SENİ NE İHTİYARLATTI?

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
SENİ NE İHTİYARLATTI?
Abone ol
SENİ NE İHTİYARLATTI?

-Seni ne ihtiyarlattı?

-Beni bu ders çalışmalarım ihtiyarlattı. Lise son sınıfta çok çalışmıştım. Son sınıfa kadar günlerimi boşa geçirdiğim için birçok arkadaşımın gerisinde kalmıştım eğitim olarak. Bu son şansımdı. Bir taraftan dünyanın nasıl döndüğüne dair bilgiler toplarken, bir taraftan da matematiğe kafa yormaya başlamıştım. Hemen hemen her gece uykumdan tavizler vermiştim. Odama kapanmıştım. Odama kapaklanmıştım. Odamı kapatmıştım. Herkese. Her şeye! Her neyse...

-Sorduğum soruyla verdiğiniz cevap arasında nasıl bir ilişki var sizce?

-Ben de şimdi oraya gelecektim! Gelecek kaygısı çığ gibi büyüyordu o zamanlar. 2008 yılı hiç bitmeyecek gibi geliyordu. Dershane kantinlerinde puan çizelgelerine bakmalar, gözyaşları, umut, hazin...

* * *

-Seni ne ihtiyarlattı?

-Aslına bakacak olursanız ben iyi yazılar yazardım. Yani yaşıma göre iyi yazılardı bunlar! Küçükken çok kitap falan okuduğum da söylenemez hani! Åžiire, şÃ¢ire, imgeye, tümceye üniversitede merak sardım. Hem Attilâ İlhan'ın Fransız sevgilisi Maria Missakian gibi bir kadına da tutulmadım. Yazdığım yazılar ve şiirler bir mermerci kızı içindi. Okuyanlar beğeniyordu. Ben onlar beğensin diye yazmıyordum; “o” beğensin diye yazıyordum. Yazarken de zorlanıyordum. Aslına bakacak olursanız iyi yazılar yazıyordum...

* * *

-Seni ne ihtiyarlattı?

-Valla ben okuduğum şehri hiç sevmiyordum. Küçük bir şehirdi. İnsanlarını, yaşam tarzını beğenmiyordum şehrin. Kültüre ve sanata dair en ufak bir çalışma yoktu. Åžehir geceleri adeta buz kesiyordu. Çoğu zaman bir battaniye yerine ikiyi hatta üçüncü battaniyeyi arıyordum. Bu şehirde uykuya dalmak hayli zordu. Uyumak için çok çaba sarf ediyordum, ama olmuyordu. Boğazıma takılan bir şeyler oluyordu daima. Çoğu zaman annemi özlüyordum. Annemi... Evet annemi. Zeytin gözlü annemi. Ahh annem...

-Seni ne ihtiyarlattı?

-Ondan bahsediyordum ya zaten! Annemin, beni üniversiteye yollarken akıttığı gözyaşlarını hatırlıyordum; annemi her aradığımda. Sırf bu yüzden bazen annemin telefonlarına çıkmıyordum. Aslında onun sesini duyamadığım zaman çok üzülüyordum. Hayat bu ya işte, bazen haftalarca onunla konuşamıyordum. Bir baktım ki yaşlanmışım...

* * *

-Seni ne ihtiyarlattı?

-Küçükken bahçelerden erik ve iğde çalardık. Biz şimdiki çocuklar gibi de değildik. Merttik. Demeyin hemen hırsızlığın mertliği mi olur diye! Olur, merttik; çocuktuk. Bizi anlamayan komşularımız vardı. Mahallede gürültüyü kaldıramayan komşularımız vardı. Gürültü yapıyoruz diye topumuzu kesenlerimiz vardı. Umutlarımızı kesenlerimiz... Sanki hiç çocuk olmamışlardı onlar. Sanki doğar doğmaz yaşlanmışlardı. Evlerimizde misketlerimiz vardı. Bahçe aralarına, misket oynamak için küçük kuyular kazardık. Kuyuları kaza kaza yaşlandım diyebilirim. Bir de babamdan korkardım. Komşular şikâyet edecek diye. O zamanlar Ahmed Arif'i tanımıyordum. Sevdiğim kıza maniler düzüyordum. Bilmiyordum şiirin insanı etkilediğini.

