PKK ile Oslo'da görüşme yapan kim?
MİT Milli İstihbarat Teşkilatı
Kime bağlı?
Başbakana.
Başbakan ne diyor?
PKK ile devlet görüştü, ben görüşmedim.
***
Gündemdeki konu: Dersim
Konuyu gündeme taşıyan CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün.
Başbakan hazırlıklı olmalı ki Dersim'de yaşananlar için devlet adına özür dileyiverdi.
Bazıları diyor ki başbakan, devlet adına özür dileyemezmiş. Bu konuda, meclis kararı gerekirmiş. Bu özrü devletin başı olarak cumhurbaşkanı dileyebilirmiş.
Geçiniz efendim.
Başbakan isterse meclis başkanına söyler, iki günde karar çıkar, cumhurbaşkanı da gerekeni yapar.
Hayır mı diyorsunuz? İki gün önce CHP'yi çok sesliliğinden yakınan AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli'ye sorun isterseniz.
Herkes biliyor ki bu ülkede, başbakan ne isterse, o olur. PKK ile görüşen de Dersim için özür dileyen devlet de aynı kişidir.
***
Her devlet iç ve dış düşmanlarıyla vuruşa vuruşa var olmuştur. Kendini savunduğu sürece ayakta kalmış, savunamadığı zaman da yıkılmıştır.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çukurca'daki saldırının ardından intikamın acı olacağını söylerken devletin, bu kendini savunma hakkını dile getirmiştir.
Başbakan: “Bu ülkenin huzuruna, istikrarına asil yürüyüşüne kastedenler yine aynı şekilde bu iktidarı bulacaklardır.” derken de bu gerçeği kendi felsefesine uygun dile getirmiştir. (Başbakanın devlet- iktidar algısına dikkat çekmek için koyu harflerle yazdım. H.T.)
O günleri: “Cumhuriyet Milli Misak sınırları içerisinde tamamen egemen olmuştu. Hakkâri dahil, Trakya dahil bütün ülkede Cumhuriyet egemendi, bir tek Tunceli dışında. Tunceli'deki mütegallibe Tunceli'yi Cumhuriyet'in dışında tutuyordu. Polis, jandarma oraya giremiyor, vergi alamıyordu. Coğrafyası böyle bir direnmeye çok müsaitti. Bunu aşmak için çok uyarı yaptık, kanunlar çıkardık ama olmadı. Atatürk sonunda bize vurun dedi, vurduk. Tenkir ve tedip ederek Cumhuriyet topraklarına Tunceli'yi kattık.”sözleriyle anlatan Celal Bayar'ın söyledikleri de farklı bir şey değildir.
Bugünkü PKK kalkışması karşısında kendini savunmaya çalışan devlet ile o günkü Dersim Kalkışması karşısında kendisini savunmaya kalkışan devlet arasında ne fark var?
***
Her devlet, kendini savunma hakkına sahiptir.
Ama gerçek demokrasiyi kuramamış toplumlarda bu hakkın, devlet erkini ele geçirenlerin, kendi iktidarlarını korumanın bahanesi olarak kullanıldığını da kimse inkâr edemez.
“Bizden olanlar, bizden olmayanlar...”
Devletin gücü, bizden olmayanların üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanır durur.
Bu ülkede, yıllardır yalnız Kürtlere, dindarlara mı baskı vardı? Ya sürgünlerde ölen, sınırlarda vurulan, işkencelerde ölen, sakat kalanlar; darağaçlarında sallandırılanlar kimlerdi?
Atatürkçü aydınların 60 yıldır baskı altında olmadığını kim savunabilir?
Peki, bugün Silivri mahkemeleri neyi koruyor? Yüzlerce asker devlet düşmanı oldukları için mi aylardır tutukludurlar?
Bu ülkede iktidar yandaşı olmayanların, devletin önemli görevlerine gelme şansı var mıdır?
Başbakan, Dersim'deki ceberut devlet için özür dilerken Maraş, Çorum, Sivas için, Nazım için, Sabahattin Ali için, Deniz, Yusuf, Hüseyin için, Behice Boran için de özür dileyecek mi? Kızıldere için, Nurhak için ne söyleyecek?
Kürt de olabilirdim, Rum da; komünist de olabilirdim, milliyetçi de; Hıristiyan da olabilirdim, Musevi de; dindar da olabilirdim, ateist de.Değilim; ama iyi bir demokrat olunmadan, iyi bir aydın , iyi bir Türk, iyi bir insan olunamayacağını çok iyi bilenlerdenim. Farklı kültürlerin bir arada yaşamasının bu ülkenin en önemli zenginliği olduğunu savunurum. Bunu savunmanın bedelini de 25 yıllık meslek yaşamımda 18 kez yer değiştirerek ödedim.
Merak ediyorum, başbakanın özür listesine ben de girebilir miyim ?
Değil mi ki Pandora'nın kutusu açılmıştır, devlet erkini elinde bulunduranlar, “Benim cinim iyidir.” demeden tüm kötülüklere karşı, aynı tavrı gösterebilmelidirler. Aksi takdirde, Dersim özrünün rakip partiyi kündeye getirmek için yapılmış bir hamleden başka bir şey olmadığını söylemek zor olmayacaktır.
