere   vardık.Armut   ve  Ahlat  ağaçlarının  bir   gelin  gibi   süslendiği   evlerinin   önüne  gelince, doğanın   kışkırtıcı  güzelliğinden    etkilenerek,  fotoğraf    makinemle   görebildiğim   her  manzarayı  ve  canlıyı  bir  güzel  çektim. Sanki    tüm   dünya   uykudaydı.Her   şey   sessiz   ve   hareketsizdi    gibi  görünse  de  ara   ara   esen  rüzgarın   ve   öten   deli   bülbüllerin   sesi ,  kulağımıza    hoş   melodiler   fısıldıyordu.Üstelik   çam  ağaçlarının    kokusundaki    aroma  da   bedavaydı. Tam   bir   yabani  hayat, tam   bir   doğal   yaşam.Güneş    doğdu   kalk, güneş    battı  yat.Elektriği   ve   televizyonu  bilmiyorlar.

Gece   aydınlatmasını   ocağın   ateşiyle   sağlıyorlar.İncir   ağacının  altına   taşlardan   havuz   yapmışlar. Doğal    buzdolabı   oluşturmuşlar.Domates, biber, patlıcan , karpuz  ve  diğer   yiyecekleri  kendileri    yetiştirerek   burada  soğutuyorlar.Çek, senet, fatura  yok.Dert  yok.Dünya   umurlarında   değil   gibi   sanki.Sadece    pilli  radyo   vasıtasıyla    dünyayla  irtibatlılar.Hiç   evlenmedikleri   için ev  düzenleri    yok.Kadın   olmadığı    için  kadınsız  erkek, her   zaman    perişandır.Yatak  yok, perde   yok, halı  yok, eski  bir  kıl  kara  yaygı  var.Onun   üzerinde   yatıp   kalkıyor.Gardırop  yok,  yüklük   bile  yok.Erzak   saklamak   için  tel  dolabı   yok. Şayet   kadın   olsaydı,  teknoloji   yok  ama  ev   düzeni   tertibi   olurdu.Kadınsız   erkek   perişandır.

Belgesel    tadında   güzel   insanı   tanımanın    heyecanıyla   etrafı   iyice  dolaştım.Hasan  Şimşek, kamerayı  kurdu, not   defterimi   çıkardım  ve  Mıstan  Amcayla   söyleşiye   başladık:

Turgay   Mutlu: Mıstan   Amca, nerede  ve  hangi   tarihte   doğdunuz? Tam  adını  söyler   misin?

Mıstan   Çetin: Benim   adım,  devlette  Mustafa   Çetin   deye   yazıyor   ama   burada   herkes  Mıstan  Çetin   deler.Ören’in    olduğu   yerde   Gurudere   Köyü   var, orada  domuşum.Tarihini   bilmiyom.Bubamın   adı, Memed  Çetin.Bubam, Bağyaka’dan   gelmiş.Anam, Kozağaç’ından   gelmedir.Adı  Aşa’dır.Bubama, Hacı   Garaalilerden   Alabazoğlu  Memed   derlerdi.

T.M: Yedi   Bekarlar   adı   nereden   geliyor? Bu   Lakabı   size   kim   taktı?

M.Ç: Boranın   esas  adını, Guzyaka  Mevkisi   deye  sölerler.Kuzmanastırı    da  deler.Bazıları ,aşa  kölüler   Guzmanastırı   demiyorlar  da  bize  Yedi  Bekarla   deyola.Heç   evlenmedik   deye  bunu  dakmışla.Emmi   olanları( Oğlan) yedi  gişidik.Beşi  öldü.Omar’la   iki  gişi  galdık   gari.

 

T.M: Buralarda   eskiden   Manastır  mı   varmış? Bölgeyi   biraz   tanıtır   mısın?

M.Ç: Marçal’ın   orda  vamı   bilmeyon.Adı   eskiden   beri  Manastır  boranın.Kendimi     bildim  bileli   hep    Guzmanastrı .Önündeki   dağa  Bencik  dağı deler,Ardındaki   tepeye  Gezbalkaya, yanında   olan  Kumluca, öteki  Yaşçamlar  Yameci  ve  arkı  yüzü  Marçal  Dağı’dır.Decem   bu   gıdan.

