Kavaklıdere Demeç gazetesinde daha önce de sevgili ilkokul ve mahalle arkadaşım Ahmet Gültekin için yazmıştım. Şimdi de Kavaklıdere'de ağabeyimin ilkokul sınıf arkadaşı, sevgili babamın öğrencisi, dostum, bizim kuşağın “Nusret Abisi” için yazmak boynumun borcuydu. Nusret Boz, 1953 doğumluydu. Biz ilkokul birinci sınıftayken onlar dördüncü sınıfta, abimle aynı sınıftaydılar. Sedat Burhan, Dursun Akkaş, Cemil Akkaş, Mehmet Alper, Celal Köroğlu, Osman Çalışır o sınıftan hatırladığım isimler. Bizim çok sevdiğimiz akrabamız “ Büyük Akkaş Dayının” torunuydu. Ailelerimiz arasında o nedenle önemli bir hukuk vardı. O dönemlerde Kavaklıdere'de ortaokul yoktu. Nusret Abi zeki bir insandı. Ailenin onu okutmak için olanakları da vardı. Ama o tercihini ticaretten yana yaptı. Biz Kavaklıdere dışında okumalara gittiğimizde onun ilkokul sonrası terzi çıraklığı, kamyonculuk, odunculuk yaptığını hatırlarım. Sürekli koşturduğunu, başarmak duygusunu hep içinde taşıdığını ve çalışkanlığını unutamam. Okullardan her köye varışımızda bize “hoş geldin” demeyi hiç esirgemeyen bir insan sıcaklığı taşırdı.
Sonra yıllar geçti. Biz ailecek 1986 yılında İzmir'e gelmiştik. Onlar da ailecek İzmir'deydiler. İlerleyen yıllarda özellikle 1990 sonrası onunla ve kardeşi Necdet ile görüşür hale geldik. Kemeraltındaki dükkânlarına uğrar “Köyde ne var yok” sohbetlerini yapardık. Palleci dilini konuşur, esprilerle okul anılarını, kamyon şoförlüğü hatıralarını, çocukluk yıllarımızın Kavaklıdere güzelliklerini paylaşırdık. O, Kavaklıdere'yi, Muğla'yı, Muğla kültürünü çok severdi, köyde olan her güzel şeyden mutlu olurduk. Sonraki yıllarda çocukların eğitim süreçlerinde daha sık yan yana olduk. Zaman zaman da iki-üç ayda bir yeni dükkânlarına gider laflardık sonra da beraber yemeğe çıkardık. Yanında çalışan Özlem, Ebru, Ali ve diğerleri onun adeta ailesi gibiydi. Onları çok severdi.
Nusret Boz, vicdanlı, hak-hukuk bilen, samimi bir insandı. Kavaklıdere'den gelip kurtlar sofrasında yer edinmiş, kardeşi Necdet ile birlikte başarmış iş adamıydılar. Öngörüleri ve yetenekleriyle büyük bir şirketi yönetiyorlardı. Daha sonra bu şirketlerden yine başarılı üç farklı şirket doğdu… Önemli bir istihdam da üretiyorlardı. Üniversitede bölüm başkanlığı yaptığım altı yıllık süreçte yoksul öğrenciler için, bölümün bazı eksiklikleri için telefonla aradığımda destek oldu, dayanışmamız hep sürdü. Bu arada yıllar geçiyordu. Sağlık sorunları vardı. Annesinin sağlık süreçlerini büyük bir acı ile izledi. Onun kaybına çok üzüldü. Nusret Abi, vefatından yaklaşık on gün beni aramıştı. “Bizim oğlan yan yana gelip konuşalım, dertleşelim” dedi. Sahil evlerinde buluştuk. Yanında şoförü Süleyman da vardı. Yemekte eşim ve onun Pisili arkadaşı Kazım Bey vardı. Annesinden bahsederken gözleri yaşlıydı. Yeni hazırladığım “Memleket Yazıları” kitabından bahsettim. “İçinde Kavaklıdere olcek mi?” diye sordu. “Tabii ki” dedim. Benden kitabımın içine ilkokul beşte onların sınıfının 1963 yılında çektirdiği toplu fotoğrafını koymamı rica etti. “Olur” dedim. “Bu kitabı mutlaka biz basalım” dedi. “Neden olmasın” dedim. Keyifli bir sohbet sonrası ayrılmıştık.
Vefatından bir gün önce yazlığımın küçük tamiratları için Özdere'deydim. Onun önerdiği sobacıyla evin baca tamirat işleri vardı. İki kez aradı. “Adamlar geldi mi?” diye sordu. Öğleyin Özdere'de sevgili ortak dostumuz mimar Mehmet Yavuz ile tesadüfen buluşmuştuk ve yemekteydik. Yemek sırasında Nusret Boz'u arayalım dedik. Telefonlaştık. Onunla çocukluk yıllarını ve Ganyeş yaylasını konuştular, gülüştük, “Ben de aranızda olmalıydım” dedi. Bu son konuşmamız olmuştu. Bir hafta önce okulda kızı Nazlı ile babasının sağlık sorunlarını konuşmuş, endişelerimizi, özellikle alkol ile ilgili bağımlılığını azaltması gerektiğini paylaşmıştık. Son hafta iki kez bir uzman hekimden randevu almıştım. Pas geçti. Gitmek istemedi…
Nusret Abi, benim için Kavaklıdere tarafımın, memleket özleminin, çocukluk yıllarımızın bir tanığıydı, dostuydu. Onu Kavaklıdere mezarlığında sonsuzluğa uğurladıktan sonra yolda hep onu konuştuk. Çocukları Asiye, Nazlı ve Yeliz'i en iyi şekilde okutmak için çabalarını, mutluluklarını, mutsuzluklarını, yalnızlığını, iç dünyasındaki kavgalarını, kırgınlıklarını konuştuk. Onu anlayabilmiş miydik? Bilmiyorum… İzmir'de vicdanlı, zeki, çalışkan, dost bir arkadaşımı, köylümü kaybettim. Bu yazı ona duyduğum saygının gereğidir. Tüm Boz ailesine, çocuklarına, çalışma arkadaşlarına ve yakınlarına tekrar başsağlığı diliyorum. 59 yaşında tekrar memleketine kavuşan, yalan dünyaya veda eden Nusret Abinin toprağı bol olsun. Anısına saygıyla…






















