
Tartışmalarda “Sol” Yok...
Bilgisayarım pencerenin kenarında. İzmir, birkaç gündürsoğuk, yağmurlu, hava bulutlu, gök gürüldüyor. Tıpkı Türkiye gibi... Arada güneşdoğmak istiyor ama doğamıyor... Simsiyah bir gökyüzü. Muğlalı bir arkadaşımın“Bizimoğlan güneş hep gararıp durmaz” sözünü anımsadım. Bu diyalektik bakışla biraz içim rahatladı ve yazıya döndüm.
Son on gündür Türkiye'de çok ilginç olaylar ve dramatiktartışmalar yaşanıyor. Sayın Başbakan son dokuz yıldır iktidarın eğitimpolitikası olarak hayata geçirdiği “eğitimde dinselleştirme” çalışmalarını açık ve net bir şekilde “dindar nesilyetiştirmeyi amaçlıyoruz” ifadeleriyle deklere ederek yeni bir tartışma başlattı. Başbakan daha sonra da bu istencinden geri adım atmadan Cumhuriyetinen özgün eğitim kurumu Köy Enstitülerini “öğrencinin formatlandığı kurumlar”(!) olarak tanımlaması, son olarak dahem dindar hem de modern öğrenci yetiştirmeyi hedefliyoruz diyerek bu konudakiısrarını sürdürdü. Sonra birden gündeme özel yetkili savcıların talebiyle MİT yöneticilerininsorgulanması girdi. Savcı-emniyet-cemaat ve MİT-Hükümet eksenlerinde medyada tartışmalar yoğunlaştı. Hükümet, öncesavcının görevden alınmasını sağlayarak ve sonra MİT görevlilerininyargılanmasını önleyecek yasayı TBMM'den geçirerek sorunu çözme yoluna gitti.
Sorun hükümetin istediği gibi çözülmüş olmasına rağmentartışmalar bitmedi. Tartışmalar, cemaat ile hükümet arasındaki ilişkilerbazında olaylar medyada irdeleniyor. Bu tartışmalarda sosyal demokratlarve sosyalistler yok. Devlet denilenkuruma hakim Milli Görüş geleneğinden gelen hükümet çizgisi ile Gülen cemaatiarasında yaşanan bir tartışma... Sosyal demokratların artık devlet içindekitartışmalarda olmaması gelinen nokta anlamında düşündürücü. Cemaat artıktümüyle siyasal tartışmaların önemli bir öznesi. Bu Türk siyasal hareketindeyeni bir durum. Bazı yazarlar da cemaati “Sivil Toplum Örgütü” olaraktanımlayarak sürecin olağan olduğu tezini işliyorlar. Durum gerçekten öyle mi?Tartışmalı... Ülkenin içinde yaşadığı bu sıkıntılı süreçte solun hayatın içindeki bu çok önemlitartışmaların içine girememesi, ağırlığının ve sözünün olmaması hem solaçısından hem de ülkenin geleceği açısından büyük eksiklik... Demokratik hukukdevletinin egemen olduğu bir ülkede sol, cemaatlerin toplumsal hayatiçerisindeki, kamudaki yerini sorgular, toplum-din ilişkisi hakkında düşünselaçılımlar yapar, batıdaki din-toplum ilişkilerini ortaya koyarak devletin laikolması gerçeğini güçlü bir şekilde seslendirir, tek sesliliğe, laik ve çağdaşbir ülkede başbakanların “dindar gençlik yetiştirmek istiyoruz” söylemine gerekçeleriyle itiraz eder. Bu tartışmalarda ortaya çıkandiğer bir sonuç; ülkede yasama, yargı, yürütme şeklinde tanımlanan kuvvetlerayrımı kavramının kalmadığı, yargının tümüyle siyasal iktidara ve cemaatlerebırakıldığı gerçeğidir. Hükümet TBMM'ndeki çoğunluğuna güvenerek yargıyıistediği gibi şekillendirebiliyor ve yönlendirebiliyor. Tartışmalardan“İstikrar” olarak sunulan “tek parti iktidarlarının” demokratik hukuk devletigelişimine çok önemli değerler katmadığı, kendisi gibi düşünmeyenleriötekileştirdiği, parti devletini ürettiği gerçeği de çıkan bir başka önemlisonuç olarak yerini aldı.
