Türkiye, bölünmenin ve kutuplaşmanın en ağır koşullarını yaşayarak Ağustos ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru yol alıyor. Çoğunluğa sahip siyasal iktidar bu kutuplaşmayı önleyemiyor; böyle bir niyeti yok, aksine daha da yoğunlaştırıyor… Kutuplaştırma politikalarıyla kendisine oy veren seçmenleri bir blokta tutmaya çabalıyor. Tam bu noktada olan Türkiye’ye oluyor ve ülke bunu hak etmiyor.
Ülkede herkesin aynı şeyi düşünmesi eşyanın doğasına aykırı. Kimileri solcu, kimileri sağcı, kimileri milliyetçi, kimileri muhafazakar pencereden olaylara bakarken, kimilerimiz etnik ve mezhepsel aidiyetlerimiz üzerinden yaşamı sorgulayacak ve görüş oluşturacak. Çok seslilik de bu değil mi? Demokrasi düşüncesi bu çok seslilik üzerinde inşaa olacak ve farklılıklarla bir arada yaşayacağız. Doğada asla tek başına papatyalar, laleler, sümbüller var olmuyor. Hepsi birlikte yer aldığında çok renkliliğin armonisi ve müziği ortaya çıkıyor. Toplumsal yapılar da böyledir. Tıpkı büyük ozan Nazım’ın: “Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” dizelerindeki gibi…
Siyasal iktidar, topluma sadece muhafazar, geldikleri dinsel gelenekten bakıyor ve nedenle de empati geliştiremiyor. Toplumu kendi bakış açısıyla şekillendirmek istiyor, cendereye sokuyor, evrensel bir barış ve demokrasi kültürü yaratmanın çok ötesinde, böyle bir gelenekleri de yok… Tek parti iktidarı gibi çalışıyor ve tüm kurumların, kişilerin kendilerine biat etmesini istiyor. Ülkede parti devleti havası yaygınlaşıyor. Sanki ülke siyasal iktidara oy veren %45’in devleti, diğerleri yok… Diğerleri, yani toplumun %55’i öteki… Böyle devlet yönetilir mi? Bunun adı demokrasi olur mu?
Siyasal iktidar Soma faciasında tosladı. Soma olayı, bu anlamda siyasal iktidar politikalarının iflası oldu. Nelerdi bunlar? Özelleştirme ve taşeronlaştırma politikası çöktü. Yandaş iş adamı üretme politikaları çöktü, yandaş iş adamıyla üretilen sarı sendikacılık çöktü, “Bu işin fıtratında kaza var” diyen kaderci, akıl ve bilimden uzak anlayış çöktü, siyasal iktidarın seçmenlere dağıttığı kömürün kaynağı ortaya çıktı… Sonuçta siyasal iktidar Soma’da bocaladı ve sendeledi... Nasıl davranacağını kestiremedi ve Sayın Başbakan 3-4 bin kişilik korumalarla Soma’ya geldiğinde acılarını yaşayan yurttaşlara karşı estirilen şiddet sarmalı, bir başbakanlık müşavirinin yerdeki bir yurttaşa tekmeleri bu iflasın başka bir boyutu olarak karşımıza çıktı. Sayın Başbakanın fıtratında empati hiç yok, acıyı anlama, yapılan protestoyu gülümseyerek karşılama yok, gerekirse özür dilemek, geri adım atmak yok. 301 arkadaşını kaybeden insanlar her demokratik ülkede olduğu gibi siyasal sorumluluk taşıyan insanları protesto ederler, acılarını dışa vururlar. Bundan doğal ne olabilir?. Sonuçta ocaklarla ilgili; “bozuk maskeler, sahte denetlemeler, 2 aydır için için yanan kömür ve karbon monoksit, hiçbir eğitime sokmadan işe alınan işçiler ve patronun yüksek kar hırsı” gerçeği ortaya çıkmadı mı? Protesto etmesinler de ne yapsınlar?
Bir başka ötekileştirme, son günlerde Aleviler üzerinden yapılıyor. İstanbul-Okmeydanı olayları bahane edilerek ülkenin yıllardır en acı çeken kesimleri olan Alevilere yönelik negatif bir suçlama kampanyası yapılarak çok tehlikeli provokasyonlar yaratılmak isteniyor. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Ülke nüfusunun çok önemli bir kısmını oluşturan Alevi yurttaşlarımız her daim barışın, eşitliğin ve adaletin insanları olmuşlardır. Türkiye toplumu bu oyunlara gelmeyecektir, barış içinde yaşamanın yollarını mutlaka geliştirecektir.
Üniversiteyi, medyayı, askeri, polisi, yargıyı kontrol ederek, ele geçirerek toplumda barış sağlanmaz. Toplum “bu ele geçirme” politikalarıyla nefes alamaz, oksijensiz kalır ve patlar. Bırakın insanlar düşüncelerini özgürce ifade etsinler, siyasal iktidarı eleştirsinler… 31 Mayıs Gezi Parkı direnişinin 1. yıldönümü. Gezi Parkı direnişi siyasal iktidarın dayatmacı politikalarına karşı toplumun “hayır” demesinin adıydı ve sekiz cana mal oldu. Yazık değil mi kaybedilen canlara ve ailelerine? Siyasal iktidar empati yapabilir olsaydı, inatlaşmasaydı sekiz can yaşıyor olacaktı… Bir yıl sonra siyasal iktidar hala Gezi Parkıyla ilgili bir öz eleştiri yapamıyor… Yazık!
Ağustos ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu anlamda çok önemli. Tüm toplumu kucaklayacak, empati yapabilecek, herkesin Cumhurbaşkanı olabilecek, yabancı dil bilen, vizyonu zengin bir insanımızı Cumhurbaşkanı seçmek ülkedeki demokrasi ve barış kültürüne çok değerli katkılar sağlayacaktır. Ne dersiniz? 





















