Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

DERSHANE TARTIŞMALARINA DAİR…

 Türkiye  son on günde yoğun bir şekilde dershaneleri tartışıyor. AKP İktidarı ve Cemaat arasında başlayan tartışma televizyonlarda, basında, tüm boyutlarıyla ve ardıl sonuçlarıyla ülke gündeminde yerini almaya devam ediyor. Yaklaşık 50 bin öğretmenin çalıştığı, sayıları 4500’e varan ve 1 milyon 200 bin öğrencinin öğrenim gördüğü  dershaneler  tartışmasında eğitbilimciler yok. Dershane olgusunun sosyolojik analizini, araştırmasını yapan sosyal bilimciler yok. Tartışma tümüyle siyasal bir zeminde gelişiyor. İzleyebildiğim kadarıyla muhalefetin de bu konuda sistematik bir görüşü yok.
Bu satırları yazarken kendi tarihime baktım. Dershaneye öğrenci olarak  gitmişliğim yok. Ama çocuklarımın  velisi olarak ödediğim faturaları çok net anımsıyorum. 1972 yılında Ankara Yüksek Öğretmen Okulu hazırlık sınıfında üniversite sınavlarına hazırlanırken birkaç test kitabı ve Lise-1-2-3 konularını tekrar ederek sınava hazırlanmıştım. O yıllarda Ankara’da  iki veya 3 tane dershane vardı.  Sonraki yıllarda özellikle 1980 sonrası dershaneler olayı adeta ülkenin her bir köşesinde sayısal olarak patladı. Benim tarihimde dershaneler olayının bir olumlu katkısı 1982 yılında 12 Eylül darbesi sonucu  üniversite dışında kalınca Ankara-Kızılay Dershanesinde iş bulmam ve çalışmamı sağlamış olmasıydı.  12 Eylül faşizmi nedeniyle işini kaybeden çoğu öğretmen, akademisyen yaşamlarını dershanelerde devam ettirmek zorunda kaldı. Sonra çocuklarımız büyüdü. Dershaneler gerçeği ile karşılaştık. Önce ilkokul 4-5 Anadolu Liselerine hazırlık, Orta-3 Fen Liselerine hazırlık, Lise 2-3 üniversite sınavlarına hazırlık süreçleri ve dershaneler sürecini “sponsor  bir veli” ve ilgili eğitimci olarak izledik, gözlemledik. Dershane olayı nedeniyle çocukların en güzel zamanlarını dershanelerde geçirdikleri, hobilerini geliştiremedikleri, sosyal ve toplumsal ilişkilerini daha iyi gerçekleştiremedikleri, büyük bir stres altında oldukları çok somut bir gerçek. O dönemlerde çocuklarının dershane giderlerini ödemekte zorlanan pek çok velinin de olduğu gerçeğinin altını çizmeliyim. Dershaneye gitmek olgusunu aşmak da olanaklı değildi o yıllarda. “Üniversite dershaneye gitmekle kazanılır” algısı yaygın bir kanıydı. Bu bölümün kısa özeti kamu okullarında eğitim,  niteliğini kaybettikçe  dershaneler gelişti, yaygınlaştı ve  eğitim sisteminde bir olgu olarak yerini aldı.
Yıl 2013, AKP’nin 11 yıllık iktidarı sonunda sayıları %100  artmış olan  dershanelerde bazı yapısal değişikliklerin  ortaya çıktığı  görülmektedir. Önceleri daha çok öğretmen ortaklıkları şeklinde gelişen dershaneler yerine şimdi daha çok ülkenin her yerinde şubeleri olan markalaşmış,  merkezi dershanelerin (Uğur, Final, Körfez, Fen Bilimleri vb.) tıpkı bakkal-süpermarket-hipermarket örneği gibi bir başkalaşım yaşadıkları görülmekte. Yine siyasal  yapılaşmanın da dershanelere yansıdığı, “Cemaat” olarak adlandırılan grubun da dershane sektörünün %25’ine hakim olduğu  ortaya çıkmıştır. Sayın Başbakanın partisiyle-Cemaat arasında yaşanan dershane tartışmasında ifade ettiği, “Siz ne istediniz de yapmadık?” şeklindeki sorusu bu tartışmaların can alıcı noktasıdır. Cumhuriyetin akıl ve bilimi referans  alan eğitim politikalarından, aydınlık öngörülerinden ne denli  uzaklaşıldığını göstermesi anlamında çarpıcıdır.
