Mardin'de, 2002 yılında, olayın olduğu tarihte 13 yaşında olan N.Ç., babası ve dedesi yaşındaki 26 kişinin tecavüzüne uğramış ve yerel mahkeme, küçük N.Ç. için “rızasıyla birlikte oldu” diyerek kararını vermiş ve sanıklar, çok az cezalarla bu davadan kurtulmuştu. Geçtiğimiz günlerde Yargıtay 14. Ceza Dairesi de 13 aylık bir sürecin sonucunda, yerel mahkemenin bu kararını onaylamıştı.
Yerel mahkemenin bu kararı, o tarihte büyük tepki toplamıştı. Åžimdi de Yargıtay'ın bu kararına başta Cumhurbaşkanı, Bakanlar ve siyasiler olmak üzere toplumun her kesiminden tepki geldi. Çocuğu ve torunu yaşındaki bir kız çocuğuna vahşice ve sapıklık derecesinde yapılan bu tecavüz olayının, hiçbir şekilde hafifletici nedeni olmamalıdır. Bu çirkin tablo karşısında insanın ancak tiksinesi geliyor ve bu hareketi yapanlar, insan olamazlar diye düşünüyor, insan. Sanıkların avukatları, savundukları kişileri kurtarmak amacıyla, N.Ç. için, “Rızasıyla birlikte oldu” ifadesini mahkemeye sunmuş olmaları ihtimal dâhilindedir. Adaletin görevi ise bir yandan sunulan delilleri değerlendirmek, diğer yandan mağdurları korumak olmalı diğer yandan da iç hukukumuzun elvermediği durumlarda, kamu ve insanlık vicdanı anlamında, ülkemizin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar doğrultusunda kararını verebilmelidir. N.Ç'nin hangi davranışı rıza ifadesi olarak algılandı da bu karar verildi? Yerel mahkeme kararında, “N.Ç. ahlaki kötülüğün farkındaydı, olaya ruhsal yönden mukavemet etmeye de muktedirdir, olay kendi rızasıyla olmuştur” deniliyor. Korkutulmanın baskısı altındaki onüç yaşındaki bir kız çocuğu, o yerin görev anlamımda etkili kişileri olanlara karşı nasıl “mukavemet” gösterebilir? Karin Karakaşlı, Radikal İki'deki yazısında(13.11.2011) şöyle yazıyor:”(..)Ruhsal yönden mukavemet beklenen şeyse, 13 yaşında bir kız çocuğunun yaşadığı yerin askeri, siyasi ve bürokratik yapısının temsilcisi koca adamların zorla alıkoymasına ve tecavüzüne karşı kendisini koruyabilmesi... Oysa her şeyi göze alarak suçu ihbar eden, o çocuğun ta kendisi. Sekiz sene davalarda, 'Göster nasıl yaptılar?' diye hırpalanan ve mahkemelerde büyüyen o genç kadının ta kendisi.(..)”
N.Ç. 13 yaşındaki bir kız çocuğudur. Hayatın gerçeklerinin ve cinselliğin henüz bilincinde değildir. O arkadaşlarıyla sokaklarda ip atlamakta, evcilik oynamaktadır. Daha henüz o, çocukluğundan kurtulamamıştır. Onun kız olarak kendi geleceğini hayal etme konusunda daha bilinci bile oluşmamıştır. Küçük yaşta çocukların (gerek kız gerekse erkek) ve kadınların cinsel istismarı ülkemizde sıkça yaşanılan olaylardır. Yasal önlemlerle bunların önüne ne kadar geçilebilir, geçmek mümkün mü? Çok zor. Belki kısmen önlenebilir, ağır cezalar bir ölçüde caydırıcı olabilir ama asıl olan otokontrol mekanizmalarının geliştirilmesi, toplumsal eğitimim sağlanmasıdır... Her türlü cinsel istismarın bir insanlık suçu olduğu, bu tür olayların henüz gelişme aşamasında olan çocukların kişilikleri üzerinde derin yaralar açabileceği, bu olaylarla karşılaşan/yüzyüze gelenlerin psikolojik olarak büyük sarsıntılar geçireceği temalarının/mesajlarının genel anlamda topluma verilmesi gerekiyor. Böyle suçlar için 2005 yılında TCK'nda yapılan değişiklikle cezalar arttırılmış... Cezaların arttırılması tek başına bir çözüm değil; bu suçların daha fazla önüne geçebilmek için bir toplumsal eğitime ihtiyaç var... Bu konuda devlet olarak, yerel yönetimler olarak yapılması gereken işler/görevler bulunmaktadır.