* * *

- Seni ne ihtiyarlattı?

-Doğrusu ben hiç ihtiyarlamadım. Yirmi bir yaşındaydım. Sigara içmek için balkona çıkmıştım. Hava almak için de denilebilir! Apartmanımızda kavga eden iki kadına bakayım derken balkonda düştüm ve sonra balkondan düştüm. Åžimdi de üryan bir şekilde sorularınıza cevap veriyorum. Bu kadar erken öleceğimi sanmıyordum. “Gençliğinizi nerede harcadınız?” sorusunun böylesine etkili bir biçimde suratıma çarpılacağını bilmiyordum. Hakkını yemeyeyim babamın! Çoğu zaman hatırlatıyordu bu soruyu. Ama o kırkını devirmişti bir kere. Kıskandığını düşünüyordum gençliğimi! Ayrıca sizin için neden bu kadar önemli bu soru?

-Babanız sizi kıskanıyordu öyle mi?

-Beni değil gençliğimi. Hem şimdi öyle düşünmüyorum . Eğer öyle olsaydı hüngür hüngür ağlamazdı beni defnederken. Hem babam benden daha gençti. Çünkü o bu yollardan geçmişti!

* * *

-Seni ne ihtiyarlattı?

-Özcan diye bir ilkokul öğretmenim vardı. Güzel ve etkili metin okumadan bahsediyordu. Okunan yazı, dinleyeni ve okuyanı etkileyebilmelidir diyordu. Babam Arapça bir şeyler okuyordu. Kitabın ismi yazmıyordu. Öyle güzel okuyordu ki gözlerinden yaşlar akıyordu. Babam ağlıyordu. Babamın sesi titriyordu. Babam titriyordu. Sanki ev titriyordu. Sanki ben titriyordum. Sanki her şey titriyordu. Babam ağladığına göre azar işitmeyecektim. Çalınan erikler yanıma kâr kalacaktı. Babama ne okuduğunu sordum. Babam Arapça bir mektup dedi. Hayret etmiştim. Babam nasıl okuyordu? Ne anlatıyor dedim. Çok şey dedi. Mesela dedim. Birkaç cümle söyledi. Koskoca bir sayfayı üç kelimeye yükledi. Babam utanmıştı. Babam üzülmüştü. Okuduğu şeyi tam olarak ifade edemeyişinin kahredici etkisini yüzüne bakınca anlamıştım.

* * *

-Seni ne ihtiyarlattı?

-Babam gibi olmayı çok istedim. Delikanlı olmayı. Adam olmayı. Allah'ı tanımayı. Åžeffaf olmayı. Ama babam okuduğu şeyi tam olarak çevirememişti bana. Çevirmeliydi. Babamın yıllar önce okuduğu ve ağladığı mektubu okumaya başladım. Ben de tam anlamıyla çevirememiştim. Babama haksızlık ettiğimi anlamıştım. Uzaklaştırılmıştık, uzaktan gelen o mektuba. Mektubu çevirmek istedim. Beni “Hud” ihtiyarlattı!

-Hud mu, o da ne?

-Babamın okuyup çeviremediği mektuptan bir bölümdü Hud! Peygamberi yaşlandıran ilahi mesajdı Hud!

“Elif, Ram, La... Öyle bir kitaptır ki bu...”



  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
BİR ZAMANLAR İNCE KEMER VARDI!Önceki Haber

BİR ZAMANLAR İNCE KEMER VARDI!

AK PARTİ'DE DELEGE SEÇİMİ BAÅžLADISonraki Haber

AK PARTİ'DE DELEGE SEÇİMİ BAÅžLADI

Yorum Yazın