“Gün gelir bu işe bu millet da şaşar/Tam kurşun işlemez deminde karanlığın/Bir ateş böceği başlar” Can YÜCEL
9 Ağustos cumartesi günü Selçuk’taydık. Yeğenimiz Damla Kocabaş’ın düğünü vardı. Düğün Antik Efes kentinin hemen yakınındaki “Efes Arena” daydı. Tüm aile, eş, dost ve yakınlar oradaydı. Düğün sırasında küçük küçük kümelenmelerde ertesi günü yapılacak Cumhurbaşkanı (CB) seçimleri konuşuluyordu. Seçime mutlaka gidilmesi ve oy verilmesi gerektiği temalı konuşmalar egemendi. Sonuç ne olacak? merakı yoğundu. 10 Ağustos Pazar günü sabahı kahvaltı sonrası Özdere’den İzmir yolculuğumuz başladı. Oyumuzu İzmir’de kullandık ve döndük. O gün sosyal medyada olağanüstü bir iyimserlik ve umutla izlenimlerimizi, “Günaydınlar... Bugün güzel bir gün... Özdere’den çıktık İzmir’e gittik, oyumuzu kullandık ve tekrar Özdere’deyiz... Yollar çok yoğun... İnsanlarımız sandığa, gidiyorlar...Ülkemizin aydınlık geleceği adına, demokratik bir Türkiye adına bu seçim bir umut olsun... Sevgiyle” not düşmüştük.
10 Ağustos pazar, saat 18.00 televizyonlar sonuçları vermeye başladı. Sosyal medyada da sonuçlara dair tepkiler dizelere yansımaya başaldı. İlk tepki “Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar/Ve dağılmış pazar yerlerine memleket/Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile.”şeklindeki Edip Cansever dizeleriyle geldi. Sonra sırayı “Nicedir akşam, kara bir kefen gibi geriliyor/Bu acılı, bu yoksul ülkemin üstüne…” dizeleriyle Ahmet Erhan aldı. İlerleyen saatlerde Nazım’ın “Yine de İyimserlik” şiirinin “Kardeşim/Sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana/Uçak sağ salim inebilsin meydana/Doktor gülerek çıksın ameliyattan/Kör çocuğun açılsın gözleri/Delikanlı kurtarılsın kurşuna dizilirken/Birbirine kavuşsun yavuklular/Düğün dernek yapılsın hem de/Susuzluk da suya kavuşsun/Ekmek de hürriyete/Kardeşim/Sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana/Onların dediği çıkacak/ Eninde de sonunda da” dizeleri CB seçimleri sonucu oluşan atmosferi umuda dönüştürmek üzere sosyal medyada yer alıyordu.
10 Ağustos’tan bu yana televizyonlarda, yazılı basında CB seçimleri tartışılıyor, konuşuluyor, irdeleniyor. Çıkan sonuç netti. Seçimi çatı adayı kaybetmişti. Çatının iki önemli partisi son yerel seçimlerdeki % 44 oy oranını yakalayamamışlardı. Seçimi Erdoğan %51.8 oy oranı ile almıştı ve Selahattin Demirtaş %9.8 oy oranı ile çok önemli bir başarıya imza atmıştı. Kamuoyundaki tartışmalarda en çok sorulan soru “Çatı adayı neden kaybetti?” idi. Sayın Kılıçdaroğlu’nun Ekmel Hocayı toplumdaki kutuplaşma-kamplaşma tehlikesi karşısında “uzlaşı kültürü ve demokratik değerlere” katkı anlamında olağanüstü bir iyi niyetle önerdiği konusunda hiç şüphe yok. Bu çok net… İzleyebildiğimiz kadarıyla Ekmel Hoca; muhafazakar-milliyetçi bir mahalleden gelen, çelebi, evrensel değerlere bağlı ama ülkedeki siyasal iklimin dışında, iyi niyetli bir profil sergiledi. Ekmel Hoca, meydanlarda seçilecek bir Cumhurbaşkanı adayı olarak Erdoğan karşısında çok doğru bir isim değildi. Zira meydan deneyimi yok ve meydanlarda Erdoğan kendi seçmeni ile, görüşlerine hiç katılmamamıza rağmen sağlam bir iletişim kuruyordu. Ekmel Hoca bu nedenle daha çok TBMM’nde seçilebilecek bir aday adayı profili sergiliyordu. Bir başka paradoks ise Ekmel Hoca’nın, kendisine destek veren partileri mutlu etme adına ziyaretlerde yaptığı konuşmaları diğer mahallelerde tepkiler oluşturdu. Örneğin Sivas’taki Muhsin Yazıcıoğlu övgüsü, Cumhuriyet dönemine ilişkin bazı açıklamaları Ege’de, İstanbul’da ve bazı duyarlı yerlerde olumsuzluk ürettiği çok açık.
Sonuçta seçimlere katılma oranı %74 civarında oldu. Seçmenlerin bir kısmı sandığa gitmedi ve CB seçimi kaybedildi. CHP seçmeni, naif, duyarlı bir seçmen. CHP seçmeni son yıllarda CHP’nin net bir çizgisinin olmamasından dolayı sıkıntılı. CHP’nin evrensel sol-sosyal demokrasinin kazanımları üzerinde mahallesini projelerle, söylemiyle genişletmesini istiyor. Yani kendisi olmasını istiyor. 1973, 1977 seçimlerinde Ecevit “Toprak İşleyenin, Su kullananın” , “Ne Ezilen, Ne Ezen, İnsanca Hakça bir Düzen” söylemleriyle CHP oy tabanını %41’lere taşıdı. Bugün de sağa bakarak değil, sola bakarak partiyi büyütmek olanaklı ve bunun da sosyolojik zemini var. Yeter ki buna yönelik strateji ve vizyon olabilsin. CHP’nin bu dönemde akıl ve bilimin ışığında büyük bir sağduyu ile, kimseyi ötekileştirmeden daha iyiye, güzele ulaşma adına parti yapısını gözden geçirmesi gerekli. Partide mutlaka AR-GE gibi sahiden çalışacak ve topluma, seçmenlerine güven tazeleyecek “biz varız ve yapacağız ve de başaracağız” mesajını yüksek bir sesle vermesi gerekiyor. Toplumla yakın temasta bulunan demokratik kitle örgütü başkanı olarak CHP tabanında bazı sosyolojik kaymalar olduğunu görebilmekteyiz. O nedenle CHP’nin tüm farklı görüşleri büyük bir iyi niyetle yönetim organlarında açıklıkla değerlendirmesi, eleştiri-özeleştiri mekanizmasını işletmesi gerekiyor. Bugün buna yoğun bir gereksinimi var.
Son sözümüz yine “umut” olacak. Koşullar ne olursa olsun, hayatı, emeği, insanı, insan haklarını, doğayı, böcü-börtüyü savunmaya devam edeceğiz. Umutsuzluk ve teslimiyete düşmeden türkülerimizi söylemeye, zeybeklerimizle diz vurmaya ve horonlarla, buluşmaya, dayanışmaya, omuz omuza imeceye devam edeceğiz. Ne dersiniz?






