Bu saptamaların dışında siyasal iktidara oy vermeyen ve kendini ilerici-sol olarak tanımlayankesimlerde yaşanılan süreçlerin yarattığı algı nedir? Bu sorunun yanıtı önemli.Bu sorunun yanıtını CHP ve siyasal iktidar da aramalı, araştırmalıdır. Ama çokküçük bir grupta konuştuğunuzda; ülkenin çözüldüğü, dönüştürüldüğü, 89 yıllıkCumhuriyetin tüm kazanımlarının yok edildiği, ülkenin kurucusu Mustafa Kemal'ideğersizleştirme çabalarınınyoğunlaştığı algılarını hemen görebilmek olanaklı. Bu algıların sonucundakişilerde de hayal kırıklığı, ümitsizlik, kızgınlık, korku ve içine kapanmaşeklinde davranışların geliştiği görülüyor.Yargıda, emniyette her yerde cemaatin egemen olduğu düşüncesi ve algısının bu kesimlerde yarattığı infiali anlamak önemli. Bu kesimler kendileriniçıplak ve korumasız hissediyor. Bu nedenle hayatın içindeki tartışmalarından,demokratik süreçlerden, örgütlenme dünyasından kendilerini geri çekiyorlar... Bualgı dünyasını irdelemek siyasal iktidar için de çok önemli. İktidar, artıksadece AKP'ye oy verenlerin mi iktidarı, yoksa toplumun tümünün mü? Başbakanınaçıklamaları ve söylemi açıkça “ben sadece AKP'ye oy verenlerin başbakanıyım”anlamına geliyor. Bu algının keskinleşmesi ve yoğunlaşmasının iç barışınkorunması anlamında sıkıntılı olduğu bir gerçektir. Negatif yaşam-gelecek algılarınınyoğunlaştığı toplumun diğer yarısını öteki kılmak-yok saymak çok rasyonel birdüşünce değil. Ama AKP, bu rasyonel düşünceye kendini taşıyamıyor. Toplumusadece “din ve muhafazakarlaştırma” penceresinden bakarak şekillendirmekistiyor. Yanılgı burada... Ahlak ve erdemi sadece dinde arıyor. Beyinde veyürekte aramıyor...
Peki butartışmalarda olması özlenen, beklenen CHP ne durumda? Bu tartışmalarda yoğunbir düşünsel kararlılık sergileyemediği, toplumsal muhalefeti arkasınaalamadığı, sürükleyemediği bir gerçek.Sayın Başbakan ülkenin yüz akı eğitim kurumu olan Köy Enstitüleri üzerineolumsuz değerlendirmelerde bulunuyor... CHP'den tıs yok. TBMM kürsüsüne yansımış çok açık net bir solsöylem yok... Toplumdaki tartışmaları geriden izliyor,
yol gösterici olamıyor. CHP, var oluş nedeni olan “sol, Cumhuriyet, hukuk devleti vedemokrasi” ilkelerinden helvaüretemiyor. CHP seçmeni bu kezkurultayda demokratik-katılımcı bir CHP bekliyor. Tüzüğündeki tümanti-demokratik maddelerin temizlenmesini bekliyor. Yeni bir dil, yeni birsöylem ve inandırıcılık bekliyor. Küresel politikaların yarattığı
tahribatlara karşı halkın sağlık, eğitim, hukuk, demokrasi,çevre ve yaşam dünyasını zenginleştirecek bir sol söylem bekliyor. Tüm bunları liberal-muhafazakardünyaya açılarak değil kendisi olarak, sol kalarak yapması çok önemli bir beklentiyedönüşüyor.
Tüm bu tartışmaların ülkedeki “demokratik hukuk devleti” olma imecesinedüşünsel katkı sağlaması en önemli dileğimdir.






























Yorum Yazın