Bu tartışma neden yaşanmaktadır? Çok açık ki Cemaat ile AKP arasında siyasal bir tartışma var.  İktidara ortak olmak ile başlayan süreçte iktidarın bu ortaklığa sınır getirme arayışı var. Cemaat  de kendisi için çok önemli olan dershaneler alanını kaybetmemeye çalışıyor.  Bu tartışmada ülkenin eğitim sorunlarını gerçekten çözmek ile ilgili bir irade var mıdır? Keşke bu sorunun yanıtı  olumlu olabilseydi.  Ülkemiz çok önemli eğitim sorunları yaşamaktadır. Hürriyetin liberal  yazarı İsmet Berkan bile siyasal iktidarın en başarısız alanın eğitim olduğu gerçeğini  Kasım ayı yazılarında ifade edebilmektedir.  PISA yarışmaları, ÖYS sınav sonuçları, sorulara verilen yanıt ortalamaları, yapılan araştırmalar her basamakta eğitim sisteminin iflas ettiğini göstermektedir. PISA yarışma sonuçlarının ortaya koyduğu  “Türkiye, PİSA yarışmasında en iyi ve en kötü okullar arasında standart sapması en büyük ülke” değerlendirmesi  bir gerçekliktir… Bu sonuç  derin bir eşitsizliğin ifadesidir.  “Nitelikli eğitim ve nitelikli öğretmen yetiştirme” sorunsalı acil bir paket olarak karşımızdadır. Dershaneler bu tartışmanın neresindedir? Dershaneler, ülkedeki  eğitimin niteliğini kaybetmede birincil derecede   sorumludurlar. Dershaneler yüzünden lise son sınıfın yaşanmadığı, raporların alındığı,  kamu okullarının tapu dairesi gibi sadece diploma veren kurumlara dönüştüğü bir gerçektir. Öğrencilerin dershanelerde konunun özünden çok beş seçenek arasında doğru yanıtı seri bulma eğitimi aldıkları ve bu nedenle analitik düşünce becerilerinin gelişiminin olumsuz etkilendiği yapılan çalışmalarda görülen tespitlerdir.  Küresel ekonominin çok önemli örgütü  Dünya Bankası belirli periyotlarla ülkelerle ilgili  rapor yayınlar. Son dönemlerde Türkiye’ye yönelik  yayınladığı bir raporunda  “…ÖSS sınav sistemi kaliteyi düşük tutuyor. Uzman düşünüş, karmaşık iletişim, problem çözmede ileri yetkinliklerin öğrenilmesini engelliyor, zengin-yoksul eşitsizliğini büyütüyor…”  ifadelerini kullanmaktadır. Eşitsizlikleri derinleştirdiğine ilişkin bu değerlendirme çarpıcıdır, önemlidir. 
Siyasal iktidar, dershaneleri kapatma gerekçesi olarak eğitimin niteliğini arttırma gerekçesini öne çıkarıyor. Zira Dünya ekonomik büyüklük sıralamasında 18. sıradan ilk 10’a sıçramak istiyor. İnsani gelişmişlik düzeyi 90. sıralarda olan ve ortalama eğitim süresi 6.6 yıl olan bir ülke 12 yıldır uygulanan ve eğitimi, dinselleştirmeye-piyasalaştırmaya  yönelik politikalarla, bunu başarması olanaklı mı? Kesinlikle hayır… Birkaç  ay gibi kısa bir sürede yasalaştırılan 4+4+4 yasası bir reform değildir. Eğitim sistemini daha da geri noktalara götüren bir yasadır. Uygulamalar ve sonuçlar da bunu doğrulamaktadır.  Bir bilim olan pedagojinin içine dini katarsanız oradan hiçbir şey çıkmaz. Eğitim, niteliğini tamamen kaybeder, çağın gerisine düşersiniz. Din, inanç ağırlıklı başka bir alandır. Dinde soru soramazsınız, tartışamazsınız,  doğası budur.  Eğitim ise çocukların doğuştan getirdiği tüm yetenekleri dışarı çıkartan, onu toplumsallaştıran bir süreçtir,  bilimdir. Siyasal iktidarın yanlışı buradadır. Eğitimin niteliğini arttırmak doğru, ama böyle artmaz…
Bu pencerelerden bakıldığında eğitimin niteliğine olumsuz katkıları nedeniyle dershanelerin  zamanla kapatılması zorunluluktur.  Ama  bunu yaparken okullarınızdaki eğitimin niteliğini arttırarak, sağlıklı bir ölçme-değerlendirme yöntemiyle üniversitelere sınavsız öğrenci kabulünü  mutlaka hedeflemelisiniz. Dershanelerde çalışan 50 bin öğretmeni sınavsız istihdam etmelisiniz. Ve bu süreci tek adam kararı olmaktan çıkarıp eğitbilimcilerle, paydaşlarla  konuşarak, konuyla ilgili yayınları inceleyerek kamuoyuna haklı bir gerekçe sunmak durumundasınız… Aklın ve bilimin egemen olduğu, kamusal, nitelikli  bir eğitim sistemi dileği ile…
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar