İSTANBUL MOZAİK'TEN KALAN

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
İSTANBUL MOZAİK'TEN KALAN
Abone ol
İSTANBUL MOZAİK'TEN KALAN

Babam, Ağustos'un yarısı yaz, yarısı sonbahar, derdi. Bugün16 Ağustos. Onun deyişiyle sonbaharın ilk günü. Sabahın ilk ışıklarıylauyandım, kapıyı ardına dek açtım. Denizin kokusunu  derin derin soludum, kuşların sesini dinledim.Dünle bugün arasında ne fark var, diye sordum kendi kendime.

Bodrum, şirin bir turizm kasabası değil artık. Burası,binlerce insanın, her gün yüz binlerce insanı eğlendirdiği, dinlendirdiği hattaeğittiği kültür şehri.

Dün akşam 9. Uluslararası Bodrum Bale Festivali “İstanbulMozaik” adlı bir gösteriyle başladı. Gösteriden çıktığımızda, vakit geceyarısını geçmiş, babamın deyişiyle yeni bir mevsime girmiştik. Oysa sokaklar,restoranlar, barlar hâlâ dünden kalma bir günü yaşıyordu. Başkan Kocadon'un “Herkesiçin bir Bodrum vardır. Burada herkes kendi Bodrum'unu yaşar” sözüylekastettiği şey bu olsa gerek. Kimilerinin günü uğurlarken, kimilerinin yenigüne merhaba demesi de bu gerçeğin bir başka anlatımı değil mi? Keşke dünya,Bodrum olsa.

Mozaik, farklılıkların bir aradalığını -birliğini değil-  anlatan bir sözcük. Mozaikteeklektiklik var. Kozmopolit ortamlar için daha bir uygun sözcük.Mültikültürel  toplumlar için geçerli olaniç içelik, etkileşim yok onda. Kimilerince, parçaların bağımsızlığı değerli görülebilir.Ancak kültürel farklılıkların birliğinden söz edeceksek, ben “ebru” sözcüğünüyeğlerim. Anadolu'yu  ebruya benzetmem debundandır. Ebruda, bütünü oluşturan parçalar arasında doğal geçişler vardır.Hem kendine özgü hem ortak...Farklıların birliği dediğimiz şey, bu .

İstanbul Mozaik 3 bölümden oluşan bir eser.

2. Senfoni adlı ilk bölümün koreografı Uwe Scholz bir Alman.Eserin müziklerini yapan Robert Schumann da bir Alman. 2. Senfoni'yi 1840'lardabestelemiş. Eseri sahneye koyan Giovanni  Di Palma ise birİtalyan. Her ne kadar Di Palma, bir süre Scholz'un baş dansçısı olarak çalışmışolsa da onun Akdenizli karakterinin esere yansımadığını kim savunabilir.

Mozaik'in ikinci parçası “Creatures/yaratıklar” olarakadlandırılmış. Koreograf  Patric de Bana  da Alman. “Yaratıklar”ı Hollanda İntrodansTopluluğu için 1908'de yapmış. 1910'da da İstanbul  Devlet Opera ve Balesi için oyunugeliştirmiş.

Yaratık, yaratılmış canlı varlık, mahlûk anlamında birsözcük olsa da bize hep bilinmeyen, sıra dışı; hatta korkulması gerekencanlıları çağrıştırır. Oyunu izlerken insan ister istemez, sözcüğün anlamalanlarıyla oyun arasında bağ kurmaya çalışıyor.

Yaratık'ın müziklerini Dem trio, Madjıd Kholadj, Kayhan Kalhor ve Broklin Rider- Dhafer  Youssef yapmış. Dem Trio, daha önce zevkle dinlediğim Okan Murat Öztürk , MuratSalim Tokaç ve Cenk Güray'dan  oluşan birgrup. Madjid Kholaj ve Kayhan Kalhor da etnik müzik yapan İranlı müzisyenler.Dhafer Youssef' ise sufi müziğin Tunuslu temsilcisi.  Doğrusu ben o müziklerde oryantalist biryaklaşım hissettim. Belki eserin adına uygun; ama ben o mozaik müziğisindirmedim.

