10 Şubat Pazartesi sabahı CHP’nin 30 Mart yerel seçimlerine yönelik aday listeleri MYK ve PM’de uzun süren görüşmelerden sonra birkaç yer hariç kesinleşti ve kamuoyu ile paylaşıldı. Ardından tartışmalar, protestolar, yürüyüşler, istifalar ve parti içi yoğun tartışma gündemde yerini aldı.
Şubat 2014 koşullarına bakalım. Yoğun yolsuzluk bilgilerinin, tapelerin yayınlandığı, bakan ve milletvekillerinin istifa ettiği, cemaat-paralel devlet tartışmalarının yaşandığı, “Alo Fatih” esprileriyle medyanın kuşatıldığı, internet yasası ile internetin sınırlandırılmak istendiği, toplumsal muhalefetin geliştiği, ekonomik krizin de kapıda beklediği bir dönem. Böyle bir dönem, yıllardır muhalefette kalan sosyal demokratların seçim stratejileriyle, projeleriyle, parti yönetişim ilişkileriyle, inandırıcılıklarıyla, üretecekleri demokratik-katılımcı parti kültürüyle topluma “biz varız, biz hazırız” diyebilecekleri tarihsel bir sürece karşılık geliyor… Peki öyle mi oluyor? Maalesef… CHP, bu iki tarihsel sürecin örtüşmemesi için elinden geleni yapıyor.
CHP tüzüğünün 2.maddesi partiyi “Cumhuriyet Halk Partisi; programındaki anlamlarıyla Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik, ilkelerine bağlı ve evrensel Sosyal Demokrasinin Özgürlük, Eşitlik, Dayanışma, Barış, Emeğin yüceliği, Hukukun üstünlüğü, Dengeli kalkınma, Gönenç (Refah), Doğanın ve çevrenin korunması, Çoğulcu ve katılımcı demokrasi değerlerine ve insan haklarına dayanan, gücünü halktan alan, çağdaş demokratik sol bir siyasal kuruluştur” olarak tanımlıyor. Seçim süreci ve listelerin açıklanma biçimi partinin tüzüğündeki temel ilkelere uygun olmuş mudur? Yani CHP, aday adaylığı sürecinde sol bir parti, emeğin yüceliğine saygı duyan bir parti, gücünü halktan alan bir parti gibi davranmış mıdır? Bu konuda ciddi bir tartışma var, itirazlar var ve CHP’nin tüzüğüne uygun bir davranış sergileyemediğine ilişkin yaygın bir kanı var…
CHP bu süreçte ülkenin sınırlı bazı bölgelerinde önseçim, bazı bölgelerde de parti bünyesinde yöneticilerden oluşan bir komisyonun saptadığı ölçütlerle merkez yoklaması kararı aldı. Önseçim yapılan çok sınırlı merkezlerde hiçbir dargınlık-kırgınlık yaşanmadan süreç tamamlandı. Memleketim Muğla’da parti üyeleri “Yatağan, Bodrum, Datça, Fethiye” dışındaki ilçelerde belirlenen günde oylarını tam bir demokratik olgunlukla kullandılar ve sonuçlarını da sevgiyle kabullendiler, içselleştirdiler… Ayrıca tüm bölgelerde belediye meclis üyeliği listelerinin oluşturulması da parti üyelerinin seçimiyle ve büyük bir demokratik olgunlukla gerçekleşti, aday adayları eşit koşullarda yarıştılar sonuçta da listeler oluştu… Burada problem yok. Bunlar önemli kazanımlar…
Önseçim yapılmayan diğer merkezlerde büyük bir kaos yaşandı. Çok yakın çevremde yerel yönetimlere aday adayı olmuş arkadaşlarım-dostlarım vardı. Onlar aracılığıyla son sekiz aylık süreci yakından izleme olanağı buldum. Genel merkezde oluşturulan komisyonun bu süreçte çok iyi sınav vermediği, sık sık takvim ve yöntem değiştirdiği ve bu nedenle listelerin son halinin çok gecikmiş olarak ortaya çıktığı görüşü kamuoyunda yaygın bir eleştiri olarak yer almakta. Sürecin uzaması nedeniyle adayların büyük bir kısmının, özellikle kamudan istifa ederek gelenlerin zorluklar yaşadığı bir başka eleştiri. Komisyona yönelik bir başka eleştiri de belirledikleri kriterlerin MYK ve PM’nde hayata geçmediği, askıya alındığı, o nedenle de komisyon çalışmalarının rasyonel-nesnel sonuçlar üretmediği gerçeğidir.
