Bir Ada Hikayesi savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların, Yunanistan’a gönderilen Rumların boşalttığı bir adada yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alır.
Daha önce serinin birinci kitabı ‘Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana’, ikinci kitabı ‘Karıncanın Su İçtiği’, üçüncü kitabı ‘Tanyeri Horozları’ adlı üç kitabını da okumuştum. Birbirinin devamı olan üç kitabın; sonuncusunu tüm kitapseverler gibi ben de merakla bekliyordum. Nihayet çıktı. Aldık. Eşim benden önce okudu. Serinin önceki kitabını en son 6 yıl önce okudum. Aradan çok zaman geçti. Roman kahramanlarının birçoğunun isimleri bellekten çıktığı için, önceki kitapları hızla taradım. Efsanevi bir dilde anlatmayı seven yazarın, son kitabının asıl kahramanı yine Umut’tur. Kitap, savaş mağduru bu insanların ortak bir yaşam kurma çabalarını anlatıyor. Umutsuz, kötü şeyler yaşansa bile her zaman bir umudun var olacağını bizlere hatırlatıyor.
Yaşar Kemal, ülkemizin en değerli, kalemi güçlü, yurtiçi ve yurtdışında aldığı ödüllerle kendini kabul ettirmiş; dünya edebiyatının da önde gelen yazarlarındandır. Kırkı aşkın dile çevrilmiş yapıtları, bütün dünyada ilgiyle ve severek okunmaktadır. Nobel Edebiyat Ödülü’nün Yaşar Kemal’e verilmesinin daha uygun olacağı kanaatini yıllarca taşımışımdır. Politik nedenlerden dolayı bir başka yazarımıza verildi.
Börtü böceği, ağacı, çiçeği, solucanı, çiyanı, arıyı, kuşu, kısacası tüm dünyada yaşayan canlıları birkaç cümlede sık sık betimleyerek anlatması, insanın doğayla özdeşleşmesi ve okuyucuya verdiği mesajı bu son kitabında da görebiliyorsunuz. Çigir, Zurba Kuşu, Tuvana ve Terütaze kelimelerine ilk defa Çıplak Ada’da rastladım. Ertesi günü internetten anlamlarını öğrendim. Siz de merak ediyorsanız; önce kitabı alın okuyun, sonrası kelimelerin manalarını öğrenin. İnsan okuyunca her bir şeyi öğreniyor. Seyredince de öğreniyorsun ama okumak başka. Genel Kültürün kitap sayesinde daha iyi gelişiyor.
Yaşar Kemal’i iki yıl önce Beşiktaş Balık Pazarı’nın yakınında, öğretmen ağabeyim Muammer Özler’le çarşıyı dolaşırken karşı karşıya geldiğimizde görmüştük. Vakur, ağır ağır, elleri cebinde yürüyerek kalabalığın arasından geçti gitti. ‘ Ağabey tanıdın mı?’dedim. ‘Tanıdım’ dedi. Çıplak Ada’nın yazarını çıplak gözle görmüştük. Aslında dünya gözüyle derler ya! Her neyse! Benim heyecanıma verin artık. Yazarın eserlerini ve değerini ağabeyimle konuşarak o günü hoş bir şekilde geçirmiştik. Bir İstanbul anısı olarak o günü hiç unutmayacağım.
Sevgili Okurlar, daha önceki kitap tanıtımlarında sizlere önerilerde bulunarak şu kitabı alın, ama mutlaka alın diyerekten tavsiyede bulunurdum. Ama bu kitabı kesinlikle alın diyorum. Son elli yılın en güzel eseri diyebilirim. Akıcı, hoş, sade ve mükemmel bir dille yazılmış. Elinizden bırakamayacağınız bu kitap, eminim yaşamınıza renk katacaktır.
İyi okumalar efendim.






