İstanbul Mozaik'in üçüncü bölümü “Mi Favorita” nınkoreografı Jose Martinez. O bir İspanyol; ama Fransa'da yetişmiş. Eserinmüzikleri, ünlü İtalyan besteci Donizetti'nin. Eser son derece hareketli müzikeşliğinde klasik balenin ünlü eserlerine göz kırpan enstantanelerle dolu.Aslında işin içine mizah da girince Mi Favorita, gösterinin finaline çok dauygun düşüyor.

Gece başımı yastığa koyunca eserin adı söz gelimi RomaMozaik ya da Berlin, Paris, hatta Tahran Mozaik olabilir mi diye düşünmüş,hiçbirine yakıştıramamıştım. Sonra, İstanbul artık böylesine kendisine yabancıbir şehir mi, diye sormuş, dilimden savrulan dizelerin peşinde dolaşmıştım birsüre:

İstanbul, Tevfik Fikret'in “Köhne Bizans'ı, ufuklarını inatçı duman sarmış/ gittikçe artan birbeyaz karanlık içinde kaybolan, bin kocadan artakalan dul bakiresiydi.

İstanbul, Yahya Kemal'in dünyada bir benzeri olmayan “HayalÅžehir”iydi. "Ömrüm oldukça gönül tahtıma kurul." demesi de bundandı.

İstanbul, Orhan Veli'nin "Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;Güvercin dolu avlular." ve doklardan gelen çekiç sesleriyle yaşayanşehriydi.

Doğrusu, İstanbul Mozaik'te, Yakup Kadri'nin "Sodom veGomore"sinden, Attila İlhan'ın "Dersaadette Sabah Ezanları"dan,  Kemal Tahir'in "Esir Åžehrinİnsanları"ndan da bir şeyler bulamamıştım

Tam da İstanbulsuzluk dalıma bastığında, Degas'nın hangitablosunda ölümsüzleşir bu kız diye izlediğim Deniz Zirek kesmişti yolumu.Zühal, Selim, Erhan, Ebru... ve diğerleri ruhlarından bedenlerine çağlayanİstanbul'la yeniden çıkıp gelmişlerdi. “İstanbul biziz. ” demişlerdi coşkuyla.Bence de dün gece yalnız bizim ve muhteşem olan İstanbul onlardı, gerisi demozaik.

On yıl sonra dünyada, bir bütün olarak  “İstanbul Mozaik”adlı bir eserden söz edilirmi bilmem? Ancak bunca farklı ulustan sanatçının bir araya gelerek ortayakoyduğu bir eserin, özellikle yaşadığımız coğrafyanın en gereksindiği birzamanda “Sevginin anlayışla oluşan çekirdeği”ne sağladığı katkıyı hangimizgörmezlikten gelebiliriz?

Bugün sözde sonbaharın ilk günü. Oysa Bodrum sokaklarına,çatılara ateş dağı gibi çöken güneş, yazın hükmünün geçerli olduğunu anlatıyorbize. Ne mevsimler ne şehirler ne de insan... hiçbir şey birdenbire değişmiyor;ama bale, değişimlerin en kestirme, en yalın anlatıcısı. Bodrum bufestivalle  sanata olduğu kadar, evrenselbarışa da hizmet ediyor.  


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
GELİ'YE ACİL190 KADROLU İÅžÇİ LAZIMÖnceki Haber

GELİ'YE ACİL190 KADROLU İÅžÇİ LAZIM

ORMAN BÖLGE MÜDÜRLÜÄžÜ'NE ALKIÅžSonraki Haber

ORMAN BÖLGE MÜDÜRLÜÄžÜ'NE ALKIÅž

Yorum Yazın