“Koşuyor altı yaşında bir oğlan,/ uçurtması geçiyor ağaçlardan,/ siz de böyle koşmuştunuz bir zaman./ Çocuklara kıymayın efendiler./ Bulutlar adam öldürmesin.” Nazım Hikmet
Ülkenin güneydoğusunda bir savaş yaşanıyor. Her gün ölüm haberleri TV ekranlarında, gazetelerde boy boy… Çocuklar, anneler, askerler, polisler ve o bölgenin gençleri ölüyor. Acı üzerine çoğalan daha büyük acılar ve duygusal kopuşlar…
Eğitime savaş arası verilerek kapatılmış ve karakollara dönüştürülmüş okullar, tatile gönderilmiş öğretmenler ve adı konmamış bir savaş yanıbaşımızda sürüp gidiyor. Sağduyunun kaybolduğu, vicdanların karardığı, anlamsız bir savaş ölüm ve çığlıklarla sürüyor. Elinde beyaz bayrakla yaralı çocuğunu hastaneye taşımaya çalışan anneler ve dramları artık her gün hayatımızda yer alıyor. Etik dışı her şey yapılıyor, okullar yakılıyor… Okulları ister elinde bombayla PKK bassın, ister elinde silah asker bunun sonucunda da çocuklar, insanlar ölüyor, evler yakılıyor-yıkılıyor, hastalar, yaralılar hastaneye gidemiyor, sokağa çıkılamıyor ve ölüler gömülemiyor… Ülkenin bir köşesindeki fotoğraf bu…
Bu yazıyı yazarken sosyal medyada insan hakları savunucusu sanatçı Audrey Hepburn’un ''İnsanların öldüğünü gördüm. Sevenlerin ayrıldığını. Her gün tekrar eden zulmü ve açlığı. Bütün bunlar bana gösterdi ki, hayatta hiçbir şey acı çeken bir insana duyacağımız empatiden önemli değildir. Hiçbir şey. Ne kariyer, ne servet, ne zeka, ne mevki. Soylu bir hayat yaşayacaksak, başkalarının acılarına kayıtsız kalamayız.'' Bu sözleri sanki yaşananları özetliyor. “Acı çeken insan ,empati ve kayıtsız kalmamak” günümüzde insan kalabilmek için hesaplaşacağımız değerler olarak karşımıza çıkıyor.
Gazetelere baktım. “Savaş İstemiyoruz! Çocukları Öldürmenizi İstemiyoruz” Girişimi'nin rapor sonuçları vahim: “44 çocuk öldü, 52 çocuk yaralı”. Hazırlanan rapor, 26 Temmuz-30 Kasım 2015 arasında, Diyarbakır, Şırnak, Ağrı, İstanbul, Mardin, Van, Ankara, Hakkâri ve Adana illerindeki terörün-çatışmanın acımasızlığına ilişkin çocuklarla ilgili bilgiler içeriyor. Süreç gösteriyor ki çatışmalar devam ettikçe çocuk ölümleri artacak… İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch - HRW) Temmuz 2015’ten bu yana devam eden operasyonlarla yaşanan sivil ölümlere tepki göstererek ölümlerin artmasından duyduğu endişeleri dile getiriyor.
Yazdıklarımı okuyorum. Ölüm, çatışma haberleri içimi karartıyor, daralıyorum. Önümdeki şiir kitaplarını araladım, karşıma Necati Cumalı şiiri çıktı: “Bir günü/Güzel bir günü/Güneşli bir günü/Hiçbir şeye değişmem/Onun için savaşı sevmem/Onun için zulmü sevmem/Onun için yalanı sevmem/Bilirim yaşamaz güneşte/Bilirim yaşamaz yan yana aşkla/Ne haksızlık/Ne korku/ Ne açlık” dizeler bir şair duyarlılığıyla barışı savunuyor. Önümdeki bir başka kitabı karıştırıyorum, karşıma insan hakları savunucusu Martin Luther King’in "Beni kötü insanların zulmü değil,iyi insanların sessizliği korkutuyor" sözleri çıkıyor. Ürküyorum ve ülkedeki çığlığı görmeyen sessizliği düşünüyorum.
7 Haziran seçimleri sonucu ülkede gelişen kaos ve belirsizlik ve bölgedeki savaş Türkiye’yi de kana buladı. Silahlı terör örgütü, demokratik siyaseti terk ederek, adeta da yok ederek ve 40 yıllık alışkanlıklarıyla çatışmacı iklimden yana tercihini yaptı. Bu tercih, o bölgede binlerce insanın göçü, evsiz kalması, ölüm, kan ve ateş üretmeye devam ediyor. Suriye iç savaşının tarafları arasındaki dengelerde rol alarak Suriye pastasının dağıtımından pay almak isteği bu şiddeti arttırıyor. Ülkedeki barış, binlerce yıllık beraber yaşama kültürü umurunda değil. Gözü Ortadoğu dengelerinde… İçinde insan olmayan bu şiddet politikalarıyla, yaşanan bu acılarla bir yere varılabilir mi? Zannetmiyorum.
Türkiye Cumhuriyeti bir devlet refleksiyle davranmalıdır. O bölgede acı çekenlerin yurttaşı olduğu gerçeğini asla unutmamalıdır. Kayıpların azalması, canların, çocukların acılarını en aza indirecek ilişkilerin geliştirilmesi, okulların açılması, çocukların eğitim hayatına devamı bir an önce sağlanmalıdır. Bu süreç böyle gidemez ve gitmemelidir. Yaralı ve travmalı bir kuşakla duygusal kopuşlara çok hızla yol alınacağı unutulmamalıdır. Onun için bir an önce 7 Haziran seçimleri öncesine dönmeye yönelik acil önlemler yaşamsal değerdedir. Barışı temel bir insanlık hakkı olarak yaşama geçirmek gerekmez mi? Şiddet ve savaş dilini bir an önce terk etmemiz gerekmiyor mu? Ne dersiniz 





















