Sabahattin Ali, Aydın ortaokunda öğretmen olduğu 1930lu yıllarda Çakırcalı Mehmet Efe’nin hikayesinden etkilelenerek ’’Çakıcı’nın İlk Kurşunu’’ adlı eserini yazmıştır. Yazarın daha önceleri bir çok eserini zevkle okudum, büyük bir keyif aldım. Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna ve Sırça Köşk adlı eserlerini okudum. Sizler de alıp okuyun. Eminim çok beğenerek Sabahattin Ali aşığı olacaksınız.
Çakıcı’nın İlk Kurşunu adlı uzun hikaye, Türk edebiyatında hakkında çok yazılmış ve efsaneleşmiş bir kişinin hikayesi. 1872-1911 yılları arasında Aydın’da yaşamış olan ünlü bir efenin, Çakıcalı Mehmet Efe veya Çakıcı Efe denilen kişinin hikayesi. Edebiyatımızda başta Yaşar Kemal olmak üzere birçok yazarın Çakıcı adlı romanı vardır. Sabahattin Ali bu hikayeyi kendi üslubu ve politik görüşüne uygun olarak yeniden yazmış.
Abdülhamit döneminde geçen hikayede Çakıcı’nın ilk kurşunu atıp dağa çıkmasını, Abdülhamit’e karşı Anadolu halkının isyanının başlangıcı olarak sunuyor Sabahattin Ali. Zeybekler anlatırken onların ‘’halis Türk ırkı’’ olduğunu belirtiyor. Abdülhamit’in üzerlerine gönderdiği , yolladığı güçleri Arnavutları ve Çerkezleri yeniyor. Tüm düşman güçlerini temizliyor. Hikayenin sonunda Çakıcı’yı ancak bir Zeybek vurabiliyor ama aslında başkasını vurmak isterken yanlışlıkla Çakıcıyı vuruyor. Yani Çakıcı sonunda ölüyor ama yenilmiyor.
Hikaye günümüze uygun benzer yönleriyle okuru etkileyerek Çakıcı gibi isyan edesiniz geliyor. Hikaye sömürenler ve sömürülenler üzerine kurulu. O dönemde düzenin bozukluğu, ekonomik eşitlik olmaması, çok zengin ve çok fakirlerden oluşan bir düzende zorbaların zulümlerini anlatıyor. Türkiye ‘de Ege dağları o dönem hiç Efesiz kalmadı. 19. yüzyıl sonunda Ege ‘de tahminlere göre en az 4 bin çete vardı. Çetenin içersinde yer alan bireylere ‘’ Zeybek’’ adı verilirdi. Çetenin başında bulunan zeybeğe’’ Efe’’, yeni katılanlara da ‘’ kızan’’ denilirdi. İlçemizde Şeyh Memed , Zalımoğlu ve Kasralı bu çetelerde yer alıp düşmana karşı savaşmışlardır. Hepsinin ayrı ayrı birer hikayesi var. Hepsi birer halk kahramanı gibi davranırdı. Ezilenlere, yoksullara, kimsesizlere mümkün olduğunca yardım etmeye çalışırlardı. Öncelikle vurgunlardan elde ettikleri ganimetin bir kısmını halka dağıtmak, yani zenginlerden alıp, fakirlere vermek zorundaydı. Ege bölgesinde bu görevleri üstlenmeyen, sadece yol kesen, adam soyan eşkiyaya ‘’çalıkakıcı’’ veya ‘’çakal’’ denirdi ve bunlar halktan kesinlikle destek almazlardı. Eşkiya ile baş edemeyen Osmanlı sık sık af çıkarırdı. Aftan yararlanan zeybekler ‘’yüze’’ çıkmış olurdu. Çakırcalı Mehmet Efe, devletin haksızlığına uğramış köylüler tarafından kahraman olarak görülüyordu.
Günümüzde halk , yeni bir Çakırcalı çıkaramıyacağına göre bu hikayenin burada bitmeyeceğini ve gelecek günlerin birçok olaya gebe vaziyette beklediğini seziyorum. Baştaki padişah gibi davrandıkça bu halk, elbet yeni kahramanını yaratacaktır. Çalıkakıcılık hat safhada…. Yalan, talan ve çalan belli… Halk sineye çekiyor. Elbet gün gelecek hesabı sorulacaktır.
Efendim, burası EGE. Yiğit’in harman olduğu yer… Efeler diyarı…. Dedelerimiz, ninelerimiz Efeleri eşlik eden, onları her daim destek olan, Cumhuriyet ışığını yakanlarla omuz omuza savaşanların torunuyuz. Onlarla övünür, gururlanırız. Dilimizde hep onların kahramanlık türküleri söylenir durur. Atalarımızın bin bir güçlükle kazandığı bu vatanın toprağını elbet sahip çıkacağız. Çalıkakıcılar yenilecektir. Kazanan Ulusal güçler olacaktır. Emperyalistler en çok Ulusalcılardan korkarlar. Çakıcı, çalıkakıcıları bir bir temizlemişti. Ruhu şad olsun…
Çakıcı’nın İlk Kurşunu adlı eserini mutlaka okuyun….



