T.M: Çocukluğunu   hatırlıyor   musun? Neler  yapardın?Ne  tür   oyunlar   oynardın?

M.Ç: Öle   çok   oynımazdık.Koyun,  keçi   güderdik.Kaval  çalardık. Davar  ve  sürü peşinde  dolanır   duruduk.Şalep   kazardım.Saklı  saklı   tütün  içerdim.Köpek  besledim.

T.M: İlkokulu  okudun  mu? Okula  gittiniz  mi?

M.Ç:  Ah   Oğlum, deşme  yüremin  yarasını. Heç   gitmedim.Başımda   goca  bir  çoban  gibi  yara  vadı.Saç   gıran  dedile.O  yüzden  de   gidemedim.Arayan   soranda   olmadı.Okur  yazar  değilim.Okur , yazar   olsaydım  keşge,dünyala   benim   oludu.Sayı  saymayı  sona   gendim   örendim.

T.M: Bu   dağın   başında   ne  yer, ne  içersiniz? Hububatı, buğdayı  nereye  ekip, biçiyorsunuz?

M.Ç: Darı, akdarı, arpa, buğde  ekerdik.Şindi    ekemeyoz, yaşlandık   gari.65  aylığı  alme  gidince  hazır   un  alıyoz.Hu   tepenin   ardında  Marçal  Dağı  va, orda  ki  derenin   yanında  tarlamız  va.Oraya  buğde   ekerdik.Bağyaka’nın  altında   Girme  Deresinde  Gozluerek  su   değirmenine   ve   Dereköyüne   gider   orada   tahıllarımızı   öğütürdük.

T.M: Mıstan   Amca, şöyle   geçte   senin   resmini   çekeyim.Güneşi  arkamıza   alalım.

M.Ç: Bırak   huna, benim   hayatım  kaymış, bu  yazdıkların  mı  benim   hayatımı mı   toplecek.Seninde  eline  ne  geçcek, yazıp  duma, çekip  duma.Ben   gendimi  her  gün   görüp  durun.Boyna   yazyon.Bene   bulan   sevinmez, gaybeden   taslanmaz.Bu  dünyadan   bi  ben mi   gelip  geçyom, herkes   gelip   geçyor.Garnınız   aç  mı? Gatmer   yaladım, onu  size   yediren.Çay   goyen   ocağa..

T.M: Sağ   ol  Mıstan  Amca.Askerlik   yaptın  mı?

M.Ç: Acemi   birliğimi, Edremit’te  yaptım.Usta   birliğimi, Ezine’de  Piyade  Er  olarak   iki   sene  yaptım.Sayı   saymasını  Ali  Okunda   askerlikte   öğrendim.

T.M: Atatürk   kimdir?

M:Ç: Çakır   gözlü, örme   külahlı (Kalpaklı) deye  o   kurtarıcı  adamı   bilyon   ben.Osmanlıyı   yıkan  adam  mı? Cavırı   süren  Atatürk  ve  İsmet   İnönü  diyolardı  askerlikte.Bi  de  Paşa   dedile.

T.M: Mıstan   Amca, memleket   savaşa   girerse  ne  yaparsın?

M.Ç: Soluk   darlım  va.Zor  nefes  alyon, bunu   ramen  eğitim  çantamı  alıp, askerimize   yardım  ederin.Su   daşırın, aş  emek   götürün.

 

T.M: Hastalanınca  ne  yapıyorsunuz?

M.Ç: Ufak   tefek   marazlanmadan   dolayı  doktura   gitmeyiz, ot  gaynatırız.Çok   hasta   olunca  mecburen   Mole’ya  hastane   gideriz.

T.M: Buraya   elektrik   gelsin   ister  misin?

M.Ç: Gesin   isterin.İki   dene   ev  va  dağın  başında, iki   deneden   ötrü   demez   dedile.

