
LAYIK MIYIZ BU ACILARA ?
Tam iki yıl önceydi. Habur'dan giriş yaparak örgütten ayrılıp gelenler için TV'lerde haberler yapılmaya başlanmıştı. İktidar partisi ve BDP'nin dışındaki siyasi partiler yoğun bir öfke ile o talihsiz görüntüler üzerinden siyaset yapmaya çabalıyorlardı. Plansız programsızda olsa çatışmasız bir sürecin başlangıcı olabilecek adımlara daha başından çelmeler takıldı. Yıllardır yaşanan acılardan hiçbir şey çıkarılmamış gibi devam etsin istiyorlardı silahların patırtısı.
Güçlü devlet, güçlü ordu ikilemi kendilerini devre dışı bırakan her türlü adıma sert tepki koydular. Onlara göre bu işin tek yolu var; dağda ne kadar adam varsa hepsini öldürerek bu durumu bitirmek. Ama bunun akılla mantıkla açıklanabilir tarafı yok ve dünya çoğrafyasın da da bir benzeri yok.
Birkaç yıl önceydi, caddede yürürken dükkânlarda aralıklı bayraklar asılıydı. Bayram mı diye kendi kendime sordum “Yok şehitlerimize astık” dedi esnafın biri. İçime işledi bu acıyı bölüşme yöntemi. Sonra sık sık asıldı o ölüm habercisi bayraklar. Sonra hiç inmedi ve farkında olmadan ölülere alıştık, sıradanlaştırdık fidan gibi çocukların ölümlerini. O acıyı bölüşen esnaf camlarının yerini bu acının sırtına binen kalabalıklar aldı. 7-8 yaşında çocukların harçlıklarına göz diken kafeler, vergisini doğru dürüst ödemeyen dükkanlar, işçisi sömüren fabrikalar, kaçak elektrik kullanan iş-yerleri, askerin geride kalan ailesinin elektriğini kesen şirketler, şehit olunca utan-madan kesik elektriği bağlayan kalpazan kılıklı adamlar, elektriksiz ve susuz barakada yaşayanları, evin önüne bayrağa sarılı tabut gelince öğrenen mülki amirler bu acıların sırtından rant sağlamaya başladı. Okula gitmeyi beceremeyen çocuklar caddelerde elleri havalarda slogan severliği vatanseverlik sandılar.
Kan kusan bir PKK ve sakinliğini kaybetmiş bir iktidarın cepheleşmesinden yine yeni canlar düşüyor toprağa. Bir skor tabelasından farksız gazete sayfaları. Genç ölümler bahçesine dönmüş ülkenin her coğrafyası. Hep birbirine benzeyen analar ağlıyor ve yeni reytingler yaratıyor göz yaşartıcı onlarca hikâye. Uykusuz gecelerin bekçisi anne gözleri, yaşlara yatak oluyor. Kimse bunun nerede biteceğini bilmiyor. Süslü nutuklar atmak, vurgulu yazılar yazmak o anaların acısı dindirmiyor. Sahte acılara sahte gözyaşlarına inanmıyor artık analar. Artık ustalaştılar. Yürek acısını timsah gözyaşından ayırabiliyorlar. Biliyorlar ki sabah nutuk atanlar akşam sıcak evlerinde çocuklarına sarılıp eğlenecekler. Tek bir şehidin girmediği Bağdat Caddesi sakinleri gece âlemlere akacağını onlar bizden daha iyi anlıyor. Bizler her bayram sabahı yeni elbiselerimizle yeni dostlarımıza giderken onlar hep aynı elbise ile hep aynı mezara koşacaklar. Bu ülkeyi yönetenler bu ülkenin sahipleri çocuklarını korunaklı çevrelerde büyütüp sarılırken onlar hep aynı soğuk mermere sarılarak ağlayacaklar. Aklımıza bile gelmeyecek şehit düşen de geride kalan da.
Ülke topyekûn cinnete gidiyor. Mutlak taraf olmak zorunluluğu varmış gibi. Söylediğiniz her şey sizi bir yere yamıyor. Barış istemek en büyük kabahatler oldu. Barış diyenler terörist muamelesi görürken, Habur,dan girildiğin de “böyle olmaz savaşalım” naraları atanlar savaşmanın geldiği noktada mutlular mı acaba? Yılların suçunu yılların bedelini 20-25 milletvekilinden sormak onları bu savaşın suçluları olarak göstermek körebe oyunun da ebe olmaktan öteye geçmez. Yıllar önce TV, de sağcı bir millet-vekili UFUK URAS'A “ siz PKK ya terör örgütü der misiniz?” dedi aklınca köşeye sıkıştır-maya çalışıp tribünlere oyna-maya niyetlendi. Ufuk URAS “şiddet uygulayan her güç teröristtir. Ancak PKK,ya tam otuz yıldır bu ülkede altmış milyon insan altmış milyon kez terör örgütü dedi ne değişti” dedi. Gördüğüm kadarı ile bunca ölümden sonra hala aynı yerdeyiz. Sanki Demirtaş “PKK terör örgütüdür” dese sorun kalmayacak.
Yoksul Anadolu çocuklarının bedenleri üzerinden adalet güç iktidar özgürlük arayan kim varsa lanet olsun yazıklar olsun. Kim ne yapacaksa bir an evvel hemen şimdi yapsın. Boşu boşuna kimse kimseye “suçludur” demesin hepimiz suçluyuz hepimizin bu kanda el izi var. Fidan fidan çocuk-larımızı veriyoruz toprağa. Bu acıda payı olanların bu cinnet ortamından bu şiddet ortamın-dan yana kim varsa o tabutlara bir daha baksın ve kendi payına düşen utancı alsın.
Åžair yürekli dostum CELİL TAÅž “Ah be Anadolu! Åžimdi her köşen ağlayan 'Ana dolu'... Diye iki mısra yazmış. Ne de güzel anlatmış halimizi. Ne yazık ki geldiğimiz son köy burası. Anaları ağlayan bir ülke... Layık mıydık bu acılara...





























Yorum Yazın