Büyük kavga ve partiyi sıkıntıyı sokan süreç metropollerde yaşandı. Maalesef buralarda parti kurumsal kimliğinden çok kişisel iradeler, egolar ve oligarşik parti yapıları partinin tüm prestijini, Şubat 2014 tarihsel dönemine özgü muhalefetin iktidara hazırlıklı olmaya ilişkin güven duygularını yok etti… Bir metropolde bir bütün şehir belediye başkan adayı tüm ilçelerin belediye başkanlıklarını nasıl belirleyebilir? 400-500 bin nüfuslu ilçeler vesayetle atanan “memur başkanlarla” yönetilebilir mi? Halk nerede? Yarın da tüm milletvekillerini ben belirleyeceğim derse CHP genel merkezi bu iradeye teslim mi olacak? CHP tabanının bu anti-demokratik talebe itirazı var… Bu talep, Gezi Parkı ruhunu görmeyen, anlamayan, ben merkezli bir ruh hali değil mi?
Bir önseçim yapılsaydı bu kırgınlıklar, kızgınlıklar, öfkeler, istifalar yaşanmayacaktı. Toplumda ortaya çıkan algılar ne? Tüzüğüne sol-sosyal demokrat parti olduğunu yazmış bir parti kendi içinde demokrasi-katılım-adalet gibi evrensel kazanımlarını hayata geçiremezken ülkede demokrasiye, adalete ne derece katkı koyabilir? sorusu bu sürecin ortak sorusudur. Bir başka algı, uzun yıllar yerel yönetimlerde partiyi temsil eden, parti adına çalışmalar yapmış kişilerin adlarının 9 Şubat 2014 günü yapılan PM toplantısında parti içi güçlerin yarışıyla önce yazılıp, sonra silinmesi, tekrar yazılması bir komedi değil mi? Bu çalışmalar emeğe saygı adına büyük bir zerafetle yapılamaz mıydı? İncinmeler önlenemez miydi?
Tüm bu süreçleri medyada, tabanda, halkın arasında, üniversitede izlerken gördüğüm, CHP tabanının çok dinamik-heyecanlı ve diri kitlesel bir “sol parti” istiyor olması gerçeğidir. Bu anlamda parti yönetişim ilişkilerine yönelik itirazlar öne çıkmaktadır. Parti, oyunun kurallarını koyamıyor, koyduğu kuralları uygulayamıyor, kurumsal bir kimlik üretemiyor. Vesayetlere açık davranıyor. Vesayetlere teslim olan bir partinin asla kurumsallaşamayacağını, tabanını genişletemeyeceğini göremiyor. CHP’nin tüm anketlerde oyu %25-30 bandında seyrediyor. Artamıyor… Artmamasının nedeni acaba üretilemeyen kurumsal kimlikte mi?
Sonuç, CHP bir an önce kurumsallaşma adına tüm seçimler için uygulanacak kuralları hayata geçirmeli. Bunu yapacağını açıkça topluma deklere etmelidir. İlk işi bu olmalıdır... Toplum, AKP karşısında güven duyacağı bir parti talep ediyor. Güven, günümüzde çok önemli ve değerli bir algı… Listelerde çok değerli arkadaşlarımız da var... Çok değerli bazı arkadaşlarımız da listeye alınmadı... Yaşananlara rağmen tümüne başarılar diliyoruz. Ama bu eksiklikleri söylemek de boynumuzun borcu... CHP ancak daha çok katılım-daha çok demokrasi ile büyür... Solun başka seçeneği yok... Saygılar... 





