T:M: Bugüne   kadar   neden   evlenmediniz?

M:Ç: Fakirlikten   dolayı  evlenemedik.Gız   olsa   nolcek,  elentrek  yok,  ev  mi  va, bu  vakitten  sona   kim  gelir evlenir  biznen.Evlenennen   başı  göğemi  emiş, boş  ve  galan.

T.M: Kız   kaçırma   hikayen   varmış,  nasıl   oldu  anlatır  mısın?

M.Ç:  Askerden   geldikten   sona  25  yaşındayken,  Ören   üzerindeki   Garadağ’da  gördüğüm   çoban  kızını   sevdanlandım  ve  gaçırdım. Yanında   oğlan   kardeşi   vadı. O  sürünün   başında   galdı.Gız  başkasıyla   meğersem   nişanlıymış.Gızı   çalılar   bozalıyorya   o  zaman   kaçırdım.Gız  benim  uykum  geldi, gel   şorada   uyuyalım   dedi.Uykuya  daldık, kız  beni  uyutup   gaçmış.Çok   yorgundum.Sona  şikayet   etile  ve  Jandırmala   geldi, beni  aldıla   hapse   tıkdıla.Altı   ay  yatvemişim.Çıktıktan   sona   aynı   kızı   tekra   gaçırdım  ve  eve   getirdim.Gız  çok   uyanıktı.Tamam  teslim   olyon  ama  bugün   çok  yorgunun, sen   benim  elimi   kolumu   yemeniyle  bağla   öyle  yatalım  dedi.Gene   uyumuşum.Gız   yemeninin    bağlarını   dişiyle  çözmüş   ve  gaçmış.Elimdeki   guş  uçtu   gitti.

Gız   gittikten   iki   ay  sona  Jandırmala  gene  geldile  ve  gene  hapse  girdim.Gız  benim   korkuma  bi  başkasına    gaçmış.Yaşı  güçük   deye   ailesi   şikayetçi   olmuş  ve  kaçıran   adamı  içeri   atmışla.Bende   aynı   gızı   ikiyon  gaçırdığım   için  kodesteydim.İki   adam, aynı  gızdan, aynı  cezaevinde, aynı   koğuşta  beraber  yattık.Mevzu   olunca   konuştuk  ve  aynı   kızı   gaçırdığımız  meydana   çıktı.Her  şeye   anlattıdın   bene…Yete   galan.

T.M: Son   olarak   şunu   sorayım.Sesin   güzel  mi? Pilli   radyodan   hangi  türküleri  dinliyorsun?

M.Ç: Sesim,   bilmen  eyidir  zaar.   Pek  güze çalamazsam  da   gaval   çalarım.Bizler   aç   ölmediğimize   gayılız   oğul, şarkıla, türküle  bize  göre  olmasa  da   dinleyoz   gari.Halep   Yolu, Karadağların  Sandalı (Kerimoğlu), Cavrasarın  Yolları  ve  Ormancı  türkülerini   dinleriz.

T.M: Mıstan   Amca, tanıştığıma   memnun   oldum.Hasan   Kardeşimiz   sayesinde  oldu.Sağ  olsun.Sizinle   tekrar   görüşmek   isterim.Ziyaretinize   geleceğiz.Hakkını   helal   et.

M.Ç: Helal   olsun. Sende   et.Gene   gelin. Hasan   bunla   nezman  çıkıcek, habar  et  bene.Neden   yazdınız   çizdiniz  baken .Hasan   tamam  mı   habar   edyon   demi?

H.Ş: Tamam  Mıstan  Abi   tamam,   söz   haber  edeceğim.Önümüzdeki   hafta   yine   geleceğim.Ömer  Abiye   selamlarımı   ilet. Hoşça  kal.

 

Arkamızdan    el  sallayıp   bizi   uğurlayan  bu   temiz   yürekli   Yörük  Mıstan   Amca’yı   hiç   unutmayacağım.Ömürleri   uzun   olsun.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER