Ramazan Bayramı nedeniyle memleketim Muğla’daydım. Sırasıyla Kavaklıdere, Yeşilyurt ve Muğla’da dostlarımla, arkadaşlarımla beraber oldum. Kavaklıdere’de baba evinde, goca evde annem ve kardeşler olarak bayram nostaljisiyle yan yanaydık. Geçmişi andık, bayramlaşmaya gelen bizden iki kuşak gerideki küçümenlerin şeker ve bozuk para torbalarını kendi çocukluklarımızla bütünleştirdik. Akıp giden günlerimizi konuşarak, hatıraları ortaklaştırdık. Bayram günü eve gelen yakın akraba ve dostlarımızla, arkadaşlarımızla geçmişle beraber geleceği de konuştuk. Anacığım mutluydu. Bizlerle hep beraber olmanın mutluluğu vardı gözlerinde…
Arife günü sevgili annemle Kavaklıdere’de mezarlıktaydık. Sevgili babamı ve yakın akrabalara ziyaretteydik. Arife günlerini çok büyük bir gerekçe olmadığı sürece hiç kaçırmamayı ve Kavaklıdere’de olmayı büyük özen gösterdim. Mezarlık yolu, uzun süredir birbirini görmeyen arkadaşların kucaklaşma yoludur adeta. Her Arife günü öğretmenim babamla mezarı başında adeta hesaplaşırım, ona son bir yılda neler yaptığımı anlatırım, eğitim yoluyla hayatlarımızın değişimindeki büyük emeği için sonsuz teşekkürlerimi iletirim ve birkaç yeşil yaprak bırakarak hüzünle veda ederim. Bu yılda öyle oldu. Arife günleri ve bayram günlerinin yarattığı toplumsallık ve barış kültürünün çok önemli bir zenginliğimiz olduğu gerçeği ile dönüş yolundaydık.
Bayram görüşmelerinde ortaklaşan, tartışılan bir sorun “Cumhurbaşkanlığı Seçimi” idi. “Ne olacak?” sorusu bayram buluşmaları gündemindeydi. Seçimin adil olmadığı, Sayın Başbakanın iktidar olanaklarını hoyratça kullandığı, diğer iki adayın bu anlamda eşit olmayan bir seçim yarışında olduğu gerçeği ve Sayın Başbakana seçim sürecine yapılan bağışların açıklanmamasının yarattığı tartışma gündemin ilk maddeleriydi. Bu arada seçimlere yönelik anketler medyada yer aldı. Bu anketlere göre Başbakan: 53-54, Ekmel Hoca: 37-38, Demirtaş: 7-8 civarlarında gözüküyor. Çatı son yerel seçimlerde aldığı %44 oyu alamıyordu. Bu anketler bir algı yönetimi mi? Yoksa bilimsel verilerle anlık durum tespiti mi? Onu bilmiyoruz. Ama son bir yılda ülkede yaşanılanlardan sonra bu rakamları anlamak çok zor… Bu ülkede “vicdan” dediğimiz ortak ahlaka ne oldu?
Bayramda Cumhurbaşkanlığı tartışmaları yaşanırken Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç’ın Bursa’da verdiği absürd bir demeci “Muhafazakarların Kadına Bakışı” ile ilgili tartışmaları özellikle sosyal medyada yoğunlaştırdı. Arınç, bayramın birinci günü ahlak zabıtası edasıyla kadınların kahkaha atmaları ile iffetleri arasındaki ilişkiyi dinsel bir yorum getirerek kadına bakışını “İffet çok önemli kadın için de bir süstür erkek için de bir süstür. Kadın iffetli olacak. Erkek de olacak. Zampara olmayacak. Eşine bağlı olacak. Kadın ise o da iffetli olacak. Mahrem, namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak. İffet, iffetini koruyacaksın.” cümleleriyle ifade ediyordu. Bu ifadeler muhafazakar mahallede maalesef “kadının adının olmadığı” gerçeğini ortaya koyuyordu. O mahallede kadın, sadece çocuk yapan, evde oturan, potansiyel tehlike arz eden bir canlı olarak bakılıyor… Bu sorunlu bakışı anlamak, kabul etmek olanaksız. Anamızın, kız kardeşimizin, eşimizin, teyzemizin, halamızın, ninemizin duyduğu sevinci coşkuya, kahkahaya dönüştürmesinin ne sakıncası olabilir. Kahkaha insana dair bir coşkudur ve de her daim devrimcidir.
Bayramda en çok konuşulan bir başka konu başlığı “IŞİD Örgütü” idi. Bu örgüt kimdi? Arkasında kimler vardı? Bu katil sürülerine kim destek veriyordu? Siyasal iktidar neden bu örgüte “terör örgütü” diyemiyor? , muhalefet niçin bu soruları dile getirmiyor? Şeklinde sorular vardı… Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin en acımasız bu katil örgütle birlikte paralalize olması, destek vermesi bu ülkedeki pek çok insanı incitiyordu. Ülkenin bir an önce bu ayıptan kurtulması bir bayram dileği idi…
Bayram buluşmalarında renk vardı, canlılık vardı, değişim talebi vardı. Değişim emek ister, çalışmak ister, yürek ister… Çatı buluşmasını oluşturan yapılar bu son 10 günde yeni bir organizasyonla yeni bir sinerji üreterek Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ağırlıklarını mutlaka koymalıdırlar. Sadece Ekmel Hocaya bırakarak bu seçimi almak olanaklı değil. Bu çok açık… Aday belirlemedeki heyecanlarını seçim süreçlerine emek vererek yansıtmalıdırlar(!). Yoksa tarih ve toplum affetmez, mutlaka vicdanlarda, bilinçlerde sorgular, yargılar ve gereğini yapar… Son söz seçmenlerde… Seçmenler mutlaka oy kullanmalıdırlar. Göreceli daha demokratik bir Türkiye mi? Daha otoriter, tek adam yönetimindeki bir Türkiye mi? Soru açık ve net… Ne dersiniz? Geçmiş bayramınız kutlu olsun…






