CEZA YASALARIMIZ
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, yargılamanın, 2005 yılında çıkarılan yasadan önce yapıldığını, yargılamanın eski TCK'ya göre yapıldığını ve mahkemenin de o yasaya göre sanıklara ceza verdiğini söylüyor. N.Ç.'nin Avukatı Eren Keskin ise şöyle diyor:”Özellikle kadına ve çocuğa yönelik şiddet konularında yasal düzenlemelerin ve uygulamaların düzeltilmesi gerekiyor. 'Çocuğun rızası olup olmadığına bakılmaksızın' ibaresi kesinlikle yasal düzenlemeye girmeli. O nedenle bence siyasetçilere büyük görev düşüyor. Hâkimlerin yazılı hukukumuzda yetersiz buldukları konularda, uluslararası hukuka dayanmaları gerekiyor. Aslında siyasetçileri yasa düzenlemeye yöneltecek olan, hâkimlerin bu cesur kararları olacaktır ama böyle cesur hâkimler maalesef yok. Bu sözleşmede, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) kararları da göz ardı ediliyor. Bu imzalar süs olsun diye atılmıyor, bir anlamı olmalı.”(Hürriyet, sy.2, 3.11.2011)
CHP İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak Yargıtay'ın kararını eleştirerek şunları söylüyor:”13 yaşındaki bir kıza 26 kişi tecavüz etmiş; içinde devlet memurları, yüzbaşı, esnafı, muhtarı, korucusu, öğretmeni var. (..)Davada, kız çocuğunun ne yaptığını bildiği belirtiliyor, ceza indirimine gidiliyor. Bunu Yargıtay da onaylıyor; kararında, 'N.Ç. ahlaki kötülüğün farkındaydı, olaya ruhsal yönden mukavemet etmeye de muktedirdir, olay kendi rızasıyla olmuştur' diyor. Bu hiçbir hukuk sisteminde kabul edilebilir değil. O zaman şunu yapalım; yetişkinlik için 18 yaş demeyelim, bunu 13 yaşına indirelim. Bir hukuk sistemi, 13 yaşındaki çocuğun ne yaptığının farkında olduğunu varsayamaz. Bunlar 21. Yüzyılda kabul edilebilecek şeyler değil.” Yine CHP İzmir Milletvekili Rıza Türmen, adil yargılama yapılmadığı, Türkiye'nin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin hükümlerinin dikkate alınmadığı açılarından; davanın AİHM'ne gidebileceğine dikkat çekiyor, N.Ç.'ye tecavüz eden 26 kişi arasında kamu görevlileri olduğuna vurgu yaparak, “Devlet bu kamu görevlileri için bir işlem yapmış mıdır, bunu öğrenmek istiyoruz” diyor. (Cumhuriyet, sy. 7, 3.11.2011)
SONUÇ: Yargı ve hukuk sistemimiz, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar/sözleşmeler çerçevesinde yeniden gözden geçirilmeli, yasalarımız(ve özellikle ceza yasaları), her yaştan bireyin hak ve hukukunu gözetecek şekilde insan hakları anlayışı doğrultusunda yeniden düzenlenilmelidir. Yasalarımızdan, kadına/kız çocuklarına karşı getirilen ve cezalandırmada indirim olarak kullanılan/değerlendirilen “erkek egemen” anlayışın ürünü olan negatif ayrımcılık(cinsiyet ayrımı içeren) maddeleri temizlenmeli, kadın-erkek eşitliği tam olarak sağlanmalıdır...
